Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Fransız mühendisliğinin o kaprisli kaputunun altında yatan dizel sessizliği, aslında egzoz borusundan süzülen incecik bir kurum kâbusuyla bozulur; o sarı veya kırmızı lamba bir gün ansızın gözünün içine bakmaya başladığında, aslında motorunun nefes borularına tıkandığını fısıldıyordur. Yıllarını bu sektöre vermiş biri olarak söylüyorum, o küçük simge sadece bir elektronik arıza kodu değil, ta kendisiyle kavga eden mekanik bir isyandır.
Şehir içi trafiğinde dur-kalk yapmaktan ciğerleri dolmuş bir aslanla seyahat ettiğinin farkında mısın acaba? Kilometrelerce yüksek devirde yol yapmadan, sürekli alt devirde kullanılan o HDI motorlar var ya, işte onlar kendi egzoz gazının altında boğulmaya mahkûm ediliyorlar. Filtre o kurumları yakacak sıcaklığa bir türlü ulaşamıyor çünkü; motor sürekli soğuk, sürücü ise hep aceleci...
Rejenerasyon denen o gizemli kelimeyi kaç kez duydu servis masalarında? Bilgisayara bağlayıp "zorunlu temizlik" yaptıklarında işin bittiğini mi sanıyorsun yoksa? O enjektörler mazotu körük gibi basıp egzozu cehenneme çevirirken, aslında metalin yorgunluğunu biraz daha artırıyorsun... Kimse de çıkıp demiyor ki "kardeşim sen bu arabaya yazık ediyorsun, arada birotobanda basıver şu gaz pedalına."
Susturucunun içindeki seramik petekler külle dolup taştığında, artık o egzoz gazı dışarı kaçacak delik arar ve turboyu da yanında sürükleyerek aşağı çeker. Bir lamba yanar, sen umursamazsın; sonra araba çekişten düşer, mod değiştirir, kasılır da kasılır... Sonra da ustaya gidip binlerce liralık rezonans ve değişim masrafıyla yüzleşince masum masum bakarsın aynaya.
Belki de en baştan beri yanlış mazot alıyorsun, kim bilir? Ucuz yakıtın getirdiği o tatlı tasarruf, gün gelir motorun en hassas filtresini hurdaya çevirir; işte o zaman tıkandın kaldın ortada. Kaliteli katkılar, uzun yol seyahatleri ve devirli kullanım üçgeninden sapmamak gerek aslında... Ama kim dinler ki, herkes basıp geçmek derdinde.
Şehir içi trafiğinde dur-kalk yapmaktan ciğerleri dolmuş bir aslanla seyahat ettiğinin farkında mısın acaba? Kilometrelerce yüksek devirde yol yapmadan, sürekli alt devirde kullanılan o HDI motorlar var ya, işte onlar kendi egzoz gazının altında boğulmaya mahkûm ediliyorlar. Filtre o kurumları yakacak sıcaklığa bir türlü ulaşamıyor çünkü; motor sürekli soğuk, sürücü ise hep aceleci...
Rejenerasyon denen o gizemli kelimeyi kaç kez duydu servis masalarında? Bilgisayara bağlayıp "zorunlu temizlik" yaptıklarında işin bittiğini mi sanıyorsun yoksa? O enjektörler mazotu körük gibi basıp egzozu cehenneme çevirirken, aslında metalin yorgunluğunu biraz daha artırıyorsun... Kimse de çıkıp demiyor ki "kardeşim sen bu arabaya yazık ediyorsun, arada birotobanda basıver şu gaz pedalına."
Susturucunun içindeki seramik petekler külle dolup taştığında, artık o egzoz gazı dışarı kaçacak delik arar ve turboyu da yanında sürükleyerek aşağı çeker. Bir lamba yanar, sen umursamazsın; sonra araba çekişten düşer, mod değiştirir, kasılır da kasılır... Sonra da ustaya gidip binlerce liralık rezonans ve değişim masrafıyla yüzleşince masum masum bakarsın aynaya.
Belki de en baştan beri yanlış mazot alıyorsun, kim bilir? Ucuz yakıtın getirdiği o tatlı tasarruf, gün gelir motorun en hassas filtresini hurdaya çevirir; işte o zaman tıkandın kaldın ortada. Kaliteli katkılar, uzun yol seyahatleri ve devirli kullanım üçgeninden sapmamak gerek aslında... Ama kim dinler ki, herkes basıp geçmek derdinde.