Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak bir yaz günü arabaya bindiğinizde o ferah serinliği ararken aniden yüzünüze vuran hafif nemli ve tozlu hava aslında büyük bir problemin ilk habercisidir. Evaporatörün hemen önünde konumlanan polen filtresi, dışarıdan emilen havadaki mikro partikülleri, PM2.5 seviyesindeki tozları ve organik polenleri tutmakla görevli o sessiz kahramandır. Filtre fiberleri zamanla bu partiküllerle dolup gözenekler kapandığında, iklimlendirme sisteminin ihtiyaç duyduğu statik hava basıncı dramatik şekilde düşer. Fan motoru (blower) aynı devirde dönmeye devam etse de menfezlerden üfleyen hava miktarı hissedilir derecede azalır, hatta bazen üfleme sesi artarken içeriye giren hava neredeyse tamamen kesilir...
Sistemin kalbi sayılan kompresör, tıkanan bir filtre yüzünden radyatör benzeri evaporatör peteklerinde yeterli hava sirkülasyonu sağlayamadığında adeta kendi kendini sabote etmeye başlar. Hava akışı durduğunda soğutucu gaz (R134a veya R1234yf) evaporatör içinde ısı transferini gerçekleştiremez ve petek yüzeyindeki sıcaklık donma noktasının altına inebilir. Bu durum nemin petekler üzerinde buz tutmasına yol açar; buzlanma arttıkça hava kanalları daha da daralır ve döngü tam bir kısırdöngüye dönüşür. Kompresör yüksek basınç hattında daha fazla yükle çalışmak zorunda kalır, siz de gaza her bastığınızda motorun üzerindeki o gereksiz yükü ve artan yakıt tüketimini anında hissedersiniz. Yani o küçük filtre yüzünden araç hem daha çok yakar hem de bir türlü soğumaz.
Hani bazen klimayı ilk açtığınızda burnunuza gelen o eski, rutubetli bodrum kokusu vardır ya... İşte o koku, nemle birleşen tozlardan ve filtrenin kıvrımlarına yerleşen bakteri kolonilerinden kaynaklanır. Aktif karbonlu veya standart kâğıt filtrelerin lifleri arasında biriken organik maddeler, evaporatörün karanlık ve nemli ortamında küf mantarları için kusursuz bir üreme alanı oluşturur. Kabin içine yayılan bu mikroskobik sporlar sadece kötü koku yapmakla kalmaz; alerjik reaksiyonları, göz sulanmasını ve sürekli bir hapşırma nöbetini de beraberinde getirir. İnsan fark etmeden alışıyor o kokuya ama dışarıdan biri bindiğinde durum hiç de iç açıcı değil...
Blower motorunun zorlanması derken sadece basit bir hava azalmasından bahsetmiyoruz elbette, işin elektriksel boyutu da oldukça kritik. Tıkanmış bir polen filtresi yüzünden hava direncine (backpressure) karşı sürekli maksimum yükte çalışmaya zorlanan fan motoru, normalden çok daha yüksek bir akım çeker. Bu aşırı akım, zamanla fan hız direncinin (rezistans) aşırı ısınmasına ve hatta soketlerin erimesine sebep olabilir. Basit bir filtre değişimini ertelemek, günün sonunda tüm ön konsolun söküldüğü pahalı bir elektrik tesisatı tamiratına dönüşebilir. Küçücük bir parçayı değiştirmeyip sistemi zorlamak... Bazen gerçekten çok anlamsız masraflara yol açıyor.
Kış aylarında camların bir türlü çözülmemesinden şikayet ediyorsanız, sorunu yine aynı yerde aramanız gerekebilir. İklimlendirme sistemi sadece soğutmaz; aynı zamanda kabin içindeki bağıl nemi çekerek ön camdaki buğulanmayı hızlıca önlemekle görevlidir. Polen filtresi tıkalı olduğunda iç sirkülasyon ve taze hava dengesi bozulur, nem kabin içine hapsolur. Defrost modunu açarsınız, fanı son seviyeye getirirsiniz ama camdaki o beyaz perde bir türlü kalkmaz... Bu durum özellikle gece sürüşlerinde görüş kalitesini sıfıra indirerek çok ciddi bir güvenlik riski yaratır.
Peki bu durumdan kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? Çözüm aslında her periyodik bakımda veya yılda en az bir kez filtreyi yenisiyle değiştirmek kadar basit. Filtre seçimi yaparken sadece kâğıt esaslı olanlar yerine, mikropartikülleri ve gaz moleküllerini tutma kapasitesi yüksek olan aktif karbon kaplı lifli yapıları tercih etmek çok daha mantıklı. Kendi sağlığınız, motorun yükünü hafifletmek ve aracın içinde gerçekten temiz bir hava solumak için... Arada bir o torpido gözünün arkasındaki küçük kapağı açıp filtreye göz atmakta fayda var.
Sistemin kalbi sayılan kompresör, tıkanan bir filtre yüzünden radyatör benzeri evaporatör peteklerinde yeterli hava sirkülasyonu sağlayamadığında adeta kendi kendini sabote etmeye başlar. Hava akışı durduğunda soğutucu gaz (R134a veya R1234yf) evaporatör içinde ısı transferini gerçekleştiremez ve petek yüzeyindeki sıcaklık donma noktasının altına inebilir. Bu durum nemin petekler üzerinde buz tutmasına yol açar; buzlanma arttıkça hava kanalları daha da daralır ve döngü tam bir kısırdöngüye dönüşür. Kompresör yüksek basınç hattında daha fazla yükle çalışmak zorunda kalır, siz de gaza her bastığınızda motorun üzerindeki o gereksiz yükü ve artan yakıt tüketimini anında hissedersiniz. Yani o küçük filtre yüzünden araç hem daha çok yakar hem de bir türlü soğumaz.
Hani bazen klimayı ilk açtığınızda burnunuza gelen o eski, rutubetli bodrum kokusu vardır ya... İşte o koku, nemle birleşen tozlardan ve filtrenin kıvrımlarına yerleşen bakteri kolonilerinden kaynaklanır. Aktif karbonlu veya standart kâğıt filtrelerin lifleri arasında biriken organik maddeler, evaporatörün karanlık ve nemli ortamında küf mantarları için kusursuz bir üreme alanı oluşturur. Kabin içine yayılan bu mikroskobik sporlar sadece kötü koku yapmakla kalmaz; alerjik reaksiyonları, göz sulanmasını ve sürekli bir hapşırma nöbetini de beraberinde getirir. İnsan fark etmeden alışıyor o kokuya ama dışarıdan biri bindiğinde durum hiç de iç açıcı değil...
Blower motorunun zorlanması derken sadece basit bir hava azalmasından bahsetmiyoruz elbette, işin elektriksel boyutu da oldukça kritik. Tıkanmış bir polen filtresi yüzünden hava direncine (backpressure) karşı sürekli maksimum yükte çalışmaya zorlanan fan motoru, normalden çok daha yüksek bir akım çeker. Bu aşırı akım, zamanla fan hız direncinin (rezistans) aşırı ısınmasına ve hatta soketlerin erimesine sebep olabilir. Basit bir filtre değişimini ertelemek, günün sonunda tüm ön konsolun söküldüğü pahalı bir elektrik tesisatı tamiratına dönüşebilir. Küçücük bir parçayı değiştirmeyip sistemi zorlamak... Bazen gerçekten çok anlamsız masraflara yol açıyor.
Kış aylarında camların bir türlü çözülmemesinden şikayet ediyorsanız, sorunu yine aynı yerde aramanız gerekebilir. İklimlendirme sistemi sadece soğutmaz; aynı zamanda kabin içindeki bağıl nemi çekerek ön camdaki buğulanmayı hızlıca önlemekle görevlidir. Polen filtresi tıkalı olduğunda iç sirkülasyon ve taze hava dengesi bozulur, nem kabin içine hapsolur. Defrost modunu açarsınız, fanı son seviyeye getirirsiniz ama camdaki o beyaz perde bir türlü kalkmaz... Bu durum özellikle gece sürüşlerinde görüş kalitesini sıfıra indirerek çok ciddi bir güvenlik riski yaratır.
Peki bu durumdan kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? Çözüm aslında her periyodik bakımda veya yılda en az bir kez filtreyi yenisiyle değiştirmek kadar basit. Filtre seçimi yaparken sadece kâğıt esaslı olanlar yerine, mikropartikülleri ve gaz moleküllerini tutma kapasitesi yüksek olan aktif karbon kaplı lifli yapıları tercih etmek çok daha mantıklı. Kendi sağlığınız, motorun yükünü hafifletmek ve aracın içinde gerçekten temiz bir hava solumak için... Arada bir o torpido gözünün arkasındaki küçük kapağı açıp filtreye göz atmakta fayda var.