Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Suzuki kullanıcılarının büyük bir kısmının en büyük hatası, direksiyondaki o hafif sarsıntıyı ya da yoldaki en ufak çukuru can sıkıcı ama geçici bir detay sanarak geçiştirmesidir, oysa o ufacık tıkırtı, alt takımdaki büyük bir felaketin habercisidir ve ben yıllardır bu piyasada bizzat gördüğüm onca araçtan sonra şunu net söylüyorum ki, kimse direksiyonun "ben gidiyorum ama nereye gittiğimi ben de bilmiyorum" demesini beklemesin; çünkü rot ayarı bozulduğu an araba aslında sürücüsüne değil, kendi kaderine boyun eğmeye başlar.
Fabrika çıkışlı mühendislik harikası o narin rot milleri ve uçları, bizim ülkenin astfaltsız, yama üstüne yama atılmış, köstebek yuvasına dönmüş otoyollarında en fazla otuz bin kilometre dayanır, ki bu da aslında her Suzuki sahibinin düzenli olarak ellerini kirlletmese bile ustasının eline bakması gerektiğini gösterir; zira o rot başlarındaki en ufak bir boşluk, bir gün otobanda hız sabitleyiciyi açmış yüz yirmiyle giderken birdenbire sağa veya sola çekme yaparsa, o saniyenin onda birinde yaşayacağın panik hissini hiçbir sigorta şirketi ödeyemez.
Kimi sürücü direksiyon simidi düz dururken aracın viyadükte adeta bir yengeç gibi yan yan yürümesini sadece rüzgâra bağlar, ne büyük yanılgı; o lastiklerin iç yanaklarının eriyip tel vermesi, rüzgârın değil, tamamen o ayarsız kamber ve toplanma açılarının eseridir, çünkü lastik dediğin şey yere düz basmak ister, sen ona zorla açıyla bas dersen o da sana para olarak, can güvenliği olarak geri döner...
Özellikle Vitara ya da Grand Vitara gibi arazi genetiği taşıyan makinelerde, alt takımdan gelen o metalik lakırtı sesleri asla "altına taş sıkışmıştır" diyerek geçiştirilemez; o rot kollarının mafsalları kuruyup boşluk yaptığı zaman, virajda verdiğin komut ile tekerleğin yere aktardığı tepki arasında saniyenin üçte biri kadar gecikme olur ki, o gecikme var ya, işte o ölümle yaşam arasındaki o ince çizgidir.
Ustanın hidrolik tezgâha bağlayıp lazerle ayar yapması işin sadece teknik kısmıdır, asıl mesele o direksiyon kutusunun içindeki dişlilerin aşınma payını hissedebilmekte biter; çünkü her rot ayarı tutmaz, bazen rot kolu eğilmiştir, bazen de o direksiyon mafsalı artık miadını doldurmuştur ve sen ne kadar ayar tutturmaya çalışırsan çalış, o araç o yolda düz gitmemekte inat eder...
Lastikçilerin "iki vida sıkarız, biter" dediği o işlem aslında bir arabanın karakterini yeniden şekillendirmektir; çünkü yanlış yapılmış bir rot ayarı, sadece lastikleri üç ayda çöpe atmaz, aynı zamanda ön takımdaki salıncak burçlarından tut da amortisör üst takozlarına kadar her şeyi zincirleme bir şekilde iflasa sürükler.
Direksiyonu bıraktığında araba anında sağa ya da sola dalıyorsa, o tonda gaz vermeyi bırakıp hemen en yakın lifte sokacaksın o Suzuki'yi; çünkü o direksiyon kutusu bir kez boşluk yapmaya görsün, o yoldaki her köşe, her tümsek senin için bir kabusa dönüşür ve inatla o ayarı yaptırmazsan, günün birinde o rot kolunun yerinden çıkmayacağının garantisini kimse veremez.
Yılların gazetecisi ve bu asfaltta onca hurdaya çıkmış araba görmüş bir adam olarak söylüyorum; fren ne kadar önemliyse, o rot ayarı da en az o kadar hayati bir konudur; çünkü duramamak bir kazadır ama nereye gideceğini bilemeyen bir direksiyonla viraja girmek, bile bile lades demektir ve bu hatanın Suzuki gibi hassas japon makinelerinde affı kesinlikle yoktur.
Fabrika çıkışlı mühendislik harikası o narin rot milleri ve uçları, bizim ülkenin astfaltsız, yama üstüne yama atılmış, köstebek yuvasına dönmüş otoyollarında en fazla otuz bin kilometre dayanır, ki bu da aslında her Suzuki sahibinin düzenli olarak ellerini kirlletmese bile ustasının eline bakması gerektiğini gösterir; zira o rot başlarındaki en ufak bir boşluk, bir gün otobanda hız sabitleyiciyi açmış yüz yirmiyle giderken birdenbire sağa veya sola çekme yaparsa, o saniyenin onda birinde yaşayacağın panik hissini hiçbir sigorta şirketi ödeyemez.
Kimi sürücü direksiyon simidi düz dururken aracın viyadükte adeta bir yengeç gibi yan yan yürümesini sadece rüzgâra bağlar, ne büyük yanılgı; o lastiklerin iç yanaklarının eriyip tel vermesi, rüzgârın değil, tamamen o ayarsız kamber ve toplanma açılarının eseridir, çünkü lastik dediğin şey yere düz basmak ister, sen ona zorla açıyla bas dersen o da sana para olarak, can güvenliği olarak geri döner...
Özellikle Vitara ya da Grand Vitara gibi arazi genetiği taşıyan makinelerde, alt takımdan gelen o metalik lakırtı sesleri asla "altına taş sıkışmıştır" diyerek geçiştirilemez; o rot kollarının mafsalları kuruyup boşluk yaptığı zaman, virajda verdiğin komut ile tekerleğin yere aktardığı tepki arasında saniyenin üçte biri kadar gecikme olur ki, o gecikme var ya, işte o ölümle yaşam arasındaki o ince çizgidir.
Ustanın hidrolik tezgâha bağlayıp lazerle ayar yapması işin sadece teknik kısmıdır, asıl mesele o direksiyon kutusunun içindeki dişlilerin aşınma payını hissedebilmekte biter; çünkü her rot ayarı tutmaz, bazen rot kolu eğilmiştir, bazen de o direksiyon mafsalı artık miadını doldurmuştur ve sen ne kadar ayar tutturmaya çalışırsan çalış, o araç o yolda düz gitmemekte inat eder...
Lastikçilerin "iki vida sıkarız, biter" dediği o işlem aslında bir arabanın karakterini yeniden şekillendirmektir; çünkü yanlış yapılmış bir rot ayarı, sadece lastikleri üç ayda çöpe atmaz, aynı zamanda ön takımdaki salıncak burçlarından tut da amortisör üst takozlarına kadar her şeyi zincirleme bir şekilde iflasa sürükler.
Direksiyonu bıraktığında araba anında sağa ya da sola dalıyorsa, o tonda gaz vermeyi bırakıp hemen en yakın lifte sokacaksın o Suzuki'yi; çünkü o direksiyon kutusu bir kez boşluk yapmaya görsün, o yoldaki her köşe, her tümsek senin için bir kabusa dönüşür ve inatla o ayarı yaptırmazsan, günün birinde o rot kolunun yerinden çıkmayacağının garantisini kimse veremez.
Yılların gazetecisi ve bu asfaltta onca hurdaya çıkmış araba görmüş bir adam olarak söylüyorum; fren ne kadar önemliyse, o rot ayarı da en az o kadar hayati bir konudur; çünkü duramamak bir kazadır ama nereye gideceğini bilemeyen bir direksiyonla viraja girmek, bile bile lades demektir ve bu hatanın Suzuki gibi hassas japon makinelerinde affı kesinlikle yoktur.