Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kilometre saati yükseldikçe otomobil sahiplerinin kaputu açtığında içini en çok kemiren o korku filmi senaryosu aslında hep aynı parçayla başlar; triger mekanizması. Yıllardır sanayi köşelerinde, yetkili servis çıkışlarında ya da forum köşelerinde Fiat motorlarının bu efsanevi kalbi üzerine saatlerce konuşulur, tartışılır, kahveler bitirilir ama bir türlü ortak bir noktaya varılamaz. Biz de bu tezgâhın tozunu yutmuş, n sesinden arızasını çözen adamlar olarak artık elimize kalemi alıp bu meseleyi tamamen kendi tarzımızla masaya yatıralım dedik, belki biraz içimiz dökülür ha?
Zincir sesini ilk duyduğunuz o sabahta motor kaputunu kaldırıp sarımsı bir tıkırtıyla baş başa kalmak insanın bütün keyfini kaçırmaya yeter de artar bile. Normal şartlarda kayışlı sistemler gibi periyodik bir panik yaratmasa da bu İtalyan mucizesi metal sesine büründüğünde aslında size uzaktan el sallıyordur, farkında mısınız? Yağ basıncının düşüklüğü, kalitesiz yağ kullanımı ya da sadece zamanın o hoyrat eli bu gergi kollarını ve paletleri kemirdikçe motorun içindeki o senfoni bir anda tiz bir çığlığa dönüşüverir. Kimisi ustaya gider basar parayı değiştirir, kimisi de ses kesilsin diye müziğin sesini açıp kaderine razı olur...
Aslında bu işin en can alıcı noktası triger zincirinin ömrünü neyin belirlediği sorusunun cevabında gizlidir ve o cevap çoğu zaman kilometre göstergesindeki rakamlardan çok sürücünün sağ ayağının altında yatar. Motoru soğukken sabahın köründe marşa basar basmaz devir çevirtmek, ucuz yağın kurbanı olmak ya da değişim aralığını otuz bin kilometrecik daha uzatmak için rüya görmek bu mekanizmanın ipini çeken en büyük hatalardır. Bakımsızlığa asla gelemez bu motorlar, hani derler ya kibar kadındır diye, aynen öyle işte; ilgi ister, zamanında bakım ister, en önemlisi de kaliteli sıvı temasını asla affetmez.
Peki bu çarklar dönmeyi bırakıp supaplar pistonlarla ilk randevusunu gerçekleştirdiğinde ortada geriye ne kalır dersiniz, sadece cebinizden çıkacak o ağır faturalar ve sanayide geçirilen sancılı haftalar. Bazen insanı düşündüren şu oluyor; onca mühendislik harikası bir motor tasarlayıp neden bu kadar kritik bir kalbi hafif bir esnemeye ya da yağlama direncine mahkum ederler ki? Belki de bu işin fıtratında var bu risk, bilemiyoruz... Her halükarda direksiyon başına geçtiğinizde o minik motor arıza lambasıyla size göz kırptığında ya da çalışırken metalik bir sürtünme kulağınızı tırmaladığında üç saniye bile düşünmeden ustaya anahtarı teslim etmek en akıllıca hamle olacaktır.
Zincir sesini ilk duyduğunuz o sabahta motor kaputunu kaldırıp sarımsı bir tıkırtıyla baş başa kalmak insanın bütün keyfini kaçırmaya yeter de artar bile. Normal şartlarda kayışlı sistemler gibi periyodik bir panik yaratmasa da bu İtalyan mucizesi metal sesine büründüğünde aslında size uzaktan el sallıyordur, farkında mısınız? Yağ basıncının düşüklüğü, kalitesiz yağ kullanımı ya da sadece zamanın o hoyrat eli bu gergi kollarını ve paletleri kemirdikçe motorun içindeki o senfoni bir anda tiz bir çığlığa dönüşüverir. Kimisi ustaya gider basar parayı değiştirir, kimisi de ses kesilsin diye müziğin sesini açıp kaderine razı olur...
Aslında bu işin en can alıcı noktası triger zincirinin ömrünü neyin belirlediği sorusunun cevabında gizlidir ve o cevap çoğu zaman kilometre göstergesindeki rakamlardan çok sürücünün sağ ayağının altında yatar. Motoru soğukken sabahın köründe marşa basar basmaz devir çevirtmek, ucuz yağın kurbanı olmak ya da değişim aralığını otuz bin kilometrecik daha uzatmak için rüya görmek bu mekanizmanın ipini çeken en büyük hatalardır. Bakımsızlığa asla gelemez bu motorlar, hani derler ya kibar kadındır diye, aynen öyle işte; ilgi ister, zamanında bakım ister, en önemlisi de kaliteli sıvı temasını asla affetmez.
Peki bu çarklar dönmeyi bırakıp supaplar pistonlarla ilk randevusunu gerçekleştirdiğinde ortada geriye ne kalır dersiniz, sadece cebinizden çıkacak o ağır faturalar ve sanayide geçirilen sancılı haftalar. Bazen insanı düşündüren şu oluyor; onca mühendislik harikası bir motor tasarlayıp neden bu kadar kritik bir kalbi hafif bir esnemeye ya da yağlama direncine mahkum ederler ki? Belki de bu işin fıtratında var bu risk, bilemiyoruz... Her halükarda direksiyon başına geçtiğinizde o minik motor arıza lambasıyla size göz kırptığında ya da çalışırken metalik bir sürtünme kulağınızı tırmaladığında üç saniye bile düşünmeden ustaya anahtarı teslim etmek en akıllıca hamle olacaktır.