Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe anahtarı çevirdiğin o an, kaputun altından gelen o tuhaf, şakırtılı metalle metalin kavga etme sesi varya... İşte o an Toyota'nın o dillere destan "asla bozulmaz" efsanesinin çatırlamaya başladığı andır dostum. D4D veya GD motor fark etmez, o meşhur Japon mühendisliği bile bizim kalitesiz yakıtlarla ve ötelenen bakımlarla bir yere kadar göğüs geriyor. Enjektörün işeme yapması dediğimiz meret başladığında aracın çekişten düşmesi bir yana, egzozdan çıkan o kapkara duman arkandaki sürücüye illallah ettirir. Bir bakmışsın araba rölantide sallana sallana bir hal olmuş, sanki motor yerinden fırlayacakmış gibi sarsılıyor. İnsan ister istemez soruyor tabii, biz bu arabaya dünyalar kadar parayı sanayiden çıkmayalım diye mi verdik...
Tamirciye gittiğinde usta sana hemen "abi bunlar kronik" ya da "kötü mazot koymuşsun" deyip kestirip atar ama işin aslı öyle basit değil ki. Enjektör dediğin zımbırtı milimetrenin binde biri hassasiyetle çalışan bir püskürtme memesi aslında; sen oraya kükürt oranı yüksek, tortulu yakıtı pompalarsan o delikler tıkanır, basınç dengesi altüst olur. Çalışma sıcaklığı yükselir, yanma odasındaki patlama kontrolsüz bir hal alır ve sonra başlar o bitmek bilmeyen tıkırtılar. Bazen sorun sadece yakıtta da bitmez, mazot filtresini zamanında değiştirmeyip üç kuruşun hesabını yaparsan, o filtredeki çapaklar direkt enjektörün kütüğüne dolar. Sonra durduk yere yolda kalmalar, sabahları geç çalışmalar, gaza bastığında arabanın boğulup kalması...
Peki şimdi ne yapacaksın, gidip sanayide hemen ilk önüne gelen usta enjektörleri söküp "biz bunları revizyon yapalım" dediğinde hemen tamam mı diyeceksin? Sakın ha, o hataya düşüp sıfır fiyattaki parçayı uydurma tamir takımlarıyla kurtarmaya çalışan merdiven altı yerlere paranı kaptırma. Eğer enjektör değerleri bilgisayara bağlandığında çok uçuk çıkmıyorsa, öncelikle kaliteli bir enjektör temizleyici katkıyla depoyu fulleyip uzun yola çıkmak bazen mucizeler yaratabiliyor. Tabii iş işten geçtiyse, yani o piskürtme uçları tamamen eridi ya da tıkandıysa revizyon da bir yere kadar idare eder, eninde sonunda orjinal denso parçayla değişim şart olur. Yoksa o işeyen enjektör er ya da geç pistonu deler, işte o zaman enjektör masrafının beş katını motor indirirken ödersin...
Şehir içinde dur kalk yaparken aracın anlık yakıt tüketim ekranına bakıp da gözlerine inanamadığın zamanları hatırla, normalde 6 litre yakan araba bir anda 10-11 litrelere fırladıysa orada durup bir düşünmek lazım. Motor resmen yakıtı içmiyor, adeta bocalıyor, tam yakamadığı için de çiğ mazot kokusu arabanın içine kadar doluyor. Şansın varsa sadece pullar kaçırıyordur da dipteki dip contalarını değiştirip ucuz kurtarırsın ama o şans genelde bize pek uğramaz. Çoğu kullanıcı bu sesi tıkırtılı supap zanneder, aylar boyunca "bir şey olmaz Japon bu" diyerek sürmeye devam eder. Sonra bir bakmışsın otobanda 120 ile giderken araç aniden koruma moduna geçmiş, gaz pedalı tepki vermiyor, ekranda motor arıza lambası turuncu turuncu sana göz kırpıyor...
Tamirciye gittiğinde usta sana hemen "abi bunlar kronik" ya da "kötü mazot koymuşsun" deyip kestirip atar ama işin aslı öyle basit değil ki. Enjektör dediğin zımbırtı milimetrenin binde biri hassasiyetle çalışan bir püskürtme memesi aslında; sen oraya kükürt oranı yüksek, tortulu yakıtı pompalarsan o delikler tıkanır, basınç dengesi altüst olur. Çalışma sıcaklığı yükselir, yanma odasındaki patlama kontrolsüz bir hal alır ve sonra başlar o bitmek bilmeyen tıkırtılar. Bazen sorun sadece yakıtta da bitmez, mazot filtresini zamanında değiştirmeyip üç kuruşun hesabını yaparsan, o filtredeki çapaklar direkt enjektörün kütüğüne dolar. Sonra durduk yere yolda kalmalar, sabahları geç çalışmalar, gaza bastığında arabanın boğulup kalması...
Peki şimdi ne yapacaksın, gidip sanayide hemen ilk önüne gelen usta enjektörleri söküp "biz bunları revizyon yapalım" dediğinde hemen tamam mı diyeceksin? Sakın ha, o hataya düşüp sıfır fiyattaki parçayı uydurma tamir takımlarıyla kurtarmaya çalışan merdiven altı yerlere paranı kaptırma. Eğer enjektör değerleri bilgisayara bağlandığında çok uçuk çıkmıyorsa, öncelikle kaliteli bir enjektör temizleyici katkıyla depoyu fulleyip uzun yola çıkmak bazen mucizeler yaratabiliyor. Tabii iş işten geçtiyse, yani o piskürtme uçları tamamen eridi ya da tıkandıysa revizyon da bir yere kadar idare eder, eninde sonunda orjinal denso parçayla değişim şart olur. Yoksa o işeyen enjektör er ya da geç pistonu deler, işte o zaman enjektör masrafının beş katını motor indirirken ödersin...
Şehir içinde dur kalk yaparken aracın anlık yakıt tüketim ekranına bakıp da gözlerine inanamadığın zamanları hatırla, normalde 6 litre yakan araba bir anda 10-11 litrelere fırladıysa orada durup bir düşünmek lazım. Motor resmen yakıtı içmiyor, adeta bocalıyor, tam yakamadığı için de çiğ mazot kokusu arabanın içine kadar doluyor. Şansın varsa sadece pullar kaçırıyordur da dipteki dip contalarını değiştirip ucuz kurtarırsın ama o şans genelde bize pek uğramaz. Çoğu kullanıcı bu sesi tıkırtılı supap zanneder, aylar boyunca "bir şey olmaz Japon bu" diyerek sürmeye devam eder. Sonra bir bakmışsın otobanda 120 ile giderken araç aniden koruma moduna geçmiş, gaz pedalı tepki vermiyor, ekranda motor arıza lambası turuncu turuncu sana göz kırpıyor...