Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahları marşa bastığınızda o eski, tanıdık ve pürüzsüz motor sesini duyamıyorsanız, muhtemelesi fazla; hava akış metresi sinyal gönderiminde çuvallıyor demektir. Emme manifoldundan hemen önce, hava filtresi kutusunun çıkışına konuşlandırılmış o küçücük platin tel parçasından bahsediyorum. Motora giren havanın kütlesini ölçüp ECU'ya, yani aracın beynine veri aktaran bu hassas arkadaş tozlandığında, zengin veya fakir karışım dengesi altüst olur. Gösterge panelindeki o meşhur motor arıza lambasının (Check Engine) aniden turuncu turuncu parlaması da ekseriyetle bundandır işte. Voltaj dalgalanmaları yüzünden beyin ne kadar yakıt püskürteceğini şaşırır, silindirlere giden hava-yakıt oranı sapıtır...
Gaza yüklendiğinizde araba bir an duraksıyor, sanki arkadan birisi görünmez bir iple çekiyormuş gibi arkaya doğru esniyorsa durup bir düşünmek lazım. Hava akış sensörünün üzerindeki o milimetrik kızgın tel, kirli hava filtresinden sızan partiküllerle kaplandığında soğuma katsayısını doğru hesaplayamaz. Bilgisayar içeri hava girmiyor zanneder ve enjektörlerin milisaniyelik açılma sürelerini kısar. Hızlanırken yaşanan o can sıkıcı tekleme ve yığılma hissi tamamen bu veri gecikmesinden kaynaklanıyor. Hatta bazen rampa yukarı çıkarken motorun gücünün aniden bitmesi... Neyse ki temizleme spreyleriyle bazen bu dertten zahmetsizce kurtulmak mümkün olabiliyor.
Rölantide beklerken devir saatinin kendi kendine aşağı yukarı oynaması, motorun adeta nefes nefese kalmış gibi sarsıntılı çalışması canınızı sıkmasın, muhtemelen MAF sensörünün ömrü tükeniyordur. Normal şartlarda 14.7:1 olması gereken ideal hava-yakıt stokiometrik oranı, sensörün yanılması sebebiyle 12:1 seviyelerine düşebilir ki biz buna zengin karışım diyoruz. Egzozdan gelen o keskin, çiğ gaz kokusu ve çiğ yakıt dumanı da motorun havayı eksik, yakıtı ise gereğinden fazla aldığının en net kanıtıdır. Buji kafalarının kurum bağlamasına yol açan bu durum, zamanla katalitik konvertörün de tıkanmasına çanak tutar.
Aracınız son zamanlarda adeta bir yakıt canavarına dönüştüyse ve sürekli istasyona uğramak zorunda kalıyorsanız şüphe oklarını doğrudan bu sensöre çevirebilirsiniz. Hatalı milivolt sinyalleri yüzünden motor kontrol ünitesi silindirlere sürekli fazla yakıt gönderir ve bu da doğrudan cebinizi vurur. OBD2 arıza tespit cihazını araca bağladığınızda P0101, P0102 veya P0103 gibi hata kodlarıyla karşılaşmanız an meselesidir. Yakıt tüketimindeki bu ani ve mantıksız artış, aslında motorun kendi kendini koruma altına almak için "limp mode" dediğimiz güvenli sürüş moduna geçmesinden de kaynaklanabilir. Bir bakın bakalım, yol bilgisayarındaki ortalama tüketim değerleri normalin ne kadar üzerine çıkmış?
Hava filtrenizi her yağ değişiminde mutlaka orijinaliyle değiştirmeye özen gösterin, çünkü yan sanayi filtrelerin bıraktığı mikron düzeyindeki delikler sensörün en büyük düşmanıdır. Sıcak tel prensibiyle çalışan bu algılayıcılar, üzerlerinden geçen havanın yarattığı soğuma miktarına göre akım çeker ve bu akım doğrudan motorun karakterini belirler. Eğer sensörün telleri aşırı kirlenmişse, sprey sıkarken kesinlikle fiziksel olarak dokunmamalı, teli koparmamaya azami dikkat göstermelisiniz. Aksi takdirde çok daha maliyetli bir parça değişimiyle yüz göz olmak işten bile değil.
Gaza yüklendiğinizde araba bir an duraksıyor, sanki arkadan birisi görünmez bir iple çekiyormuş gibi arkaya doğru esniyorsa durup bir düşünmek lazım. Hava akış sensörünün üzerindeki o milimetrik kızgın tel, kirli hava filtresinden sızan partiküllerle kaplandığında soğuma katsayısını doğru hesaplayamaz. Bilgisayar içeri hava girmiyor zanneder ve enjektörlerin milisaniyelik açılma sürelerini kısar. Hızlanırken yaşanan o can sıkıcı tekleme ve yığılma hissi tamamen bu veri gecikmesinden kaynaklanıyor. Hatta bazen rampa yukarı çıkarken motorun gücünün aniden bitmesi... Neyse ki temizleme spreyleriyle bazen bu dertten zahmetsizce kurtulmak mümkün olabiliyor.
Rölantide beklerken devir saatinin kendi kendine aşağı yukarı oynaması, motorun adeta nefes nefese kalmış gibi sarsıntılı çalışması canınızı sıkmasın, muhtemelen MAF sensörünün ömrü tükeniyordur. Normal şartlarda 14.7:1 olması gereken ideal hava-yakıt stokiometrik oranı, sensörün yanılması sebebiyle 12:1 seviyelerine düşebilir ki biz buna zengin karışım diyoruz. Egzozdan gelen o keskin, çiğ gaz kokusu ve çiğ yakıt dumanı da motorun havayı eksik, yakıtı ise gereğinden fazla aldığının en net kanıtıdır. Buji kafalarının kurum bağlamasına yol açan bu durum, zamanla katalitik konvertörün de tıkanmasına çanak tutar.
Aracınız son zamanlarda adeta bir yakıt canavarına dönüştüyse ve sürekli istasyona uğramak zorunda kalıyorsanız şüphe oklarını doğrudan bu sensöre çevirebilirsiniz. Hatalı milivolt sinyalleri yüzünden motor kontrol ünitesi silindirlere sürekli fazla yakıt gönderir ve bu da doğrudan cebinizi vurur. OBD2 arıza tespit cihazını araca bağladığınızda P0101, P0102 veya P0103 gibi hata kodlarıyla karşılaşmanız an meselesidir. Yakıt tüketimindeki bu ani ve mantıksız artış, aslında motorun kendi kendini koruma altına almak için "limp mode" dediğimiz güvenli sürüş moduna geçmesinden de kaynaklanabilir. Bir bakın bakalım, yol bilgisayarındaki ortalama tüketim değerleri normalin ne kadar üzerine çıkmış?
Hava filtrenizi her yağ değişiminde mutlaka orijinaliyle değiştirmeye özen gösterin, çünkü yan sanayi filtrelerin bıraktığı mikron düzeyindeki delikler sensörün en büyük düşmanıdır. Sıcak tel prensibiyle çalışan bu algılayıcılar, üzerlerinden geçen havanın yarattığı soğuma miktarına göre akım çeker ve bu akım doğrudan motorun karakterini belirler. Eğer sensörün telleri aşırı kirlenmişse, sprey sıkarken kesinlikle fiziksel olarak dokunmamalı, teli koparmamaya azami dikkat göstermelisiniz. Aksi takdirde çok daha maliyetli bir parça değişimiyle yüz göz olmak işten bile değil.