Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak yaz günlerinde arabanıza binip klimayı açtığınızda o beklediğiniz buz gibi havanın gelmemesi... İnsan gerçekten önce bir durup iç çekiyor, değil mi? Seat grubundaki araçların klima sistemleri aslında oldukça sağlamdır ama günün sonunda bunlar da mekanik aksam, zamanla yıpranabiliyor. Sıcak hava yüzünüze ılık ılık üflemeye başladığı an anlıyorsunuz ki o sistemin içinde bir yerlerde gizli bir kaçak var. Yani gaz bir şekilde yolunu bulup uçmuş gitmiş.
Arabada en gıcık arızalar, öyle baktığın anda "hah işte burası bozuk" diyemediğin arızalardır. Seat'ınızın klimasındaki gaz kaçağı da tam olarak böyle bir illet işte; gözle göremezsiniz, kokusunu alamazsınız ama varlığını soğutmayan o ılık havayla buram buram hissedersiniz. Kompresörden çıkan minik bir hortum çatlağı mı yoksa radyatöre giren taşın açtığı mikroskobik bir delik mi? Gaz sinsi sinsi sızar, siz de klimayı her açtığınızda "acaba bugün soğutacak mı" diye şansınızı denersiniz.
Servise gittiğinizde "usta bir gaz basıver geçsin" demek en büyük tuzaktır, bunu sakın yapmayın. Sistemi kaçağı bulmadan tekrar gazla doldurmak, delik kovaya su taşımaktan farksız çünkü. Kaçak tespiti için sisteme özel UV boyalı gaz basılması ve mor ışıkla o sızıntının kaynağının nokta atışı bulunması gerekir. Kaçağı tespitsiz kapatmak sadece paranızı havaya saçmak olur; önce o deliğin yerini bulacaksınız, sonra gazı basacaksınız.
Bazen torpidonun altından gelen o garip "fıss" sesini duymamazlıktan geliriz ya, işte o ses aslında arabanın size yardım çığlığıdır. Klimayı ilk çalıştırdığınız an ön konsolun arkasından kısık bir ıslık sesi geliyorsa, polen filtresinin arkasındaki klima evaporatörünü şüpheliler listesinin en başına yazın derim. Evaporatör değişimi de biraz zahmetlidir, göğsün sökülmesi gerekir... Yani aslında sorun sadece bir gaz basma meselesi değil, bazen ciddi bir işçilik hikayesidir.
Son derece hassas alüminyum borulardan ve kauçuk contalardan oluşan bu soğutma döngüsü, en ufak bir titreşimden bile etkilenebilir. Yılların getirdiği sarsıntı, kışın kullanılan tuzlu yolların borularda yaptığı korozyon falan derken o sızdırmazlık bir yerde patlak verir. Zaten sistemdeki basınç düştüğünde arabanın beyni kendini korumaya alır ve kompresörü hiç devreye sokmaz. Hani klimanın düğmesine basarsınız da o devir saati hafifçe kıpırdamaz ya... İşte o an bilin ki sistem bomboştur.
Peki, bu işi en ucuz yoldan nasıl çözeriz diye düşünüyorsanız, cevabım net: Ucuz yöntem aramak size daha pahalıya patlar. Sanayide "ben hallederim" deyip rastgele gaz basan yerlerden uzak durmak, aracın dilinden anlayan bir oto klima uzmanına gitmek en doğrusudur. Zira yanlış gaz kullanımı veya eksik yağlama, sağlam olan klima kompresörünü de kilitler ki işte o zaman masrafınız ikiye, üçe katlanır.
Klimayı sadece yazın değil, kışın da ayda en az bir kez 10 dakika çalıştırmayı alışkanlık haline getirmek hayat kurtarır. Neden mi? Çünkü klima gazının içinde yürüyen özel bir yağ vardır ve siz sistemi çalıştırdıkça bu yağ contaları besler, kuruyup çatlamalarını engeller. Yatırımınızı korumak, klimayı düzenli çalıştırmaktan geçer. Kısacası arabaya biraz iyi bakacağız ki o da bizi yazın sıcağında pişirmesin...
Arabada en gıcık arızalar, öyle baktığın anda "hah işte burası bozuk" diyemediğin arızalardır. Seat'ınızın klimasındaki gaz kaçağı da tam olarak böyle bir illet işte; gözle göremezsiniz, kokusunu alamazsınız ama varlığını soğutmayan o ılık havayla buram buram hissedersiniz. Kompresörden çıkan minik bir hortum çatlağı mı yoksa radyatöre giren taşın açtığı mikroskobik bir delik mi? Gaz sinsi sinsi sızar, siz de klimayı her açtığınızda "acaba bugün soğutacak mı" diye şansınızı denersiniz.
Servise gittiğinizde "usta bir gaz basıver geçsin" demek en büyük tuzaktır, bunu sakın yapmayın. Sistemi kaçağı bulmadan tekrar gazla doldurmak, delik kovaya su taşımaktan farksız çünkü. Kaçak tespiti için sisteme özel UV boyalı gaz basılması ve mor ışıkla o sızıntının kaynağının nokta atışı bulunması gerekir. Kaçağı tespitsiz kapatmak sadece paranızı havaya saçmak olur; önce o deliğin yerini bulacaksınız, sonra gazı basacaksınız.
Bazen torpidonun altından gelen o garip "fıss" sesini duymamazlıktan geliriz ya, işte o ses aslında arabanın size yardım çığlığıdır. Klimayı ilk çalıştırdığınız an ön konsolun arkasından kısık bir ıslık sesi geliyorsa, polen filtresinin arkasındaki klima evaporatörünü şüpheliler listesinin en başına yazın derim. Evaporatör değişimi de biraz zahmetlidir, göğsün sökülmesi gerekir... Yani aslında sorun sadece bir gaz basma meselesi değil, bazen ciddi bir işçilik hikayesidir.
Son derece hassas alüminyum borulardan ve kauçuk contalardan oluşan bu soğutma döngüsü, en ufak bir titreşimden bile etkilenebilir. Yılların getirdiği sarsıntı, kışın kullanılan tuzlu yolların borularda yaptığı korozyon falan derken o sızdırmazlık bir yerde patlak verir. Zaten sistemdeki basınç düştüğünde arabanın beyni kendini korumaya alır ve kompresörü hiç devreye sokmaz. Hani klimanın düğmesine basarsınız da o devir saati hafifçe kıpırdamaz ya... İşte o an bilin ki sistem bomboştur.
Peki, bu işi en ucuz yoldan nasıl çözeriz diye düşünüyorsanız, cevabım net: Ucuz yöntem aramak size daha pahalıya patlar. Sanayide "ben hallederim" deyip rastgele gaz basan yerlerden uzak durmak, aracın dilinden anlayan bir oto klima uzmanına gitmek en doğrusudur. Zira yanlış gaz kullanımı veya eksik yağlama, sağlam olan klima kompresörünü de kilitler ki işte o zaman masrafınız ikiye, üçe katlanır.
Klimayı sadece yazın değil, kışın da ayda en az bir kez 10 dakika çalıştırmayı alışkanlık haline getirmek hayat kurtarır. Neden mi? Çünkü klima gazının içinde yürüyen özel bir yağ vardır ve siz sistemi çalıştırdıkça bu yağ contaları besler, kuruyup çatlamalarını engeller. Yatırımınızı korumak, klimayı düzenli çalıştırmaktan geçer. Kısacası arabaya biraz iyi bakacağız ki o da bizi yazın sıcağında pişirmesin...