Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motor birden tekleme yapmaya başladıysa ve gaza bastıkça araç sanki arkadan çekiliyormuş gibi isteksizce direniyorsa... Kimse kusura bakmasın, o çok güvendiğiniz Kore mühendisliği bu noktada tıkanıyor işte. Kia kullanıcılarının "Yol bilgisayarında hiçbir arıza lambası yanmıyor, araçta ne var acaba?" diyerek sanayide dükkan dükkan gezdiği o meşhur durumun arkasında neredeyse her zaman ihmal edilmiş tek bir parça çıkar. Depodan gelen yakıtın içindeki mikron boyutundaki pisliği tutması gereken o küçük silindir görevini yapamadığında, motor patlamaya hazır bir bombaya dönüşüyor.
Sanayi ustalarının "İdare eder, bir sonraki bakımda değiştiririz" lafına inanıp o filtreyi yerinde bıraktığınız her kilometre, cebinizden binlerce lirayı çöpe atmak demek. Dizel bir Kia kullanıyorsanız, yakıt sisteminizin kalbi o filtrenin süzme kapasitesine doğrudan bağlıdır. Pis yakıtın içindeki katı partiküller filtreden sızıp enjektörlerin o mikronluk iğne deliklerine ulaştığında ne oluyor biliyor musunuz? Yüksek basınç altında çalışan o hassas mekanizma saniyeler içinde aşınmaya başlıyor, motor sesli çalışmaya ve adeta sarsıntıyla can çekişmeye başlıyor.
Hangi devirde olursanız olun, aracın o eski seri ivmelenmesini kaybettiğini hissettiğiniz an durup bir düşünün. Yakıt filtresinin dolduğunu anlamak için ille de arabanın yolda kalmasını beklemek gerekmiyor ki... Sabahları geç çalışmaya başlayan, rölantide ibresi devir saatinin üzerinde devasa dalgalanmalar yapan bir Kia, size resmen "Beni tıkadınız, nefes alamıyorum" diye bağırıyordur. Bu belirtileri görmezden gelip "Nasıl olsa gidiyor" derseniz, tıkalı filtrenin yarattığı yüksek emiş vakumu yüzünden depodaki yakıt pompasını da yakarsınız, elinizde kalır.
Sadece filtreyi değiştirmekle kurtulacağını sananlar var bir de, en büyük yanılgı burada başlıyor. Yan sanayi, nereden geldiği belirsiz ucuz filtreleri araca taktırıp sonra "Ben bakımımı yaptırdım" diye kendini kandıran sürücülerle dolu ortalık. O ucuz kâğıt filtreler mazotun içindeki suyu ayıramıyor, suyu direkt olarak yüksek basınç pompasına gönderiyor. Sonuç? Paslanan iç aksam, çapak yapan pompa ve en az iki aylık maaşınız tutarında bir tamirat faturası...
Bakım cetvelinde 30 bin kilometre yazıyor olabilir, ama burası Türkiye. Aldığınız akaryakıtın kalitesi her istasyonda aynı standartta mı sanki? Aracınızı seviyorsanız ve yolda kalma korkusu yaşamak istemiyorsanız, her iki yağ değişiminde bir, hatta imkan varsa her 15 bin kilometrede bir o yakıt filtresini orijinaliyle söküp atacaksınız. Orijinal parça fiyatı gözünüze korkunç gelebilir belki; fakat tıkalı bir filtrenin mahvettiği dört adet enjektörün ve darmadağın olan bir pompanın revizyon bedelini gördüğünüzde o rakam devede kulak kalır.
Sanayi ustalarının "İdare eder, bir sonraki bakımda değiştiririz" lafına inanıp o filtreyi yerinde bıraktığınız her kilometre, cebinizden binlerce lirayı çöpe atmak demek. Dizel bir Kia kullanıyorsanız, yakıt sisteminizin kalbi o filtrenin süzme kapasitesine doğrudan bağlıdır. Pis yakıtın içindeki katı partiküller filtreden sızıp enjektörlerin o mikronluk iğne deliklerine ulaştığında ne oluyor biliyor musunuz? Yüksek basınç altında çalışan o hassas mekanizma saniyeler içinde aşınmaya başlıyor, motor sesli çalışmaya ve adeta sarsıntıyla can çekişmeye başlıyor.
Hangi devirde olursanız olun, aracın o eski seri ivmelenmesini kaybettiğini hissettiğiniz an durup bir düşünün. Yakıt filtresinin dolduğunu anlamak için ille de arabanın yolda kalmasını beklemek gerekmiyor ki... Sabahları geç çalışmaya başlayan, rölantide ibresi devir saatinin üzerinde devasa dalgalanmalar yapan bir Kia, size resmen "Beni tıkadınız, nefes alamıyorum" diye bağırıyordur. Bu belirtileri görmezden gelip "Nasıl olsa gidiyor" derseniz, tıkalı filtrenin yarattığı yüksek emiş vakumu yüzünden depodaki yakıt pompasını da yakarsınız, elinizde kalır.
Sadece filtreyi değiştirmekle kurtulacağını sananlar var bir de, en büyük yanılgı burada başlıyor. Yan sanayi, nereden geldiği belirsiz ucuz filtreleri araca taktırıp sonra "Ben bakımımı yaptırdım" diye kendini kandıran sürücülerle dolu ortalık. O ucuz kâğıt filtreler mazotun içindeki suyu ayıramıyor, suyu direkt olarak yüksek basınç pompasına gönderiyor. Sonuç? Paslanan iç aksam, çapak yapan pompa ve en az iki aylık maaşınız tutarında bir tamirat faturası...
Bakım cetvelinde 30 bin kilometre yazıyor olabilir, ama burası Türkiye. Aldığınız akaryakıtın kalitesi her istasyonda aynı standartta mı sanki? Aracınızı seviyorsanız ve yolda kalma korkusu yaşamak istemiyorsanız, her iki yağ değişiminde bir, hatta imkan varsa her 15 bin kilometrede bir o yakıt filtresini orijinaliyle söküp atacaksınız. Orijinal parça fiyatı gözünüze korkunç gelebilir belki; fakat tıkalı bir filtrenin mahvettiği dört adet enjektörün ve darmadağın olan bir pompanın revizyon bedelini gördüğünüzde o rakam devede kulak kalır.