Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe arabaya biniyorsunuz, anahtarı çeviriyorsunuz ve o bildik tık sesi bir türlü gelmiyor. Göstergedeki yeşil ışık yanıp sönmeye devam ediyor ama motor bir türlü gazla çalışmaya yanaşmıyor. İnsan ister istemez direksiyona bir tık tık vurup "hadi be oğlum" der ya, işte tam o andan bahsediyorum. Ben de az yaşamadım bu stresi. Aslında arabanın size anlatmaya çalıştığı küçük bir hikaye var orada ama biz genelde acelemiz olduğu için dinlemek istemiyoruz.
Regülatör dediğimiz o döküm parça var ya, işte bütün numara çoğu zaman onda bitiyor. Motor soğutma suyu bu parçanın içinden geçip gazı ısıtacak ki sistem rahatça devreye girsin. Ama içeride bir tıkanıklık varsa, su dolaşamıyorsa o metal buz gibi kalır. Su sıcaklığı sensörü de motorun ısındığını ana beyine bir türlü raporlayamaz. Hal böyle olunca araç benzinle devam etmekte diretir durur... Yani sorun bazen hiç beklemediğiniz küçücük bir devirdaim probleminden ibarettir.
Isı sensörünün kendisi de bazen kafayı yiyebiliyor tabii. Zamanla oksitlenen, kablosu temassızlık yapan ya da artık ömrünü tamamlamış bir sensör, motor doksan dereceye gelse bile sıcaklığı eksi seviyelerde görebilir. E ECU dediğimiz o küçük elektronik beyin de ne yapsın, gördüğü veriye inanıyor. Yanlış bilgi girince sistem de kendini korumaya alıyor doğal olarak. Bazen sadece beş liralık bir kablo temassızlığı yüzünden sanayi yollarına düşüyoruz.
Sıcaklık her şey tamam diyelim, peki ya basınç? Filtreler uzun süredir değişmediyse ve içi katran gibi pislikle dolduysa gaz rahatça akamaz. Basınç düştüğü an sistem otomatik olarak benzine geri atar kendini. "Yolda giderken aniden biip biip diye öttü" şikayetlerinin altında yatan ana sebep genelde bu filtre tıkanıklığıdır. İhmal ediyoruz, "daha gider bu" diyoruz ama o filtre aslında sistemin akciğeri gibi bir şey.
Enjektörlerin o ritmik tıkır tıkır çalışma sesini bilirsiniz. Onlardan biri bile kurum bağlayıp takılı kaldığında LPG beyni durumdaki garipliği hemen sezer. Silindirlerden biri eksik çalışmasın diye gaz akışını tamamen kesebilir sistem. Hani bazen araç tam geçecek gibi olur, sallanır ve sonra tekrar benzine döner ya... İşte o an bir enjektörün "ben bugün çalışmak istemiyorum" dediği andır.
Gaz kesici valf denen bir küçük kahramanımız var bir de. Depodan gelen hattın önünde durur ve güvenliği sağlar. Kontak açıldığında O'na küçük bir elektrik sinyali gider ve bobin çekerek vanayı açar. Bazen o bobin yanar, bazen de içindeki piston paslanıp sıkışır. Elektrik gelse bile vana fiziken açılamadığı için gaz öne ulaşamaz. Siz önde beyin değiştirmeyi düşünürken sorun arkada, vananın kilitli kalmasında çıkabilir.
Kış aylarında bu çileyi çekmek çok daha olası, değil mi? Havanın buz gibi olduğu zamanlarda gazın buharlaşması zorlaşır ve sistem toleransları daha dar tutar. Isı ayarını yazın fark etmiyoruz belki ama kışın o derece threshold'u çok kritik hale geliyor. Ustanız geçiş sıcaklığını mesela 30 dereceye ayarladıysa ve termostatınız da arızalıysa, o arabayı ısıtana kadar gideceğiniz yere varırsınız zaten.
Bütün bu mekanik tarafları geçtim, işin bir de tamamen yazılımsal ve elektronik boyutu var. LPG ECU'su aracın kendi orijinal beyniyle sürekli bir iletişim halinde olmak zorunda. Belli bir kilometre sonra o harita bozulabiliyor, parametreler saçmalayabiliyor. Bir bakmışsınız gaz var, ısı var, basınç var ama sistem geçmiyor. Kabloyu bağlayıp bir kalibrasyon atmak, her şeyi sıfırdan öğretmek bazen mucizeler yaratıyor.
Hiç öyle gözünüzde büyütüp arabadan soğumayın hemen. İnanın çözülmeyecek bir arıza yok bu sistemlerde, sadece doğru teşhisi koyacak sabırlı bir usta lazım. İlk yapacağınız şey depoda gerçekten gaz olup olmadığından ve şamandıranın takılı kalmadığından emin olmak olsun, gerisi bir şekilde hallolur. Bir çay içimlik sürede hallolacak şeyler için boşuna canınızı sıkmayın...
Regülatör dediğimiz o döküm parça var ya, işte bütün numara çoğu zaman onda bitiyor. Motor soğutma suyu bu parçanın içinden geçip gazı ısıtacak ki sistem rahatça devreye girsin. Ama içeride bir tıkanıklık varsa, su dolaşamıyorsa o metal buz gibi kalır. Su sıcaklığı sensörü de motorun ısındığını ana beyine bir türlü raporlayamaz. Hal böyle olunca araç benzinle devam etmekte diretir durur... Yani sorun bazen hiç beklemediğiniz küçücük bir devirdaim probleminden ibarettir.
Isı sensörünün kendisi de bazen kafayı yiyebiliyor tabii. Zamanla oksitlenen, kablosu temassızlık yapan ya da artık ömrünü tamamlamış bir sensör, motor doksan dereceye gelse bile sıcaklığı eksi seviyelerde görebilir. E ECU dediğimiz o küçük elektronik beyin de ne yapsın, gördüğü veriye inanıyor. Yanlış bilgi girince sistem de kendini korumaya alıyor doğal olarak. Bazen sadece beş liralık bir kablo temassızlığı yüzünden sanayi yollarına düşüyoruz.
Sıcaklık her şey tamam diyelim, peki ya basınç? Filtreler uzun süredir değişmediyse ve içi katran gibi pislikle dolduysa gaz rahatça akamaz. Basınç düştüğü an sistem otomatik olarak benzine geri atar kendini. "Yolda giderken aniden biip biip diye öttü" şikayetlerinin altında yatan ana sebep genelde bu filtre tıkanıklığıdır. İhmal ediyoruz, "daha gider bu" diyoruz ama o filtre aslında sistemin akciğeri gibi bir şey.
Enjektörlerin o ritmik tıkır tıkır çalışma sesini bilirsiniz. Onlardan biri bile kurum bağlayıp takılı kaldığında LPG beyni durumdaki garipliği hemen sezer. Silindirlerden biri eksik çalışmasın diye gaz akışını tamamen kesebilir sistem. Hani bazen araç tam geçecek gibi olur, sallanır ve sonra tekrar benzine döner ya... İşte o an bir enjektörün "ben bugün çalışmak istemiyorum" dediği andır.
Gaz kesici valf denen bir küçük kahramanımız var bir de. Depodan gelen hattın önünde durur ve güvenliği sağlar. Kontak açıldığında O'na küçük bir elektrik sinyali gider ve bobin çekerek vanayı açar. Bazen o bobin yanar, bazen de içindeki piston paslanıp sıkışır. Elektrik gelse bile vana fiziken açılamadığı için gaz öne ulaşamaz. Siz önde beyin değiştirmeyi düşünürken sorun arkada, vananın kilitli kalmasında çıkabilir.
Kış aylarında bu çileyi çekmek çok daha olası, değil mi? Havanın buz gibi olduğu zamanlarda gazın buharlaşması zorlaşır ve sistem toleransları daha dar tutar. Isı ayarını yazın fark etmiyoruz belki ama kışın o derece threshold'u çok kritik hale geliyor. Ustanız geçiş sıcaklığını mesela 30 dereceye ayarladıysa ve termostatınız da arızalıysa, o arabayı ısıtana kadar gideceğiniz yere varırsınız zaten.
Bütün bu mekanik tarafları geçtim, işin bir de tamamen yazılımsal ve elektronik boyutu var. LPG ECU'su aracın kendi orijinal beyniyle sürekli bir iletişim halinde olmak zorunda. Belli bir kilometre sonra o harita bozulabiliyor, parametreler saçmalayabiliyor. Bir bakmışsınız gaz var, ısı var, basınç var ama sistem geçmiyor. Kabloyu bağlayıp bir kalibrasyon atmak, her şeyi sıfırdan öğretmek bazen mucizeler yaratıyor.
Hiç öyle gözünüzde büyütüp arabadan soğumayın hemen. İnanın çözülmeyecek bir arıza yok bu sistemlerde, sadece doğru teşhisi koyacak sabırlı bir usta lazım. İlk yapacağınız şey depoda gerçekten gaz olup olmadığından ve şamandıranın takılı kalmadığından emin olmak olsun, gerisi bir şekilde hallolur. Bir çay içimlik sürede hallolacak şeyler için boşuna canınızı sıkmayın...