Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe arabaya bindiğinizde o vites kolunun taş gibi sertleşmesi, sanki içeride metal metallerle değil de betonla kapışıyormuş gibi hissettirmesi tesadüf falan değil; tamamen viskozite dediğimiz o sıvı akışkanlığı felsefesiyle alakalı. Dışarıda dondurucu bir ayaz varken şanzımanın içindeki o özel yağ, kıvam olarak bildiğiniz süzme bala dönüşüyor ve mekanik parçaların arasında süzülmek yerine adeta direniyor. Dişlilerin birbirine senkronize olmasını sağlayan o küçücük sarı pirinç senkromeç halkaları, kalınlaşmış yağ katmanını yarıp da dişliye tutunamadığı için siz o kolu ittiğinizde sistem adeta "dur yapma" diye bağırıyor... Metalin soğukta büzüşmesi, toleransların milimetrenin bilmem kaçta birine kadar daralması da cabası tabii. İnatla zorlayıp o vitese geçirmeye çalıştığınızda aslında dişlilerin ömründen çalıyorsunuz, parçaları birbiriyle savaştırıyorsunuz.
Aracın motorunu çalıştırıp hararet göstergesinin kıpırdamasını beklemek şanzımanı ısıtmaya yetmez ki, durduğu yerde dönmeyen bir dişli kutusu nasıl ısınsın? Motor rölantide çalışırken motor yağı çabucak ısınabilir ama arkadaki o kapalı kutu şanzıman, siz tekerlekleri döndürmediğiniz sürece dondurucu soğukla baş başa kalmaya devam eder. En mantıklısı motoru çalıştırdıktan kısa bir süre sonra yola çıkmak ama ilk birkaç kilometreyi adeta yumurta üstünde yürür gibi, vitesleri hiç acele etmeden, tatlı bir dille değiştirmektir. Yağ, hareketin getirdiği sürtünmeyle yavaş yavaş ideal çalışma sıcaklığına ulaştığında o kemikli, sert hissin nasıl bir anda pamuk gibi yumuşadığını zaten elinizle hissedersiniz. Yağ ısınana kadar mekaniğe zaman tanıyın, zorlamayın...
Hiç düşündünüz mü, en son ne zaman aracınızın şanzıman yağını değiştirdiniz ya da hiç değiştirdiniz mi? Üreticilerin bir kısmı "ömürlük yağ" yalanının arkasına saklanmayı çok sever ama o yağın içinde biriken gözle görülmeyen mikron düzeyindeki metal çapakları ve zamanla nem kapıp özelliğini yitiren kimyasallar, soğukta vitesin kilitlenmesinin asıl failleridir. Fabrikanın belirlediği viskozite değerinin dışına çıkıp "kışın daha iyi akar" diye kafanıza göre ince yağ koyarsanız bu sefer de yaz sıcaklarında şanzımanı elinize alırsınız, bu dengeyi tutturmak şart. Doğru spektruma sahip, sentetik kalitesi yüksek bir şanzıman yağı soğuk havalardaki o direnci yarı yarıya düşürür; bu yüzden şanzıman bakımını basite almayın, aksatmayın.
Aracın motorunu çalıştırıp hararet göstergesinin kıpırdamasını beklemek şanzımanı ısıtmaya yetmez ki, durduğu yerde dönmeyen bir dişli kutusu nasıl ısınsın? Motor rölantide çalışırken motor yağı çabucak ısınabilir ama arkadaki o kapalı kutu şanzıman, siz tekerlekleri döndürmediğiniz sürece dondurucu soğukla baş başa kalmaya devam eder. En mantıklısı motoru çalıştırdıktan kısa bir süre sonra yola çıkmak ama ilk birkaç kilometreyi adeta yumurta üstünde yürür gibi, vitesleri hiç acele etmeden, tatlı bir dille değiştirmektir. Yağ, hareketin getirdiği sürtünmeyle yavaş yavaş ideal çalışma sıcaklığına ulaştığında o kemikli, sert hissin nasıl bir anda pamuk gibi yumuşadığını zaten elinizle hissedersiniz. Yağ ısınana kadar mekaniğe zaman tanıyın, zorlamayın...
Hiç düşündünüz mü, en son ne zaman aracınızın şanzıman yağını değiştirdiniz ya da hiç değiştirdiniz mi? Üreticilerin bir kısmı "ömürlük yağ" yalanının arkasına saklanmayı çok sever ama o yağın içinde biriken gözle görülmeyen mikron düzeyindeki metal çapakları ve zamanla nem kapıp özelliğini yitiren kimyasallar, soğukta vitesin kilitlenmesinin asıl failleridir. Fabrikanın belirlediği viskozite değerinin dışına çıkıp "kışın daha iyi akar" diye kafanıza göre ince yağ koyarsanız bu sefer de yaz sıcaklarında şanzımanı elinize alırsınız, bu dengeyi tutturmak şart. Doğru spektruma sahip, sentetik kalitesi yüksek bir şanzıman yağı soğuk havalardaki o direnci yarı yarıya düşürür; bu yüzden şanzıman bakımını basite almayın, aksatmayın.