Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motor kaputunun altında ince bir tel gibi titreyen o dengesiz ritim, sürücünün en yakın yoldaşı olan direksiyon simidinden doğrudan omuriliğine kadar saplanan görünmez bir iğne gibidir ve çoğu zaman sorunun kaynağını ararken insan yanlış sokaklarda dolaşır. LPG sistemleri, benzinli motorların doğasına sonradan eklenen ve büyük bir hassasiyet gerektiren mekanik-elektronik melezler olduğundan, en ufak bir kalibrasyon hatasında bile adeta ruhunu kaybetmiş bir saat gibi çalışmaya başlar. Karışım oranındaki yüzde birlik bir sapma bile silindirlerin içine dolan yakıtın yanma karakteristiğini altüst etmeye yeter, çünkü bu sistemler sıradan birer boru hattından ibaret değildir; her biri kendi içinde mini birer kimya laboratuvarıdır.
Gaz pedalına dokunduğunuz an gelen o anlık yığılma ve ardından gelen silkeleme hareketi, aslında motorun size yakarış biçiminden başka bir şey değildir ve bu durumun arkasında yatan en büyük etken yanlış hava-yakıt oranından başka bir şey olamaz. Fakir karışım dediğimiz, yani havaya oranla yakıtın yetersiz kaldığı o lanet olası durum, subapların üzerinde onarılamaz yaralar açarken motorun her devir saatinde teklemesine neden olur ki bu da sürüş keyfini bir esir kampı işkencesine çevirir... Zengin karışım ise tam tersi bir cehennem yaratır, çiğ atılan yakıt egzoz manifoldunda patlamalar yapar ve katalitik konvertörü eritecek kadar vahşi bir ısı dalgası üretir.
Yıllarını bu mesleğe adamış eski bir motor ustasının tezgahına yaslanıp içeriye sızan o keskin kokuyu içinize çektiğinizde anlarsınız ki asıl mesele regülatör basıncının yanlış ayarlanmış olmasıdır; çünkü beyin ne kadar akıllı olursa olsun, mekanik basınç doğru değilse yazılım sadece duvara konuşur. Enjektörlerin püskürtme sürelerindeki milisaniyelik gecikmeler, zamanla silindirler arası dengesizliğe yol açar ve motor her ateşleme dövüşünde kendi kendini yumruklamaya başlar. Bu yüzden tüp taktırdım bitti mantığı, arabaya saatli bomba bağlamaktan farksızdır ve periyodik kalibrasyon kontrolleri atlandığı an motorun ömründen çalınan her kilometre sahibinin cebinden nakit olarak çıkar...
Sadece seyir halindeyken değil, ışıklarda durmaya yakın devir ibresi ani bir düşüşle sıfıra yaklaşırken motorun ansızın stop etmesi de doğrudan bu ayarsızlığın bir neticesidir ve sürücüyü en işlek kavşakların ortasında çaresiz bırakır. Rolanti motorunun bu düzensiz vakum dalgalanmalarına yetişememesi, beynin haritayı şaşırmasına ve motorun nefesinin kesilmesine neden olur; halbuki map sensörünün ve ısı müşirinin verdiği veriler doğru okunabilse, bu trajikomik duruma asla düşülmezdi... Belki de en iyisi, motorunuzu her bakımda sadece bilgisayara bağlatmakla kalmayıp, o egzoz ucundan çıkan dumanın rengine ve kokusuna bakacak eski tip ustaların sezgilerine de biraz kulak vermektir.
Gaz pedalına dokunduğunuz an gelen o anlık yığılma ve ardından gelen silkeleme hareketi, aslında motorun size yakarış biçiminden başka bir şey değildir ve bu durumun arkasında yatan en büyük etken yanlış hava-yakıt oranından başka bir şey olamaz. Fakir karışım dediğimiz, yani havaya oranla yakıtın yetersiz kaldığı o lanet olası durum, subapların üzerinde onarılamaz yaralar açarken motorun her devir saatinde teklemesine neden olur ki bu da sürüş keyfini bir esir kampı işkencesine çevirir... Zengin karışım ise tam tersi bir cehennem yaratır, çiğ atılan yakıt egzoz manifoldunda patlamalar yapar ve katalitik konvertörü eritecek kadar vahşi bir ısı dalgası üretir.
Yıllarını bu mesleğe adamış eski bir motor ustasının tezgahına yaslanıp içeriye sızan o keskin kokuyu içinize çektiğinizde anlarsınız ki asıl mesele regülatör basıncının yanlış ayarlanmış olmasıdır; çünkü beyin ne kadar akıllı olursa olsun, mekanik basınç doğru değilse yazılım sadece duvara konuşur. Enjektörlerin püskürtme sürelerindeki milisaniyelik gecikmeler, zamanla silindirler arası dengesizliğe yol açar ve motor her ateşleme dövüşünde kendi kendini yumruklamaya başlar. Bu yüzden tüp taktırdım bitti mantığı, arabaya saatli bomba bağlamaktan farksızdır ve periyodik kalibrasyon kontrolleri atlandığı an motorun ömründen çalınan her kilometre sahibinin cebinden nakit olarak çıkar...
Sadece seyir halindeyken değil, ışıklarda durmaya yakın devir ibresi ani bir düşüşle sıfıra yaklaşırken motorun ansızın stop etmesi de doğrudan bu ayarsızlığın bir neticesidir ve sürücüyü en işlek kavşakların ortasında çaresiz bırakır. Rolanti motorunun bu düzensiz vakum dalgalanmalarına yetişememesi, beynin haritayı şaşırmasına ve motorun nefesinin kesilmesine neden olur; halbuki map sensörünün ve ısı müşirinin verdiği veriler doğru okunabilse, bu trajikomik duruma asla düşülmezdi... Belki de en iyisi, motorunuzu her bakımda sadece bilgisayara bağlatmakla kalmayıp, o egzoz ucundan çıkan dumanın rengine ve kokusuna bakacak eski tip ustaların sezgilerine de biraz kulak vermektir.