Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yolda giderken arabanın altından gelen o garip gıcırtıyı duymamazlıktan gelmek hepimizin yaptığı bir şey, değil mi... Sanayiye gidip ustanın yüzündeki o hınzır tebessümle karşılaşmaktan korkuyoruz belki de. Yıllardır garajımızda duran ya da her gün işe gidip gelirken direksiyonuna geçtiğimiz o canım Toyota’lar aslında inanılmaz sağlam araçlardır, bunu hepimiz kabul ediyoruz zaten. Ama gelin görün ki bu araçların da bir canı var ve o lokum gibi akıp giden sürüş hissi bir anda lokum gibi olmaktan çıkabiliyor. Çukura her girdiğimizde araç içindeki herkesin aynı anda "oğlum neydi o ses" diye birbirine bakması tesadüf değil. Süspansiyon sistemi yıpranmaya başladığında araba aslında bizimle basbayağı konuşuyor, sadece biz duymak istemiyoruz ya da kulak ardı ediyoruz.
Direksiyonu hafifçe kırıp kasisten geçerken hissettiğiniz o garip salınım varya, işte o tam olarak amortisörlerin "ben bittim, beni değiştirin" deme şekli. Hani bazen viraja biraz hızlı girersiniz de arabanın arkası böyle garip bir şekilde savrulur, sanırsınız ki araba altınızdan kayıp gidecek... Amortisör patladığında veya yağ sızdırmaya başladığında araç yoldaki pürüzleri emmek yerine hepsini doğrudan şasiye ve dolayısıyla bize iletmeye başlıyor. Bir bakmışsınız en ufak bir asfalt çatlağında bile arabanın içi deprem bölgesi gibi sallanıyor. İşin garibi, zamanla bu duruma alışıyoruz da. Arabanın gün geçtikçe sertleştiğini ya da tam tersi pamuk gibi ama kontrolsüzce sallandığını fark edemiyoruz çünkü alışkanlık insanı körleştiriyor.
Gözünüzle görmek isterseniz jantın arkasından şöyle bir kafanızı uzatıp bakmanız bile yeterli olabilir bazen. Amortisör kovanının üzeri simsiyah, vıcık vıcık bir yağ katmanıyla kaplandıysa geçmiş olsun... O yağ oradan sızdıysa artık o parçanın dampin görevini, yani o yaylanmayı dizginleme işini yapması imkansız. Arabayı durduğu yerde ön çamurluktan tutup aşağı doğru sertçe bastırıp bırakın bakalım ne yapıyor. Eğer hemen eski konumuna gelip çakılıp kalıyorsa harika, ama sanki beşik gibi iki üç kere aşağı yukarı sallanmaya devam ediyorsa... İşte orada durup bir düşünmek lazım. O yayların kontrolsüz gücü yüzünden fren mesafenizin nasıl uzadığını hayal bile edemezsiniz, özellikle de ıslak zeminde.
Sanayiye yolumuz düştüğünde genelde sadece amortisörün kendisini değiştirip çıkmak gibi bir hataya düşüyoruz, yapmayın. O sistemin içinde takozlar var, bilyalar var, körükler var ki onların her biri birbiriyle akraba gibi çalışıyor. Siz gidip sadece patlak olan tarafı ya da sadece amortisörün kendisini yenilediğinizde, birkaç ay sonra aynı gıcırtıyı tekrar duymanız işten bile değil. Çift olarak değiştirmek şart, yani sol patladıysa sağdakini de emekliye ayıracaksınız, bunun başka bir yolu yok. Hatta hazırdı usta lifte kaldırmışken o amortisör üst takozlarına ve bilyalarına da bir baktırın, çünkü direksiyonu çevirirken gelen o "tık tık" sesi genelde oradan kaynaklanıyor.
Bizim insanımız genelde parça pahalı gelince hemen yan sanayi veya ne olduğu belirsiz muadil parçalara yöneliyor, çok da haksız sayılmayız aslında devir ekonomi devri. Fakat konu yürüyen aksam olunca ucuz parça inanılmaz büyük bir pişmanlığa dönüşebiliyor. O orijinal fabrikanın koyduğu konforu ve o kendine has sönümleme kalitesini sert, kalitesiz bir parçayla yakalamanız imkansız. Aracın dengesi bozuluyor, birkaç bin kilometre sonra aynı yerden tekrar patlıyor ve harcadığınız işçilik parası da cabası oluyor. Bütçeyi biraz zorlayıp bilinen, Toyota’nın orijinal üretim standartlarına yakın markaları tercih etmek uzun vadede hem cebimizi hem de kafamızı rahat ettiriyor.
Direksiyonu hafifçe kırıp kasisten geçerken hissettiğiniz o garip salınım varya, işte o tam olarak amortisörlerin "ben bittim, beni değiştirin" deme şekli. Hani bazen viraja biraz hızlı girersiniz de arabanın arkası böyle garip bir şekilde savrulur, sanırsınız ki araba altınızdan kayıp gidecek... Amortisör patladığında veya yağ sızdırmaya başladığında araç yoldaki pürüzleri emmek yerine hepsini doğrudan şasiye ve dolayısıyla bize iletmeye başlıyor. Bir bakmışsınız en ufak bir asfalt çatlağında bile arabanın içi deprem bölgesi gibi sallanıyor. İşin garibi, zamanla bu duruma alışıyoruz da. Arabanın gün geçtikçe sertleştiğini ya da tam tersi pamuk gibi ama kontrolsüzce sallandığını fark edemiyoruz çünkü alışkanlık insanı körleştiriyor.
Gözünüzle görmek isterseniz jantın arkasından şöyle bir kafanızı uzatıp bakmanız bile yeterli olabilir bazen. Amortisör kovanının üzeri simsiyah, vıcık vıcık bir yağ katmanıyla kaplandıysa geçmiş olsun... O yağ oradan sızdıysa artık o parçanın dampin görevini, yani o yaylanmayı dizginleme işini yapması imkansız. Arabayı durduğu yerde ön çamurluktan tutup aşağı doğru sertçe bastırıp bırakın bakalım ne yapıyor. Eğer hemen eski konumuna gelip çakılıp kalıyorsa harika, ama sanki beşik gibi iki üç kere aşağı yukarı sallanmaya devam ediyorsa... İşte orada durup bir düşünmek lazım. O yayların kontrolsüz gücü yüzünden fren mesafenizin nasıl uzadığını hayal bile edemezsiniz, özellikle de ıslak zeminde.
Sanayiye yolumuz düştüğünde genelde sadece amortisörün kendisini değiştirip çıkmak gibi bir hataya düşüyoruz, yapmayın. O sistemin içinde takozlar var, bilyalar var, körükler var ki onların her biri birbiriyle akraba gibi çalışıyor. Siz gidip sadece patlak olan tarafı ya da sadece amortisörün kendisini yenilediğinizde, birkaç ay sonra aynı gıcırtıyı tekrar duymanız işten bile değil. Çift olarak değiştirmek şart, yani sol patladıysa sağdakini de emekliye ayıracaksınız, bunun başka bir yolu yok. Hatta hazırdı usta lifte kaldırmışken o amortisör üst takozlarına ve bilyalarına da bir baktırın, çünkü direksiyonu çevirirken gelen o "tık tık" sesi genelde oradan kaynaklanıyor.
Bizim insanımız genelde parça pahalı gelince hemen yan sanayi veya ne olduğu belirsiz muadil parçalara yöneliyor, çok da haksız sayılmayız aslında devir ekonomi devri. Fakat konu yürüyen aksam olunca ucuz parça inanılmaz büyük bir pişmanlığa dönüşebiliyor. O orijinal fabrikanın koyduğu konforu ve o kendine has sönümleme kalitesini sert, kalitesiz bir parçayla yakalamanız imkansız. Aracın dengesi bozuluyor, birkaç bin kilometre sonra aynı yerden tekrar patlıyor ve harcadığınız işçilik parası da cabası oluyor. Bütçeyi biraz zorlayıp bilinen, Toyota’nın orijinal üretim standartlarına yakın markaları tercih etmek uzun vadede hem cebimizi hem de kafamızı rahat ettiriyor.