Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yazın ortasında o kavurucu sıcakta otobandasınız, camları açsanız bir dert açmasanız başka bir dert; işte o an ortalığı kasıp kavuran şey sadece dışarıdaki hava değil, kaputun altında sessiz sedasız can çekişen o parça, yani klima kompresörünün ta kendisidir. Yılların gazetecisi ve binlerce kilometre yol devirmiş bir otomobil kurdu olarak söyleyeyim, bu arıza öyle "birazdan düzelir" demez, doğrudan cebinize ve sinir sisteminize göz diker. Kimi usta çıkar der ki "gazı eksilmiştir", kimi elini sopaya atar "kompresör kilitlenmiş" der; oysa işin aslı, içerideki o minik pistonların ve valflerin zamanla birbirini yemesinden başka bir şey değildir.
Yağlama yapmayan, bakımını unuttuğunuz o sistem bir gün gelir trafikte en sıkışık anınızda sizi yolda bırakır; işte o zaman direksiyon başında kendi kendinize homurdanmaya başlarsınız. Sistemi korumak mı istiyorsunuz, yoksa üç kuruşluk kaçakları umursamayıp beş kuruşluk masrafa kapı mı aralayacaksınız? Kompresör dediğin parça narin bir kadın eli gibi hassastır, susar susar ama bir arıza yaptı mı o servisteki fatura kağıdı elinize tutuşturulduğunda renginizin nasıl solduğunu aynada görürsünüz.
Kasnağın bilyesinden gelen o hafif metalik tıkırtıyı ilk duyduğunuzda kulağınızı tıkayıp müziğin sesini açmak en büyük hatadır, çünkü o ses size aslında "ben gidiyorum" demenin Türkçe meali değil mi? Kayış kopar, kompresör kilitlenir, bobin yanar derken bir de bakmışsınız ki peteklerin içi demir tozlarıyla dolmuş; temizle temizleyebilirsen artık. O yüzden usta parmağıyla gösterdiği an o parçayı değiştireceksiniz ya da tamir masasına yatıracaksınız, yoksa yazık olur o güzelim motorun dengesine.
Her kış klima açılmaz efsanesine inananlardansanız, aklınızı peynir ekmekle yemişsiniz demektir; çünkü o kompresör ayda en az bir iki kez çalışmazsa içindeki yağ kurur, keçeler çatlar ve ilk yaz sıcakta düğmeye bastığınızda o garip kokuyla baş başa kalırsınız. Kimseye güvenmeyin, kendi arabanızın sesini kendiniz dinleyin; çünkü bu piyasada kimse sizin cebinizi sizin kadar düşünmez, hele ki söz konusu klima kompresörü olunca herkes usta kesilir başına.
Yağlama yapmayan, bakımını unuttuğunuz o sistem bir gün gelir trafikte en sıkışık anınızda sizi yolda bırakır; işte o zaman direksiyon başında kendi kendinize homurdanmaya başlarsınız. Sistemi korumak mı istiyorsunuz, yoksa üç kuruşluk kaçakları umursamayıp beş kuruşluk masrafa kapı mı aralayacaksınız? Kompresör dediğin parça narin bir kadın eli gibi hassastır, susar susar ama bir arıza yaptı mı o servisteki fatura kağıdı elinize tutuşturulduğunda renginizin nasıl solduğunu aynada görürsünüz.
Kasnağın bilyesinden gelen o hafif metalik tıkırtıyı ilk duyduğunuzda kulağınızı tıkayıp müziğin sesini açmak en büyük hatadır, çünkü o ses size aslında "ben gidiyorum" demenin Türkçe meali değil mi? Kayış kopar, kompresör kilitlenir, bobin yanar derken bir de bakmışsınız ki peteklerin içi demir tozlarıyla dolmuş; temizle temizleyebilirsen artık. O yüzden usta parmağıyla gösterdiği an o parçayı değiştireceksiniz ya da tamir masasına yatıracaksınız, yoksa yazık olur o güzelim motorun dengesine.
Her kış klima açılmaz efsanesine inananlardansanız, aklınızı peynir ekmekle yemişsiniz demektir; çünkü o kompresör ayda en az bir iki kez çalışmazsa içindeki yağ kurur, keçeler çatlar ve ilk yaz sıcakta düğmeye bastığınızda o garip kokuyla baş başa kalırsınız. Kimseye güvenmeyin, kendi arabanızın sesini kendiniz dinleyin; çünkü bu piyasada kimse sizin cebinizi sizin kadar düşünmez, hele ki söz konusu klima kompresörü olunca herkes usta kesilir başına.