Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Depoma ne koyduğumu bilmediğim bir akaryakıt istasyonuna girdiğim an, o arabanın altına dinamit lokumu döşemiş gibi hissederim. Yıllarca sanayide, uzmanlarla, o hevesle alınan sıfır araçların iki günde nasıl çöp olduğuna şahit olmuş biri olarak söylüyorum: ucuz ya da kaynağı belirsiz yakıt, motorun iç organlarını sessizce kemiren bir zehirdir. Kimse size o yakıtın içindeki tortunun, suyun, yüksek kükürdün reklamını yapmaz. Ama o tıkandığında çekiciyi arayacak olan yine sizsiniz.
O parıltılı kaputun altındaki yüksek basınçlı enjektörler saflık ister, affı yoktur. Yakıtın içindeki mikro parçacıklar o küçücük iğne deliklerinden geçerken zımpara kağıdı etkisi yaratır; parçalar, oyar, bozar... Sonra bir bakmışsınız araba rölantide titriyor, gaz yemiyor. Hatta bazen hiç çalışmıyor. Pistonların üzerine dengesiz püskürtülen o kirli sıvı, silindir duvarlarını çizer, motorun ömrünü yarı yarıya biçer.
Suyun depoda ne işi var demeyin, öyle bir birikir ki ruhunuz duymaz. Nemden, kalitesiz depolama tanklarından sızan o lanet su, yakıt sistemine girdiği an paslanma maratonu başlar. Yakıt pompası yağlanma özelliğini kaybeder, metali metale sürtmeye başlar ve sisteme talaş dökmeye başlar. Evet, kelimenin tam anlamıyla talaş. Bütün yakıt hattını baştan aşağı değiştirmek zorunda kaldığınızda çıkan faturayı görünce insanın kalbine inebilir.
Bazen sırf üç beş kuruş daha ucuz diye gidip o meçhul pompalardan depoyu dolduranlara hayretle bakıyorum. Birkaç yüz lira kar edeceğim diye potansiyel bir yüz bin liralık motor masrafını kucağınıza almak akıl karı mı? Kaliteli yakıt bir lüks değil, bildiğiniz kaskodur, motorun sigortasıdır. Bilinen, denetlenen, katkı maddeleriyle yakıt sistemini temiz tutan markalardan şaşmamak gerekir. Ucuza kaçmak, doğrudan felaketi davet etmektir.
Yakıt filtresi dediğin şey mucize yaratmaz, bir yere kadar tutar o pisliği. Sanıyorlar ki filtre her şeyi süzüyor, arkaya bir gram pislik geçirmiyor. Yok öyle bir dünya. O filtre bir tıkandı mı, motor neye uğradığını şaşırır, nefessiz kalır, çekişten düşer. Değiştirmeyi unuttuğun o uyduruk filtre yüzünden motoru eline alan o kadar çok insan gördüm ki...
Sabah arabaya bindiğinizde o garip sarsıntı, egzozdan çıkan o tuhaf siyah duman sizce tesadüf mü? Araç size bağırıyor aslında, "bana ne yedirdin sen" diye çığlık atıyor. Kulak tıkarsanız, o duman yarın bir gün servis tezgahında cüzdanınızın dumanına dönüşür. Aracın dilinden anlamak lazım, motorun sesindeki o küçücük değişimi bile hissetmek şart.
Geçenlerde bir Usta dostumun dükkanında parçalanmış bir piston başı duruyordu, katran gibi kaplanmış. Ne zaman yakıt konusunu hafife alan biri gelse o parçayı gösterir, "bak bu ihmalin resmi" der. Kötü yakıt vuruntu yaptırır, erken ateşlemeye sebep olur ve o pistonları adeta balyozla vurur gibi döver. Sonuç? Eğrilmiş biyel kolları, delinmiş pistonlar...
Depoyu tam doldurmadan önce iki kez düşünün, pompacının elindeki tabancanın arkasında nasıl bir depo var bilmeden o tetiği çektirmeyin. Bildiğiniz, güvendiğiniz, sirkülasyonu yüksek istasyonları mesken tutun. Çölün ortasında kalmadiysanız sırf ucuza denk geldi diye macera aramayın. Motorunuza ne verirseniz, size onu geri verir; pislik verirseniz, yolda kalırsınız.
O parıltılı kaputun altındaki yüksek basınçlı enjektörler saflık ister, affı yoktur. Yakıtın içindeki mikro parçacıklar o küçücük iğne deliklerinden geçerken zımpara kağıdı etkisi yaratır; parçalar, oyar, bozar... Sonra bir bakmışsınız araba rölantide titriyor, gaz yemiyor. Hatta bazen hiç çalışmıyor. Pistonların üzerine dengesiz püskürtülen o kirli sıvı, silindir duvarlarını çizer, motorun ömrünü yarı yarıya biçer.
Suyun depoda ne işi var demeyin, öyle bir birikir ki ruhunuz duymaz. Nemden, kalitesiz depolama tanklarından sızan o lanet su, yakıt sistemine girdiği an paslanma maratonu başlar. Yakıt pompası yağlanma özelliğini kaybeder, metali metale sürtmeye başlar ve sisteme talaş dökmeye başlar. Evet, kelimenin tam anlamıyla talaş. Bütün yakıt hattını baştan aşağı değiştirmek zorunda kaldığınızda çıkan faturayı görünce insanın kalbine inebilir.
Bazen sırf üç beş kuruş daha ucuz diye gidip o meçhul pompalardan depoyu dolduranlara hayretle bakıyorum. Birkaç yüz lira kar edeceğim diye potansiyel bir yüz bin liralık motor masrafını kucağınıza almak akıl karı mı? Kaliteli yakıt bir lüks değil, bildiğiniz kaskodur, motorun sigortasıdır. Bilinen, denetlenen, katkı maddeleriyle yakıt sistemini temiz tutan markalardan şaşmamak gerekir. Ucuza kaçmak, doğrudan felaketi davet etmektir.
Yakıt filtresi dediğin şey mucize yaratmaz, bir yere kadar tutar o pisliği. Sanıyorlar ki filtre her şeyi süzüyor, arkaya bir gram pislik geçirmiyor. Yok öyle bir dünya. O filtre bir tıkandı mı, motor neye uğradığını şaşırır, nefessiz kalır, çekişten düşer. Değiştirmeyi unuttuğun o uyduruk filtre yüzünden motoru eline alan o kadar çok insan gördüm ki...
Sabah arabaya bindiğinizde o garip sarsıntı, egzozdan çıkan o tuhaf siyah duman sizce tesadüf mü? Araç size bağırıyor aslında, "bana ne yedirdin sen" diye çığlık atıyor. Kulak tıkarsanız, o duman yarın bir gün servis tezgahında cüzdanınızın dumanına dönüşür. Aracın dilinden anlamak lazım, motorun sesindeki o küçücük değişimi bile hissetmek şart.
Geçenlerde bir Usta dostumun dükkanında parçalanmış bir piston başı duruyordu, katran gibi kaplanmış. Ne zaman yakıt konusunu hafife alan biri gelse o parçayı gösterir, "bak bu ihmalin resmi" der. Kötü yakıt vuruntu yaptırır, erken ateşlemeye sebep olur ve o pistonları adeta balyozla vurur gibi döver. Sonuç? Eğrilmiş biyel kolları, delinmiş pistonlar...
Depoyu tam doldurmadan önce iki kez düşünün, pompacının elindeki tabancanın arkasında nasıl bir depo var bilmeden o tetiği çektirmeyin. Bildiğiniz, güvendiğiniz, sirkülasyonu yüksek istasyonları mesken tutun. Çölün ortasında kalmadiysanız sırf ucuza denk geldi diye macera aramayın. Motorunuza ne verirseniz, size onu geri verir; pislik verirseniz, yolda kalırsınız.