Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Fransız ekolünün o kendine has mühendislik felsefesi, PureTech veya eski nesil THP ünitelerde bazen kronik bir kararsızlığa evrilir ki bu durum, rölantideki o hafif titremeyle kendini ele verir; sürücü koltuğunda oturan insan, motorun sanki kendi içinde bir hesaplaşma yaşadığını hisseder. Yakıt basıncının milisaniyelik sapmaları, yüksek basınç pompasının o nazlı karakteri ve özellikle direkt enjeksiyon sistemlerinin subaplar üzerinde yarattığı o kaçınılmaz kurum birikimi... Hani araba çalıştığı an o homurtunun ardındaki huzursuzluğu kulaklıkla değil, direksiyondaki o ince frekansla seversiniz; çünkü bu makineler rasyonel birer metal yığını olmaktan öte, ilgi bekleyen kaprisli birer sanat eseri gibidir adeta.
Ateşleme bobinlerinin bu motordaki hassasiyeti, Alman makinelerindeki o kaba ve toleranslı dirençle asla karıştırılmamalıdır; zira bu Fransızlar en ufak bir voltaj dalgalanmasında veya bobin tırnağındaki mikroskobik çatlakta bile hemen küser, silindir kapaklarında patırdamaya başlar ve size egzozdan yayılan o çiğ benzin kokusuyla durumu rapor eder. Yanma odasındaki her bir patlamanın kusursuz bir senkronla gerçekleşmesi gerekir, aksi takdirde ECU hemen devreye girer, enjektörleri keser ve arıza lambasını yakarak o can sıkıcı limanda kalma hissini yaşatır size... Belki de bu yüzden, bu araçların kaputunu açtığınızda gördüğünüz o karmaşık plastik kapaklar sadece birer estetik detay değil, o hassas kalbi dış etkenlerden korumaya çalışan zavallı birer kalkan gibidir.
Buji değişim periyotlarını normal araçların ömründen iki kat daha kısa tutmak gerektiğini ustalar söyler ama kimse dinlemez; oysa iridyum uçların zamanla körleşmesi, bu motorların karakterindeki o yüksek sıkıştırma oranını doğrudan baltalar ve tekleme dediğimiz o lanet olası sarsıntı işte tam o an başlar. Hani bazen gaza basarsınız da motor bir salise tereddüt eder, sonra birden canlanıp ileri atılır ya... İşte o tereddüt anı, aslında motorun kendi kendine fısıldadığı ama bizim kulak tıkadığımız o kronik çığlıktan başka bir şey değildir.
Turbo basınç regülatörünün hortumlarındaki o kılcal çatlaklar bile rölanti dalgalanmasına yeter de artar bile; vakum sistemindeki en ufak bir kaçak, motorun beynini adeta deliye çevirir ve hangi silindire ne kadar yakıt püskürteceğini şaşıran bir mekanizma çıkar ortaya. Kim derdi ki gözle görülmeyen o minicik hava kaçağı, yüz binlerce liralık bir otomobili trafikte rezil rüsva edebilir... İnsanın bazen ellerini makineye süresi gelmiyor, sadece uzaktan bakıp o mühendislik hatalarına kahve içerek gülümsemek istiyor insan.
Ateşleme bobinlerinin bu motordaki hassasiyeti, Alman makinelerindeki o kaba ve toleranslı dirençle asla karıştırılmamalıdır; zira bu Fransızlar en ufak bir voltaj dalgalanmasında veya bobin tırnağındaki mikroskobik çatlakta bile hemen küser, silindir kapaklarında patırdamaya başlar ve size egzozdan yayılan o çiğ benzin kokusuyla durumu rapor eder. Yanma odasındaki her bir patlamanın kusursuz bir senkronla gerçekleşmesi gerekir, aksi takdirde ECU hemen devreye girer, enjektörleri keser ve arıza lambasını yakarak o can sıkıcı limanda kalma hissini yaşatır size... Belki de bu yüzden, bu araçların kaputunu açtığınızda gördüğünüz o karmaşık plastik kapaklar sadece birer estetik detay değil, o hassas kalbi dış etkenlerden korumaya çalışan zavallı birer kalkan gibidir.
Buji değişim periyotlarını normal araçların ömründen iki kat daha kısa tutmak gerektiğini ustalar söyler ama kimse dinlemez; oysa iridyum uçların zamanla körleşmesi, bu motorların karakterindeki o yüksek sıkıştırma oranını doğrudan baltalar ve tekleme dediğimiz o lanet olası sarsıntı işte tam o an başlar. Hani bazen gaza basarsınız da motor bir salise tereddüt eder, sonra birden canlanıp ileri atılır ya... İşte o tereddüt anı, aslında motorun kendi kendine fısıldadığı ama bizim kulak tıkadığımız o kronik çığlıktan başka bir şey değildir.
Turbo basınç regülatörünün hortumlarındaki o kılcal çatlaklar bile rölanti dalgalanmasına yeter de artar bile; vakum sistemindeki en ufak bir kaçak, motorun beynini adeta deliye çevirir ve hangi silindire ne kadar yakıt püskürteceğini şaşıran bir mekanizma çıkar ortaya. Kim derdi ki gözle görülmeyen o minicik hava kaçağı, yüz binlerce liralık bir otomobili trafikte rezil rüsva edebilir... İnsanın bazen ellerini makineye süresi gelmiyor, sadece uzaktan bakıp o mühendislik hatalarına kahve içerek gülümsemek istiyor insan.