Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sokakta kime sorsan Suzuki dendiğinde ilk akla gelen şey o efsanevi sorunsuzluk, değil mi; ama işin içine o modern CVT şanzımanlar girdiğinde, Japon mühendisliğinin o kusursuz masalı bir anda bozulabiliyor, hele ki iş sıkışık şehir trafiğinde dur-kalklara kaldıysa. Kimse size bu kutuların aslında narin birer porselen vazo gibi olduğunu ve özellikle bakımsız kaldıklarında nasıl saatli bir bombaya dönüştüğünü açıkça söylemez, çünkü bayiler satarken hep o sessiz ve sarsıntısız sürüş konforunu övmekle meşguldür.
Aslında ortada dönen dolap, şanzıman yağı değişim periyotlarının tamamen yanlış bilinmesinden ya da tamamen ihmal edilmesinden başka bir şey değil; ömürlük denilen o sıvının aslında en fazla altmış bin kilometrede bir değişmesi gerektiğini ustası bile bazen iş işten geçtikten sonra itiraf eder. Sen gidip üreticinin "değişmez" safsatasına inanarak o arabaya yıllarca bindiğinde, içerideki konik kasnaklar ve çelik kayış birbirini yiyor, minik metal çapakları o hidrolik beyne doluşuyor ve bir sabah marşa bastığında o korkunç sarsıntıyla uyanıyorsun...
Yokuş yukarı çıkarken motor bağırtısıyla arabanın yerinde sayması hissi varya, işte o, CVT şanzımanın sana "ben artık bittim" diye bağırışının, o kayışın kasnakları üzerinde artık tutunamayıp boşa döndüğünün en net ve acımasız göstergesidir. Adam gidiyor, arabayı ikinci el piyasasından hayallerle alıyor, üç beş ay sonra şanzıman kilitlendiğinde ortada kalan o devasa masrafla yüzleşince, o güvendiği dağlara karlar yağmış gibi öylece bakakalıyor...
Şehir içi yoğun trafikte o gaz pedalına basarken sanki lastikler havada dönüyormuş gibi bir his alıyorsan, şanzımanın ısınma problemleri çoktan kapıyı çalmış demektir; çünkü bu sistemler ısıyı hiç sevmez, hele ki o şanzıman soğutucusu tıkandıysa veya yetersiz kalıyorsa, yaz sıcaklarında o balataların yanık kokusunu kabinini sardığında iş çoktan çığırından çıkmıştır. Tavsiye mi istiyorsun; o arabanın vites geçişlerindeki en ufak bir gecikmeyi, o hafif tıkırtıyı ya da ayağını gazdan çektiğindeki o ani yığılmayı asla normal bir sürüş alışkanlığı olarak görme, hemen ustaya git.
Bütün bu yaşananların sonunda elde var olan o yüklü tamir masrafları, insanı sadece maddiyattan değil arabadan da tamamen soğutuyor; çünkü orijinal bir şanzıman beyninin ya da komple revizyonun bugünkü piyasada arabanın yarı fiyatına denk geldiğini öğrendiğinde o direksiyonun başına geçmek bile istemiyorsun. Belki de bu yüzden, ikinci elde bu modellere yönelirken sadece kaportaya boyaya bakmak yerine, o şanzımanın geçmişini, daha önceki sahibinin o aracı nasıl kullandığını, o yağın vaktinde değişip değişmediğini adli tıp uzmanı gibi incelemek mecburiyetindesin...
Aslında ortada dönen dolap, şanzıman yağı değişim periyotlarının tamamen yanlış bilinmesinden ya da tamamen ihmal edilmesinden başka bir şey değil; ömürlük denilen o sıvının aslında en fazla altmış bin kilometrede bir değişmesi gerektiğini ustası bile bazen iş işten geçtikten sonra itiraf eder. Sen gidip üreticinin "değişmez" safsatasına inanarak o arabaya yıllarca bindiğinde, içerideki konik kasnaklar ve çelik kayış birbirini yiyor, minik metal çapakları o hidrolik beyne doluşuyor ve bir sabah marşa bastığında o korkunç sarsıntıyla uyanıyorsun...
Yokuş yukarı çıkarken motor bağırtısıyla arabanın yerinde sayması hissi varya, işte o, CVT şanzımanın sana "ben artık bittim" diye bağırışının, o kayışın kasnakları üzerinde artık tutunamayıp boşa döndüğünün en net ve acımasız göstergesidir. Adam gidiyor, arabayı ikinci el piyasasından hayallerle alıyor, üç beş ay sonra şanzıman kilitlendiğinde ortada kalan o devasa masrafla yüzleşince, o güvendiği dağlara karlar yağmış gibi öylece bakakalıyor...
Şehir içi yoğun trafikte o gaz pedalına basarken sanki lastikler havada dönüyormuş gibi bir his alıyorsan, şanzımanın ısınma problemleri çoktan kapıyı çalmış demektir; çünkü bu sistemler ısıyı hiç sevmez, hele ki o şanzıman soğutucusu tıkandıysa veya yetersiz kalıyorsa, yaz sıcaklarında o balataların yanık kokusunu kabinini sardığında iş çoktan çığırından çıkmıştır. Tavsiye mi istiyorsun; o arabanın vites geçişlerindeki en ufak bir gecikmeyi, o hafif tıkırtıyı ya da ayağını gazdan çektiğindeki o ani yığılmayı asla normal bir sürüş alışkanlığı olarak görme, hemen ustaya git.
Bütün bu yaşananların sonunda elde var olan o yüklü tamir masrafları, insanı sadece maddiyattan değil arabadan da tamamen soğutuyor; çünkü orijinal bir şanzıman beyninin ya da komple revizyonun bugünkü piyasada arabanın yarı fiyatına denk geldiğini öğrendiğinde o direksiyonun başına geçmek bile istemiyorsun. Belki de bu yüzden, ikinci elde bu modellere yönelirken sadece kaportaya boyaya bakmak yerine, o şanzımanın geçmişini, daha önceki sahibinin o aracı nasıl kullandığını, o yağın vaktinde değişip değişmediğini adli tıp uzmanı gibi incelemek mecburiyetindesin...