Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Betona damlayan her siyah damla, garajındaki o güzelim Nissan'ın sana sessizce küfrettiğinin en net resmidir; çünkü bu araba özen ister, sıradan bir demir yığını değildir.
Karter contası zamanla o metal yükün altında pestil gibi ezilir ve sen fark etmeden motor yavaş yavaş kan kaybeder... Ya da o musibet keçeler özelliğini yitirir, motor bloğunun en can alıcı yerinden sinsi sinsi sızdırır o yağı.
Peki hiç kaputu açıp da o yağ çubuğunu çektiğinde, eksilen o seviyeyi görüp içinden "daha dün baktım lan buna" dediğin oldu mu, ta kendisi işte bu ihmalkarlığın acı faturası.
Sürekli "bir şey olmaz ya, altı üstü terleme" diyerek geçiştirdiğin o minik ıslaklık, yarın öbür gün otoyolun ortasında mil başı yatak sardırdığında akıl bırakmayacak kafanda, benden söylemesi.
Usta kancayı atar, "abi bu contalar komple değişecek, işçilik de yazar" der; sen de haklı olarak cebini düşünürsün ama o motor kurursa masrafın katlanarak büyüyeceğini o an hesap edemezsin.
Turbo hortumlarından sızan o siyah ilik, intercooler'ı içten içe kemirirken sen hala arabanın çekişindeki o gizli düşüşü mazota bağlamaya devam et, et ki sonu hayır olmasın.
Kim bilir belki de o yağ basınç müşürü bozuldu ve içerideki bütün yağı dışarı kusuyor; sensörün arkasından sızan o yağ tabakasını temizlemezsen, elektrik kaçağıyla beraber yangına bile davetiye çıkarırsın.
Orijinal parça deyip geçeceksin, yan sanayi o ucuz contalar üç ay sonra yine aynı yerden terlemeye başlayınca "keşke" dememek için ilk seferde paraya kıymak zorundasın, başka yolu yok.
Sabahın köründe marşa bastığında o supaplardan gelen "tık tık" sesleri var ya, işte onlar yağsızlıktan birbirine çarpan metal parçaların çığlığıdır, kulak tıkama sakın.
Binlerce liralık o jantlara, boya korumalara verdiğin paranın yarısını motor bakımına ayırmadığın sürece, o Nissan kapının önünde sadece pahalı bir süs eşyası olarak kalmaya mahkumdur, nokta.
Karter contası zamanla o metal yükün altında pestil gibi ezilir ve sen fark etmeden motor yavaş yavaş kan kaybeder... Ya da o musibet keçeler özelliğini yitirir, motor bloğunun en can alıcı yerinden sinsi sinsi sızdırır o yağı.
Peki hiç kaputu açıp da o yağ çubuğunu çektiğinde, eksilen o seviyeyi görüp içinden "daha dün baktım lan buna" dediğin oldu mu, ta kendisi işte bu ihmalkarlığın acı faturası.
Sürekli "bir şey olmaz ya, altı üstü terleme" diyerek geçiştirdiğin o minik ıslaklık, yarın öbür gün otoyolun ortasında mil başı yatak sardırdığında akıl bırakmayacak kafanda, benden söylemesi.
Usta kancayı atar, "abi bu contalar komple değişecek, işçilik de yazar" der; sen de haklı olarak cebini düşünürsün ama o motor kurursa masrafın katlanarak büyüyeceğini o an hesap edemezsin.
Turbo hortumlarından sızan o siyah ilik, intercooler'ı içten içe kemirirken sen hala arabanın çekişindeki o gizli düşüşü mazota bağlamaya devam et, et ki sonu hayır olmasın.
Kim bilir belki de o yağ basınç müşürü bozuldu ve içerideki bütün yağı dışarı kusuyor; sensörün arkasından sızan o yağ tabakasını temizlemezsen, elektrik kaçağıyla beraber yangına bile davetiye çıkarırsın.
Orijinal parça deyip geçeceksin, yan sanayi o ucuz contalar üç ay sonra yine aynı yerden terlemeye başlayınca "keşke" dememek için ilk seferde paraya kıymak zorundasın, başka yolu yok.
Sabahın köründe marşa bastığında o supaplardan gelen "tık tık" sesleri var ya, işte onlar yağsızlıktan birbirine çarpan metal parçaların çığlığıdır, kulak tıkama sakın.
Binlerce liralık o jantlara, boya korumalara verdiğin paranın yarısını motor bakımına ayırmadığın sürece, o Nissan kapının önünde sadece pahalı bir süs eşyası olarak kalmaya mahkumdur, nokta.