Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Tribolojik yüzey etkileşimlerinin hidrodinamik rejimde kalarak sınır sürtünmesini minimize etmesi, krank milinin ana yataklarındaki yağ filmi kalınlığına doğrudan bağlıdır. Suzuki mühendisliğinin Jaso MA2 ve API SN spesifikasyonlarında formüle edilmesini şart koştuğu sentetik baz yağlar, yüksek kesme gerilimi altında bile viskozite indeksini korumak zorundadır. Peki, tam bu noktada sentetik esterlerin termal oksidasyona direnci ne kadar güven veriyor... Sektörün envanterine giren her yeni Suzuki motoru, devir başına düşen milisaniyelik zaman dilimlerinde bile en ideal yağlama basıncını arar. Sentetik hidrokarbonlar (PAO) moleküler yapı itibarıyla homojen dağılım gösterdiğinden, sıcaklık dalgalanmalarında dahi viskozite kararlılığını maksimum seviyede tutuyor; yani motor içi kayıplar en aza iniyor.
Karter içerisindeki sirkülasyon esnasında yağ pompasının bastığı debi miktarı, yağın yüksek sıcaklıklardaki akışkanlık katsayısı ile ters orantılıdır. Aşırı kalın bir yağ filmi dahili direnci artırırken, aşırı ince bir film ise metal-metal temasını kaçınılmaz kılar. İşte bu yüzden üretici toleranslarına sadık kalmak bir zorunluluktan öte, motorun ömrünü belirleyen temel fiziksel kuraldır. Yanma odasından sızan blow-by gazlarının kül asitliği (TBN) değerini ne kadar hızla düşürdüğünü hiç düşündünüz mü... Aslında yağ değişim periyotlarını sadece kilometreye bağlamak büyük bir mühendislik yanılgısıdır; çalışma saatleri ve termal döngü sayısı asıl belirleyicidir. Yağ filtresindeki bypass valfinin açılma basincı bile, soğuk ilk çalıştırma anındaki aşınma miktarını doğrudan etkiler...
Sürtünme katsayısının düşürülmesi amacıyla eklenen molibden disülfür veya çinko ditiyofosfat (ZDDP) katkıları, özellikle eksantrik milinin loblarında mikroskobik koruma kalkanı oluşturur. Suzuki motorlarının yüksek devir çevirme karakteristiği, bu katkıların kesme kuvvetlerine karşı direnç göstermesini zorunlu kılar. Kalitesiz bir madeni yağ kullanıldığında, polimer zincirleri kısa sürede kopar ve viskozite kaybı yaşanır. Karter sıcaklığının 120 dereceyi bulduğu pist koşullarında, ester esaslı sentetik moleküllerin termal kararlılığı devreye girer. Bu akışkanların viskozite kaybı yaşamaması, motorun kompresyon oranını doğrudan muhafaza etmesini sağlar; başka bir deyişle, gücün tekerleğe kayıpsız aktarılmasının anahtarıdır. Yağın moleküler yapısı bozulduğunda, metal yüzeylerdeki mikron altı pürüzler birbirine temas etmeye başlar...
Yağ pompası tahrik dişlisinin debi kapasitesi ile galerilerdeki basınç düşüş eğrisi, kullanılan akışkanın viskozite sınıfına göre optimize edilmiştir. 10W-40 yerine rastgele seçilen farklı viskozitede bir ürün kullanmak, piston eteklerindeki hidrodinamik yastıklamalemeyi tamamen bozar. Karter havalandırma sisteminden emme manifoltuna taşınan yağ buharları, yanma verimliliğini düşürürken kurum birikimini de hızlandırır. Yağ değişiminde eski akışkanın tamamen tahliye edilmesi, yeni konulan ürünün performansını koruması açısından kritik önem taşır. Blok içerisinde kalan kalıntı tortular, yeni yağın deterjan ve dispersan katkı maddelerini anında tüketir. Motoru korumak istiyorsanız, sadece yağın markasına değil, viskozite sınıfının motor toleranslarıyla olan mikronik uyumuna odaklanmalısınız...
Karter içerisindeki sirkülasyon esnasında yağ pompasının bastığı debi miktarı, yağın yüksek sıcaklıklardaki akışkanlık katsayısı ile ters orantılıdır. Aşırı kalın bir yağ filmi dahili direnci artırırken, aşırı ince bir film ise metal-metal temasını kaçınılmaz kılar. İşte bu yüzden üretici toleranslarına sadık kalmak bir zorunluluktan öte, motorun ömrünü belirleyen temel fiziksel kuraldır. Yanma odasından sızan blow-by gazlarının kül asitliği (TBN) değerini ne kadar hızla düşürdüğünü hiç düşündünüz mü... Aslında yağ değişim periyotlarını sadece kilometreye bağlamak büyük bir mühendislik yanılgısıdır; çalışma saatleri ve termal döngü sayısı asıl belirleyicidir. Yağ filtresindeki bypass valfinin açılma basincı bile, soğuk ilk çalıştırma anındaki aşınma miktarını doğrudan etkiler...
Sürtünme katsayısının düşürülmesi amacıyla eklenen molibden disülfür veya çinko ditiyofosfat (ZDDP) katkıları, özellikle eksantrik milinin loblarında mikroskobik koruma kalkanı oluşturur. Suzuki motorlarının yüksek devir çevirme karakteristiği, bu katkıların kesme kuvvetlerine karşı direnç göstermesini zorunlu kılar. Kalitesiz bir madeni yağ kullanıldığında, polimer zincirleri kısa sürede kopar ve viskozite kaybı yaşanır. Karter sıcaklığının 120 dereceyi bulduğu pist koşullarında, ester esaslı sentetik moleküllerin termal kararlılığı devreye girer. Bu akışkanların viskozite kaybı yaşamaması, motorun kompresyon oranını doğrudan muhafaza etmesini sağlar; başka bir deyişle, gücün tekerleğe kayıpsız aktarılmasının anahtarıdır. Yağın moleküler yapısı bozulduğunda, metal yüzeylerdeki mikron altı pürüzler birbirine temas etmeye başlar...
Yağ pompası tahrik dişlisinin debi kapasitesi ile galerilerdeki basınç düşüş eğrisi, kullanılan akışkanın viskozite sınıfına göre optimize edilmiştir. 10W-40 yerine rastgele seçilen farklı viskozitede bir ürün kullanmak, piston eteklerindeki hidrodinamik yastıklamalemeyi tamamen bozar. Karter havalandırma sisteminden emme manifoltuna taşınan yağ buharları, yanma verimliliğini düşürürken kurum birikimini de hızlandırır. Yağ değişiminde eski akışkanın tamamen tahliye edilmesi, yeni konulan ürünün performansını koruması açısından kritik önem taşır. Blok içerisinde kalan kalıntı tortular, yeni yağın deterjan ve dispersan katkı maddelerini anında tüketir. Motoru korumak istiyorsanız, sadece yağın markasına değil, viskozite sınıfının motor toleranslarıyla olan mikronik uyumuna odaklanmalısınız...