Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yolda giderken gözümüzün ucuyla sürekli gösterge panelini kesmekten bıktık artık ama o ibre bir kere yerinden oynamaya görsün, başımıza gelebilecek felaketlerin büyüklüğünü hepimiz çok iyi biliyoruz. Motorun içindeki o küçücük valf, yani çoğumuzun adını bile anmadığı termostat, görevini yapmayı bıraktığı an araba dediğimiz o devasa makine bir anda çaresiz bir metal yığınına dönüşüveriyor. Motor soğukken açılmayan, sıcakken kapanmayan bir mekanizmanın yarattığı tahribatı tamircide fatura öderken anlamaktansa, kaputu açtığımızda neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmek zorundayız. Sabahları kontağı çevirdikten sonra kilometrelerce yol gitmenize rağmen kalorifer hala buz gibi üflüyorsa ya da motor sıcaklığı daha birinci kilometrede kırmızı çizgiye dayanıyorsa, orada durup bir düşünmek gerekiyor... Sistem tıkanmış, valf sıkışmış ve motor kendi kendini içeriden kavurmaya başlamış demektir.
Her sabah aynı terane; marşa basıyorsun, motor bir türlü ideal çalışma sıcaklığına ulaşamıyor, yakıt tüketimi ise almış başını gidiyor. Çoğu sürücü bu durumu kış aylarının soğuğuna bağlama gafletine düşer ki bu tamamen cehaletten başka bir şey değil aslında. Termostat açık konumda sıkışıp kaldığında, soğutma sıvısı sürekli radyatörde dönüp durur ve motorun ısınmasına asla izin vermez. Isınmayan motor daha fazla yakıt harcar, parçalar aşınır, performans düşer ve siz paranızı kelimenin tam anlamıyla egzozdan dışarı fırlatırsınız. Arabanın kaloriferinden medet umup montunuza sarılarak araba kullanıyorsanız, o minik parçanın ömrünü tamamladığını kabul etmenin vakti gelmiştir geçiyordur bile.
Hararet göstergesinin bir aşağı bir yukarı çılgınlar gibi dalgalanması, trafikte başımıza gelebilecek en sinir bozucu senaryolardan biridir şüphesiz. Bir bakıyorsunuz ibre dibe vurmuş, iki dakika sonra ise motoru yakacakmış gibi en üst sınıra tırmanmış; bu dengesizlik tam olarak neye işaret ediyor dersiniz? Termostatın kapalı kalması, sıvının radyatöre ulaşmasını engeller ve o kaynar su bloğun içinde sıkışıp kalarak motoru adeta canlı canlı haşlar. Conta yakmak, silindir kapağını eğmek, motoru tamamen kucağa almak... İşte sırf bu yüzden, o kadranın dilinden anlamak, arabanın bize anlatmaya çalıştığı çığlığı duymak hayati önem taşıyor.
Radyatör hortumlarına elinizi uzattığınızda birinin buz gibi diğerinin ise dokunulmayacak kadar sıcak olduğunu fark ettiğiniz o an, teşhisi koyduğunuz andır. Devirdaim pompası suyu ne kadar zorlarsa zorlasın, termostat geçiş izni vermediği sürece o sıvı motorun içinde hapsolmaya mahkumdur. Bu aşamada yapılacak en büyük hata, yola devam edebileceğinizi sanıp gaza basmaktır ki sonu hep çekici sırtında son bulur. Kaputu açıp hortumları kontrol etmek, yedek su deposundaki fokurdama sesini dinlemek size bir motorun son nefesini mi verdiğini yoksa sadece basit bir parça değişimiyle kurtulabileceğini mi söyler. Kendinizi kandırmayı bırakın; o hortumlar arasındaki sıcaklık uçurumu, size sanayinin yolunu çoktan gösteriyor.
Her sabah aynı terane; marşa basıyorsun, motor bir türlü ideal çalışma sıcaklığına ulaşamıyor, yakıt tüketimi ise almış başını gidiyor. Çoğu sürücü bu durumu kış aylarının soğuğuna bağlama gafletine düşer ki bu tamamen cehaletten başka bir şey değil aslında. Termostat açık konumda sıkışıp kaldığında, soğutma sıvısı sürekli radyatörde dönüp durur ve motorun ısınmasına asla izin vermez. Isınmayan motor daha fazla yakıt harcar, parçalar aşınır, performans düşer ve siz paranızı kelimenin tam anlamıyla egzozdan dışarı fırlatırsınız. Arabanın kaloriferinden medet umup montunuza sarılarak araba kullanıyorsanız, o minik parçanın ömrünü tamamladığını kabul etmenin vakti gelmiştir geçiyordur bile.
Hararet göstergesinin bir aşağı bir yukarı çılgınlar gibi dalgalanması, trafikte başımıza gelebilecek en sinir bozucu senaryolardan biridir şüphesiz. Bir bakıyorsunuz ibre dibe vurmuş, iki dakika sonra ise motoru yakacakmış gibi en üst sınıra tırmanmış; bu dengesizlik tam olarak neye işaret ediyor dersiniz? Termostatın kapalı kalması, sıvının radyatöre ulaşmasını engeller ve o kaynar su bloğun içinde sıkışıp kalarak motoru adeta canlı canlı haşlar. Conta yakmak, silindir kapağını eğmek, motoru tamamen kucağa almak... İşte sırf bu yüzden, o kadranın dilinden anlamak, arabanın bize anlatmaya çalıştığı çığlığı duymak hayati önem taşıyor.
Radyatör hortumlarına elinizi uzattığınızda birinin buz gibi diğerinin ise dokunulmayacak kadar sıcak olduğunu fark ettiğiniz o an, teşhisi koyduğunuz andır. Devirdaim pompası suyu ne kadar zorlarsa zorlasın, termostat geçiş izni vermediği sürece o sıvı motorun içinde hapsolmaya mahkumdur. Bu aşamada yapılacak en büyük hata, yola devam edebileceğinizi sanıp gaza basmaktır ki sonu hep çekici sırtında son bulur. Kaputu açıp hortumları kontrol etmek, yedek su deposundaki fokurdama sesini dinlemek size bir motorun son nefesini mi verdiğini yoksa sadece basit bir parça değişimiyle kurtulabileceğini mi söyler. Kendinizi kandırmayı bırakın; o hortumlar arasındaki sıcaklık uçurumu, size sanayinin yolunu çoktan gösteriyor.