Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yanlış antifriz koymak bazen öyle bir hatadır ki insan neye uğradığını şaşırır, o motorun içindeki su kaynamaya başlayınca insan anlar paranın değil bilginin ne kadar kıymetli olduğunu... Yıllar önce yolda kalmıştım, ustaya sorduğumda bana antifrizin sadece renklerden ibaret olmadığını, kimyasalların birbiriyle kavga ettiğini anlatmıştı da ufkum açılmıştı; silikatlı olanla organik asit teknolojisini birbirine karıştırdınız mı o motorun su kanalları sanki kireç tutmuş çaydanlık gibi tıkanıp kalıyor, sonra da "ben nerede yanlış yaptım" diye kara kara düşünüyorsun kaputun başında.
Motor bloğunun içi öyle hassas bir dünyadır ki dışarıdan bakınca taş gibi görünen demir yığını, yanlış sıvıyla temas ettiği an içeriden çürümeye başlar; korozyon dediğimiz o sessiz bela, ucuz veya yanlış türde bir antifriz seçildiğinde metal yüzeyleri kağıt gibi kemirir, metal mi inceliyor yoksa ömrümüz mü tükeniyor anlamazsın... Alüminyum radyatörlü arabaya dökülen demir bazlı eski tip antifrizler var ya, işte onlar resmen demir bağırsakları söküp alır, su pompası pervanesini eritir ve bir gün trafikte kalakalırsın; o yüzden bu işler öyle "renkleri aynıysa uyar" mantığıyla yürümez, kimyanın dili serttir affetmez.
Kışın donmasın diye koyduğumuz o sıvı aslında yazın da kaynamayı önleyen gizli bir kahramandır ama sen gidip ucuzuna kaçarsan ya da iklimine uymayan bir yoğunluk seçersen, motor bloğu içindeki o muazzam ısı dengesini bir anda altüst edersin; suyun kaynama noktası düşer, basınç artar, radyatör petekleri o tazyike dayanamayıp birer birer delinmeye başlar... Gece yarısı otoyolda buharlar yükselirken motoru eline aldığını anladığın o acı an, keşke doğru dürüst bir antifriz alsaydım dedirtir ama iş işten çoktan geçmiş olur, masraf masrafı kovar.
Bazen düşünüyorum da insanlar arabalarına gözü gibi bakar ama iş görünmeyen sıvılara gelince neden bu kadar ihmalkar davranır anlam veremem; oysa radyatör suyunun içindeki o özel karışım bozulduğunda contalar yanar, silindir kapakları çatlar ve tamirci masasındaki o devasa rakamları görünce insan kafasını duvarlara vurur... Hani derler ya "ucuz etin yahnisi yavan olur" diye, tam da bu durum için söylenmiştir; birkaç kuruş kar edeceğim derken binlerce liralık masrafa kapı aralamak hangi mantığa sığar ki...
Bir sıvının içindeki etilen glikol oranı bile o motorun kaderini belirleyebilir, çünkü yanlış viskozite ve yanlış kimyasal bileşim devirdaim pompasını kilitler, termostatı bozar ve motor soğutma döngüsünü tamamen felç eder; sen marşa bastığında her şey normal görünür ama içeride kaynayan o zehirli kimyasal döngü, yavaş yavaş motorun ruhunu emer... Belki de bu yüzden araç bakımını ihmal etmemek, ustanın dediğine körü körüne uymak yerine biraz okumak, araştırmak ve ne koyduğunu bilmek en iyisidir; çünkü motor dediğin şey sadık bir dost gibidir, ona iyi bakmazsan o da seni yolda bırakır...
Motor bloğunun içi öyle hassas bir dünyadır ki dışarıdan bakınca taş gibi görünen demir yığını, yanlış sıvıyla temas ettiği an içeriden çürümeye başlar; korozyon dediğimiz o sessiz bela, ucuz veya yanlış türde bir antifriz seçildiğinde metal yüzeyleri kağıt gibi kemirir, metal mi inceliyor yoksa ömrümüz mü tükeniyor anlamazsın... Alüminyum radyatörlü arabaya dökülen demir bazlı eski tip antifrizler var ya, işte onlar resmen demir bağırsakları söküp alır, su pompası pervanesini eritir ve bir gün trafikte kalakalırsın; o yüzden bu işler öyle "renkleri aynıysa uyar" mantığıyla yürümez, kimyanın dili serttir affetmez.
Kışın donmasın diye koyduğumuz o sıvı aslında yazın da kaynamayı önleyen gizli bir kahramandır ama sen gidip ucuzuna kaçarsan ya da iklimine uymayan bir yoğunluk seçersen, motor bloğu içindeki o muazzam ısı dengesini bir anda altüst edersin; suyun kaynama noktası düşer, basınç artar, radyatör petekleri o tazyike dayanamayıp birer birer delinmeye başlar... Gece yarısı otoyolda buharlar yükselirken motoru eline aldığını anladığın o acı an, keşke doğru dürüst bir antifriz alsaydım dedirtir ama iş işten çoktan geçmiş olur, masraf masrafı kovar.
Bazen düşünüyorum da insanlar arabalarına gözü gibi bakar ama iş görünmeyen sıvılara gelince neden bu kadar ihmalkar davranır anlam veremem; oysa radyatör suyunun içindeki o özel karışım bozulduğunda contalar yanar, silindir kapakları çatlar ve tamirci masasındaki o devasa rakamları görünce insan kafasını duvarlara vurur... Hani derler ya "ucuz etin yahnisi yavan olur" diye, tam da bu durum için söylenmiştir; birkaç kuruş kar edeceğim derken binlerce liralık masrafa kapı aralamak hangi mantığa sığar ki...
Bir sıvının içindeki etilen glikol oranı bile o motorun kaderini belirleyebilir, çünkü yanlış viskozite ve yanlış kimyasal bileşim devirdaim pompasını kilitler, termostatı bozar ve motor soğutma döngüsünü tamamen felç eder; sen marşa bastığında her şey normal görünür ama içeride kaynayan o zehirli kimyasal döngü, yavaş yavaş motorun ruhunu emer... Belki de bu yüzden araç bakımını ihmal etmemek, ustanın dediğine körü körüne uymak yerine biraz okumak, araştırmak ve ne koyduğunu bilmek en iyisidir; çünkü motor dediğin şey sadık bir dost gibidir, ona iyi bakmazsan o da seni yolda bırakır...