Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Egzozun altından gelen o tuhaf, metalik hırıltıyı duyduğunuzda muhtemelen aklınıza en son gelecek şey içeride bir yerlerde bir şeylerin kelimenin tam anlamıyla eridiğidir. Katalitik konvertör dediğimiz o pahalı parça, aslında durduk yere pes etmez; onu bu raddeye getiren şey genellikle motorun silindirlerinde yanmayı beceremeyip egzoza doğru kaçan çiğ yakıttır. Motorda doğru düzgün yakılamayan o benzin karışımı, bin dereceye yaklaşan konvertör peteklerine ulaştığı an adeta küçük bir cehennem yaratır. Seramik yapı bu muazzam ısıya dayanamaz, dayanamaz ve sonunda bir plastik gibi eriyip kendi içine çöker...
Aracınızın çekişten düştüğünü, sanki arkasından birisi çekiyormuş gibi nazlandığını hissettiğiniz anlarda ocağınıza incir ağacı dikilmiş olabilir. Tıkanan ve eriyen gözenekler, motorun rahatça nefes almasını engellediğinde egzoz gazı içeride sıkışır ve motora geri basınç uygular. Gaz pedalına ne kadar basarsanız basın, araba gitmek istemez, devirlenmekte zorlanır. Hatta bazen öyle bir an gelir ki, motor tamamen stop eder ve bir daha çalışmaz. Egzoz dumanının o eski rahat çıkışı artık tarihe karışmıştır.
Ateşleme sistemindeki ufacık bir aksaklığın nerelere varabileceğini hiç düşündünüz mü? Eski bir buji, zamanı geçmiş bir buji kablosu ya da ömrünü tamamlamış bir ateşleme bobini... Bunlardan biri görevini tam yapmadığında, silindir içindeki patlama eksik kalır ve o yanmayan yakıt doğrudan egzoz hattına pompalanır. İşte bu yüzden motor arıza lambası yandığında "nasıl olsa gidiyor" diyerek yola devam etmek, konvertörü kendi ellerinizle ateşe atmaktan farksızdır. İhmal edilen küçük bir masraf, dönüp dolaşıp devasa bir tamir faturası olarak önünüze dikiliverir.
Arabanın altına eğilip baktığınızda ya da lifte kaldırdığınızda o metal kutuya sertçe bir vurun; içeriden gelen ses her şeyi ele verir. Eğer içeride seramik kırıkları, erimiş parça kalıntıları sağa sola çarpıp marakas gibi ses çıkarıyorsa geçmiş olsun, o konvertör artık işlevini tamamen yitirmiştir. Koku da cabası... Burnunuza gelen o çürük yumurta veya yoğun kükürt kokusu, sistemin kimyasal olarak çöktüğünün ve gazları ayrıştıramadığının en net kanıtıdır. Hissedersiniz, o koku size bir şeylerin bittiğini söyler zaten.
Zengin karışım dediğimiz illet, yani motorun havaya kıyasla çok fazla yakıt tüketmesi durumu da bu erimenin gizli faillerindendir. Arızalı bir oksijen sensörü veya düzgün çalışmayan bir yakıt enjektörü, motora sürekli "daha fazla yakıt gönder" emri vererek sistemi boğar. Fazla yakıt havayla dengelenemediğinde, yanma odasından çıkıp direkt konvertörün içinde alev alır. İçerideki o petek doku adeta bir döküm potasına döner. Yakıt haritasının bozulması, zincirleme bir reaksiyonla en hassas parçayı eritip bitirir.
Bu durumu yaşamamak için yapacağınız şey aslında son derece basit ve net: Aracın periyodik bakımlarını, özellikle de ateşleme elemanlarının kontrolünü asla geciktirmeyin. Motor teklemesi hissettiğiniz an, sorunu kökünden çözene kadar aracı yüksek devirlerde zorlamaktan kaçınmanız hayati önem taşır. Çiğ yakıtın egzoza ulaşmasını engellediğiniz müddetçe, o konvertör kolay kolay erimez, eriyemez. Arabanın dilinden anlamak, bazen sadece göstergedeki uyarıları ciddiye almaktan ibarettir...
Aracınızın çekişten düştüğünü, sanki arkasından birisi çekiyormuş gibi nazlandığını hissettiğiniz anlarda ocağınıza incir ağacı dikilmiş olabilir. Tıkanan ve eriyen gözenekler, motorun rahatça nefes almasını engellediğinde egzoz gazı içeride sıkışır ve motora geri basınç uygular. Gaz pedalına ne kadar basarsanız basın, araba gitmek istemez, devirlenmekte zorlanır. Hatta bazen öyle bir an gelir ki, motor tamamen stop eder ve bir daha çalışmaz. Egzoz dumanının o eski rahat çıkışı artık tarihe karışmıştır.
Ateşleme sistemindeki ufacık bir aksaklığın nerelere varabileceğini hiç düşündünüz mü? Eski bir buji, zamanı geçmiş bir buji kablosu ya da ömrünü tamamlamış bir ateşleme bobini... Bunlardan biri görevini tam yapmadığında, silindir içindeki patlama eksik kalır ve o yanmayan yakıt doğrudan egzoz hattına pompalanır. İşte bu yüzden motor arıza lambası yandığında "nasıl olsa gidiyor" diyerek yola devam etmek, konvertörü kendi ellerinizle ateşe atmaktan farksızdır. İhmal edilen küçük bir masraf, dönüp dolaşıp devasa bir tamir faturası olarak önünüze dikiliverir.
Arabanın altına eğilip baktığınızda ya da lifte kaldırdığınızda o metal kutuya sertçe bir vurun; içeriden gelen ses her şeyi ele verir. Eğer içeride seramik kırıkları, erimiş parça kalıntıları sağa sola çarpıp marakas gibi ses çıkarıyorsa geçmiş olsun, o konvertör artık işlevini tamamen yitirmiştir. Koku da cabası... Burnunuza gelen o çürük yumurta veya yoğun kükürt kokusu, sistemin kimyasal olarak çöktüğünün ve gazları ayrıştıramadığının en net kanıtıdır. Hissedersiniz, o koku size bir şeylerin bittiğini söyler zaten.
Zengin karışım dediğimiz illet, yani motorun havaya kıyasla çok fazla yakıt tüketmesi durumu da bu erimenin gizli faillerindendir. Arızalı bir oksijen sensörü veya düzgün çalışmayan bir yakıt enjektörü, motora sürekli "daha fazla yakıt gönder" emri vererek sistemi boğar. Fazla yakıt havayla dengelenemediğinde, yanma odasından çıkıp direkt konvertörün içinde alev alır. İçerideki o petek doku adeta bir döküm potasına döner. Yakıt haritasının bozulması, zincirleme bir reaksiyonla en hassas parçayı eritip bitirir.
Bu durumu yaşamamak için yapacağınız şey aslında son derece basit ve net: Aracın periyodik bakımlarını, özellikle de ateşleme elemanlarının kontrolünü asla geciktirmeyin. Motor teklemesi hissettiğiniz an, sorunu kökünden çözene kadar aracı yüksek devirlerde zorlamaktan kaçınmanız hayati önem taşır. Çiğ yakıtın egzoza ulaşmasını engellediğiniz müddetçe, o konvertör kolay kolay erimez, eriyemez. Arabanın dilinden anlamak, bazen sadece göstergedeki uyarıları ciddiye almaktan ibarettir...