Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak bir yaz gününde E-5 trafiğinde kalakalmışken klimadan üflenen o ılık ve boğucu hava, sadece kabin içi sıcaklığı değil, doğrudan insan sabrını da test eder. Seat grubunun o kendine has Alman-İspanyol kırması mühendisliği, sürüş keyfi konusunda harikalar yaratsa da iklimlendirme sistemlerinde bazen sürücüsünü ciddi anlamda çileden çıkarabiliyor. Ibiza’dan Leon’a, hatta Ateca’ya kadar uzanan bu kronik serüvende klima kompresörünün aniden pes etmesi öyle beklenmedik bir durum değil aslında. Sistemin kalbi sayılan kompresörün kilitlenmesi veya Debriyajın (clutch) işlevini yitirmesi, dışarıda derece 35’i gösterirken sizi bir anlık aydınlanmayla baş başa bırakabilir... Bir bakmışsınız buz gibi esmesi gereken menfezler, adeta bir fön makinesinin düşük ayarında yüzünüze üflüyor.
Sürücü koltuğunda otururken torpidonun arkasından gelen o garip, tıkır tıkır sesleri duymamazlıktan gelmek imkansızdır. Seat’ın Climatronic adını verdiği o çift bölgeli dijital klima sistemleri, kabin içi sıcaklığı milimetrik hassasiyetle ayarlamak için flap motorları yani hava yönlendirme klapeleriyle çalışır. Fakat zamanla bu küçük plastik dişliler aşınır, elektronik sensörler saçmalamaya başlar ve siz sağ tarafı 18 dereceye ayarlamışken sistem sol tarafa adeta cehennem sıcağı üflemeye karar verir. Sol taraf buz keserken sağ tarafın fırına dönmesi tamamen bu küçük motorların koordinasyon kaybından ibaret... İnsan ister istemez soruyor tabii; iki plastiğin ayarsızlığı yüzünden bu eziyet çekilir mi?
Klimanız tamamen durduysa ve düğmeye bastığınızda o familiar "tık" sesini duyamıyorsanız, hemen en pahalı senaryoları düşünüp kendinizi üzmeyin. Bazen her şey, gaz hattındaki basıncı anlık olarak ölçen küçücük bir klimanın basınç sensörünün (G65 sensörü) arızalanmasından kaynaklanır. Gaz seviyesi mükemmel olsa bile bu sensör beyne "sistemde gaz yok" sinyali gönderdiği an, aracın beyni kompresörü korumaya alır ve sistemi tamamen kilitler. Basit bir sensör sapması yüzünden koskoca sistemin kendini devre dışı bırakması ne garip değil mi? Bazen sorunun boyutu sanılandan çok daha küçüktür; sadece doğru yere bakmak gerekir.
Kaputu açtığınızda karşılaştığınız o devasa radyatör bloğunun en önünde duran klima kondansatörü, yolun tüm pisliğini, taşını ve sineğini göğüsleyen ilk siperdir. Zamanla bu incecik alüminyum peteklerin arası çamur ve ziftle dolar, bükülen yapraklar yüzünden gazın soğuma verimi sıfıra yaklaşır. Araç seyir halindeyken soğutma fena sayılmaz ama kırmızı ışıkta durduğunuz an hava bir anda ılımaya mı başlıyor? İşte tam bu noktada kondansatörün tıkandığından veya fanın ikinci kademeye geçemediğinden emin olabilirsiniz. Peteklerin arasına sıkışmış küçücük bir yaprak tanesi bile o koskoca iklimlendirme döngüsünü felç etmeye yeter.
Bazen de sorun tamamen sessizce gelişir; sistemde görünürde hiçbir kırık, dökük veya ses yoktur ama soğutma etkisi günden güne erir gider. Gaz kaçakları genellikle evaparatörün o ulaşılması imkansız, torpidonun derinliklerine gizlenmiş kıvrımlarında mikro düzeyde başlar. UV katkılı özel boyalarla bakılmadığı sürece bu kaçakları tespit etmek imkansızdır ve ustalar genelde "gazı bastık, gönderdik" kolaycılığına kaçar. Kaçak bulunmadan basılan her gaz, atmosfere salınan paradan ve boşa harcanan zamandan başka bir şey değildir aslında... Sürekli gaz yenilemek yerine kaçak takibi yaptırmak, sorunu kökten çözmenin tek mantıklı yoludur.
Polen filtresini en son ne zaman değiştirdiğinizi hatırlamıyorsanız, klimanın performansından şikayet etmeye pek de hakkınız yok demektir. Tıkanmış bir filtre, üfleme fanının ciğerlerini boğar, içeriye hem yetersiz hem de nemli, kötü kokulu bir hava sürer. Rutubet kokusuyla karışık o tıkalı hava akışı, sadece konforu düşürmekle kalmaz, sistemin üzerinde gereksiz bir yük oluşturarak kompresörü de zorlar. Torpidoyu söküp beş dakikada değiştirilebilecek bir parça için arabanın klimasına haksızlık etmeyin. Aracınıza biraz şefkat gösterin, o da size o uzun yaz yolculuklarında hak ettiğiniz o serin ferahlığı geri versin.
Sürücü koltuğunda otururken torpidonun arkasından gelen o garip, tıkır tıkır sesleri duymamazlıktan gelmek imkansızdır. Seat’ın Climatronic adını verdiği o çift bölgeli dijital klima sistemleri, kabin içi sıcaklığı milimetrik hassasiyetle ayarlamak için flap motorları yani hava yönlendirme klapeleriyle çalışır. Fakat zamanla bu küçük plastik dişliler aşınır, elektronik sensörler saçmalamaya başlar ve siz sağ tarafı 18 dereceye ayarlamışken sistem sol tarafa adeta cehennem sıcağı üflemeye karar verir. Sol taraf buz keserken sağ tarafın fırına dönmesi tamamen bu küçük motorların koordinasyon kaybından ibaret... İnsan ister istemez soruyor tabii; iki plastiğin ayarsızlığı yüzünden bu eziyet çekilir mi?
Klimanız tamamen durduysa ve düğmeye bastığınızda o familiar "tık" sesini duyamıyorsanız, hemen en pahalı senaryoları düşünüp kendinizi üzmeyin. Bazen her şey, gaz hattındaki basıncı anlık olarak ölçen küçücük bir klimanın basınç sensörünün (G65 sensörü) arızalanmasından kaynaklanır. Gaz seviyesi mükemmel olsa bile bu sensör beyne "sistemde gaz yok" sinyali gönderdiği an, aracın beyni kompresörü korumaya alır ve sistemi tamamen kilitler. Basit bir sensör sapması yüzünden koskoca sistemin kendini devre dışı bırakması ne garip değil mi? Bazen sorunun boyutu sanılandan çok daha küçüktür; sadece doğru yere bakmak gerekir.
Kaputu açtığınızda karşılaştığınız o devasa radyatör bloğunun en önünde duran klima kondansatörü, yolun tüm pisliğini, taşını ve sineğini göğüsleyen ilk siperdir. Zamanla bu incecik alüminyum peteklerin arası çamur ve ziftle dolar, bükülen yapraklar yüzünden gazın soğuma verimi sıfıra yaklaşır. Araç seyir halindeyken soğutma fena sayılmaz ama kırmızı ışıkta durduğunuz an hava bir anda ılımaya mı başlıyor? İşte tam bu noktada kondansatörün tıkandığından veya fanın ikinci kademeye geçemediğinden emin olabilirsiniz. Peteklerin arasına sıkışmış küçücük bir yaprak tanesi bile o koskoca iklimlendirme döngüsünü felç etmeye yeter.
Bazen de sorun tamamen sessizce gelişir; sistemde görünürde hiçbir kırık, dökük veya ses yoktur ama soğutma etkisi günden güne erir gider. Gaz kaçakları genellikle evaparatörün o ulaşılması imkansız, torpidonun derinliklerine gizlenmiş kıvrımlarında mikro düzeyde başlar. UV katkılı özel boyalarla bakılmadığı sürece bu kaçakları tespit etmek imkansızdır ve ustalar genelde "gazı bastık, gönderdik" kolaycılığına kaçar. Kaçak bulunmadan basılan her gaz, atmosfere salınan paradan ve boşa harcanan zamandan başka bir şey değildir aslında... Sürekli gaz yenilemek yerine kaçak takibi yaptırmak, sorunu kökten çözmenin tek mantıklı yoludur.
Polen filtresini en son ne zaman değiştirdiğinizi hatırlamıyorsanız, klimanın performansından şikayet etmeye pek de hakkınız yok demektir. Tıkanmış bir filtre, üfleme fanının ciğerlerini boğar, içeriye hem yetersiz hem de nemli, kötü kokulu bir hava sürer. Rutubet kokusuyla karışık o tıkalı hava akışı, sadece konforu düşürmekle kalmaz, sistemin üzerinde gereksiz bir yük oluşturarak kompresörü de zorlar. Torpidoyu söküp beş dakikada değiştirilebilecek bir parça için arabanın klimasına haksızlık etmeyin. Aracınıza biraz şefkat gösterin, o da size o uzun yaz yolculuklarında hak ettiğiniz o serin ferahlığı geri versin.