Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Şanzıman Yağı Basıncı Düşük
Yolda giderken bir anda vites geçişlerinin sertleştiğini, o yağ gibi akan arabanın arkadan biri çekiyormuş gibi yığıldığını hissettiğin o an var ya, işte direksiyonun başındaki o sessiz kabus asıl o zaman başlar. Gösterge panelinde yanıp sönen o minik uyarı ışığı sadece metalin metale sürtündüğünün habercisi değildir; aslında ustanın "cüzdanı hazırlasana dostum" deme biçimidir uzaktan.
Hidrolik sistemin kalbi olan o basınç, bilyelerin, dişlilerin ve balataların hayatta kalma savaşındaki en büyük kozudur çünkü yağsız kalan mekanizma saniyeler içinde demir tozu kusmaya başlar. Pompada bir arıza mı var, yoksa filtre yılların tortusuyla tıkanıp kaldı mı, kim bilir... Aslında bakarsan o yağ sinsi sinsi alt kartelden sızarken, sen motorun gücüne güvenip gaza basmaya devam edersin.
Kimse sana yağ çubuğunu her hafta çekip bakmayı öğretmedi tabii, çünkü sanayi kapısına düşene kadar insan kendi arabasının doktoru olamayacağını sanır. Oysa birkaç damla kırmızımsı, keskin kokulu sıvının eksilmesi, bütün bir şanzıman dişli kutusunu hurdaya çıkarmaya yeter de artar bile. Belki de zamanında ucuz yağ alıp tasarruf yaptığını sandın ama şimdi binlerce liralık rektifiye faturası kapıda bekliyor...
Bazen ustaya gidip "abi bu araba neden böyle horultu yapıyor" diye sormak yerine, direksiyonu sağa çekip altını kontrol etmek en doğrusudur. Basınç düşüklüğü dediğin şey öyle hafife alınacak arıza değildir; o pompa dönmeyi bıraktığı an şanzıman beyni de otoyol ortasında sessizce ruhunu teslim eder. Değişen sadece birkaç conta ve filtredir belki ama iş işten geçtikten sonra değişen tek şey bankadaki hesap bakiyen olur.
Yolda giderken bir anda vites geçişlerinin sertleştiğini, o yağ gibi akan arabanın arkadan biri çekiyormuş gibi yığıldığını hissettiğin o an var ya, işte direksiyonun başındaki o sessiz kabus asıl o zaman başlar. Gösterge panelinde yanıp sönen o minik uyarı ışığı sadece metalin metale sürtündüğünün habercisi değildir; aslında ustanın "cüzdanı hazırlasana dostum" deme biçimidir uzaktan.
Hidrolik sistemin kalbi olan o basınç, bilyelerin, dişlilerin ve balataların hayatta kalma savaşındaki en büyük kozudur çünkü yağsız kalan mekanizma saniyeler içinde demir tozu kusmaya başlar. Pompada bir arıza mı var, yoksa filtre yılların tortusuyla tıkanıp kaldı mı, kim bilir... Aslında bakarsan o yağ sinsi sinsi alt kartelden sızarken, sen motorun gücüne güvenip gaza basmaya devam edersin.
Kimse sana yağ çubuğunu her hafta çekip bakmayı öğretmedi tabii, çünkü sanayi kapısına düşene kadar insan kendi arabasının doktoru olamayacağını sanır. Oysa birkaç damla kırmızımsı, keskin kokulu sıvının eksilmesi, bütün bir şanzıman dişli kutusunu hurdaya çıkarmaya yeter de artar bile. Belki de zamanında ucuz yağ alıp tasarruf yaptığını sandın ama şimdi binlerce liralık rektifiye faturası kapıda bekliyor...
Bazen ustaya gidip "abi bu araba neden böyle horultu yapıyor" diye sormak yerine, direksiyonu sağa çekip altını kontrol etmek en doğrusudur. Basınç düşüklüğü dediğin şey öyle hafife alınacak arıza değildir; o pompa dönmeyi bıraktığı an şanzıman beyni de otoyol ortasında sessizce ruhunu teslim eder. Değişen sadece birkaç conta ve filtredir belki ama iş işten geçtikten sonra değişen tek şey bankadaki hesap bakiyen olur.