Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce otoyolun ortasında, direksiyonun başında kalakalmış bir adamın çıkmazını hatırlıyorum da... Sabahın köründe uyanmış, kapıyı çekmiş, kontağı çevirmiştim; fakat motorun o garip, sarsıntılı ve öksürür gibi çalışan sesiyle hemen orada donakalmıştım. Resmen araba içten içe isyan ediyordu ve ben bunu sadece ufak bir yorgunluk sanarak yola devam etmiştim. Oysa kilometreler ilerledikçe ibrenin aşağıya nasıl da hızla düştüğünü, benzin istasyonuna her zamankinden çok daha erken uğramak zorunda kaldığımı görünce meseleyi anladım. Bir motor neden tekler ki, insan kendi kendine soruyor işte... Ateşleme sistemi bozulmuştur, buji bitmiştir ya da yakıt püstürtme uçları tıkanmıştır; sonuçta o silindirler tam vaktinde patlamıyor, enerji havaya uçup gidiyor. Zaten mekanik bir aksaklık başladığında enerji kaybı kaçınılmazdır, yani yakıtın o asıl işlevi olan harekete dönüşme süreci tamamen sekteye uğruyor.
Tabii bu işin asıl acı kısmı cüzdanı açtığınız o istasyon kasalarında yüzünüze çarpıyor, farkında mısınız bilmem. Depoyu doldururken elinizde tuttuğunuz o tabanca her seferinde biraz daha fazla atıyor, çünkü tekleyen motor yakıtı yakamıyor, resmen çiğ olarak dışarı atıyor ya da verimsiz bir yanmayla enerjiyi ısıya çevirip harcıyor. Ne garip değil mi, araba gitmiyor ama benzin adeta buharlaşıyor... Düşünün ki marşa basıyorsunuz, içerideki pistonlar ahenkle dans etmesi gerekirken resmen topallıyor; bu da tabii ki her bir damla yakıtın normalden çok daha fazla mesai harcamasına yol açıyor. Paranız cebinizden cayır cayır uçup gidiyor, ben bunu yıllarca tecrübe ettim ve her seferinde ustaya atılan o azarlayan bakışların aslında kendi ihmalkarlığıma olduğunu çok geç fark ettim. Yakıt tüketiminin artması sadece bir bütçe meselesi değil, aynı zamanda motorun size çektiği acının en net, en somut faturasıdır aslında...
Bir sabah arabanın kapısını açtığınızda o titremeyi hissettiğiniz an ne yaparsınız peki, hemen müdahale edip susturmaya çalışırsınız değil mi? Yoksa o teklemeyi görmezden gelmek, üç kuruşluk buji masrafından kaçayım derken beş katı benzin parasını o egzozdan dışarı üflemekten başka bir şey değildir, inanın bana. Bazen insan en çok kendi arabasına yabancılaşıyor, sesini dinlemiyor, gidişindeki o hantallığı sezmiyor ve faturası ağır kesilince de şaşkınlıkla etrafa bakınıyor. Oysa motor dediğin şey canlı bir organizma gibidir, nefesi kesildiğinde, öksürdüğünde size hemen sinyal verir; duymasını bilene o sarsıntı aslında açık bir imdat çığlığıdır. Bakımsız kalan her parça zincirleme bir reaksiyonla diğerini yorar, yakıt pompası daha çok çeker, enjektörler tıkanır ve sonuçta o güzelim motor bir gıda zehirlenmesi yaşamış gibi teklemeye başlar. Siz siz olun, o küçük sarsıntıları sakın küçümsemeyin, çünkü cüzdanınızdaki delik o teklemeyle birlikte her geçen gün biraz daha büyür...
Tabii bu işin asıl acı kısmı cüzdanı açtığınız o istasyon kasalarında yüzünüze çarpıyor, farkında mısınız bilmem. Depoyu doldururken elinizde tuttuğunuz o tabanca her seferinde biraz daha fazla atıyor, çünkü tekleyen motor yakıtı yakamıyor, resmen çiğ olarak dışarı atıyor ya da verimsiz bir yanmayla enerjiyi ısıya çevirip harcıyor. Ne garip değil mi, araba gitmiyor ama benzin adeta buharlaşıyor... Düşünün ki marşa basıyorsunuz, içerideki pistonlar ahenkle dans etmesi gerekirken resmen topallıyor; bu da tabii ki her bir damla yakıtın normalden çok daha fazla mesai harcamasına yol açıyor. Paranız cebinizden cayır cayır uçup gidiyor, ben bunu yıllarca tecrübe ettim ve her seferinde ustaya atılan o azarlayan bakışların aslında kendi ihmalkarlığıma olduğunu çok geç fark ettim. Yakıt tüketiminin artması sadece bir bütçe meselesi değil, aynı zamanda motorun size çektiği acının en net, en somut faturasıdır aslında...
Bir sabah arabanın kapısını açtığınızda o titremeyi hissettiğiniz an ne yaparsınız peki, hemen müdahale edip susturmaya çalışırsınız değil mi? Yoksa o teklemeyi görmezden gelmek, üç kuruşluk buji masrafından kaçayım derken beş katı benzin parasını o egzozdan dışarı üflemekten başka bir şey değildir, inanın bana. Bazen insan en çok kendi arabasına yabancılaşıyor, sesini dinlemiyor, gidişindeki o hantallığı sezmiyor ve faturası ağır kesilince de şaşkınlıkla etrafa bakınıyor. Oysa motor dediğin şey canlı bir organizma gibidir, nefesi kesildiğinde, öksürdüğünde size hemen sinyal verir; duymasını bilene o sarsıntı aslında açık bir imdat çığlığıdır. Bakımsız kalan her parça zincirleme bir reaksiyonla diğerini yorar, yakıt pompası daha çok çeker, enjektörler tıkanır ve sonuçta o güzelim motor bir gıda zehirlenmesi yaşamış gibi teklemeye başlar. Siz siz olun, o küçük sarsıntıları sakın küçümsemeyin, çünkü cüzdanınızdaki delik o teklemeyle birlikte her geçen gün biraz daha büyür...