Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah garajda arabayı çalıştırdığında burnuna hafif bir çiğ mazot kokusu geliyorsa, motor ilk marşta o eski neşeli homurtusunu bırakıp biraz öksürerek uyanıyorsa, işte orada küçük ama can sıkıcı bir mekanik dert kapıyı çalıyor demektir. Nissan’ın o sadık kalbi, yakıtı silindir içine damlatan minik püskürtme uçları yorulduğunda hemen belli eder kendini; çünkü hassas mühendislik biraz hırpalanmayı sevmez ve bunu sana gösterge panelindeki o sinir bozucu lamba yanmadan çok önce fısıldar aslında.
Gaza bastığın anda araba arkadan sanki görünmez biri tarafından çekiliyormuş gibi yığılıyorsa, o an içinden "Ne oluyor ya, yine ne masraf çıktı" diye geçirdiğini duyar gibiyim; oysa motor sadece yorulmuştur, içine giren yakıtın dozu şaşmıştır bir kere. Yokuş yukarı çıkarken vites küçültmek zorunda kalmak, düz yolda ani hızlanmalara tepki vermeyen o halsiz gaz pedalı... Bütün bunlar aslında metalin bize çektiği küçük bir isyandır, kulak vermek gerekir.
Rolantideyken direksiyonda veya vites kolunda ince bir titreme hissediyorsan, sanki motor kabinin içinde değil de tam dizinin dibinde çalışıyormuş gibi bir huzursuzluk varsa, enjektörlerin o kusursuz sprey formunu kaybedip damlatmaya başladığından şüphelenmek lazım. Yakıt düzgün yanmayınca içerideki denge bozulur, o sessiz ve akıcı sürüş keyfi yerini kulak tırmalamayan ama insanı germeye yeten homurtulu bir sese bırakır.
Egzozdan şöyle koyu gri, hatta bazen sabaha karşı üşütmüş gibi beyazımsı bir duman süzülüyorsa arkaya doğru, yakıt sisteminin acilen bir gözden geçirilmeye ihtiyacı var demektir; zira çiğ atılan o mazot havaya karışırken sana içeride işlerin yolunda gitmediğini bağırır resmen. Kimisi "Geçer abicim, mazotçuyu değiştir düzelir" der ama o duman kolay kolay pes etmez, üzerine düşmek şarttır.
Cüzdanı yakmaya başlayan o aniden artan yakıt tüketimi de en net habercidir aslında; eskiden uzun yolda pamuk gibi gezen o araba şimdi şehir içinde resmen oburlaşmış gibi yakıt yutuyorsa, enjektörler artık dozunu kaçırmış demektir. Servise gitmeden önce şöyle bir kaputu açıp o hafif sızıntılara, mazot kokusuna kendin bir bak, belki de sadece ufak bir temizlikle tatlıya bağlanacak bu iş...
Gaza bastığın anda araba arkadan sanki görünmez biri tarafından çekiliyormuş gibi yığılıyorsa, o an içinden "Ne oluyor ya, yine ne masraf çıktı" diye geçirdiğini duyar gibiyim; oysa motor sadece yorulmuştur, içine giren yakıtın dozu şaşmıştır bir kere. Yokuş yukarı çıkarken vites küçültmek zorunda kalmak, düz yolda ani hızlanmalara tepki vermeyen o halsiz gaz pedalı... Bütün bunlar aslında metalin bize çektiği küçük bir isyandır, kulak vermek gerekir.
Rolantideyken direksiyonda veya vites kolunda ince bir titreme hissediyorsan, sanki motor kabinin içinde değil de tam dizinin dibinde çalışıyormuş gibi bir huzursuzluk varsa, enjektörlerin o kusursuz sprey formunu kaybedip damlatmaya başladığından şüphelenmek lazım. Yakıt düzgün yanmayınca içerideki denge bozulur, o sessiz ve akıcı sürüş keyfi yerini kulak tırmalamayan ama insanı germeye yeten homurtulu bir sese bırakır.
Egzozdan şöyle koyu gri, hatta bazen sabaha karşı üşütmüş gibi beyazımsı bir duman süzülüyorsa arkaya doğru, yakıt sisteminin acilen bir gözden geçirilmeye ihtiyacı var demektir; zira çiğ atılan o mazot havaya karışırken sana içeride işlerin yolunda gitmediğini bağırır resmen. Kimisi "Geçer abicim, mazotçuyu değiştir düzelir" der ama o duman kolay kolay pes etmez, üzerine düşmek şarttır.
Cüzdanı yakmaya başlayan o aniden artan yakıt tüketimi de en net habercidir aslında; eskiden uzun yolda pamuk gibi gezen o araba şimdi şehir içinde resmen oburlaşmış gibi yakıt yutuyorsa, enjektörler artık dozunu kaçırmış demektir. Servise gitmeden önce şöyle bir kaputu açıp o hafif sızıntılara, mazot kokusuna kendin bir bak, belki de sadece ufak bir temizlikle tatlıya bağlanacak bu iş...