Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Egzozdan gelen o garip koku ya da yolda giderken arabanın bir türlü canlanamaması, aslında içeride çoktan kopan fırtınanın en net habercisidir; ama biz ne yaparız, genelde müziğin sesini biraz daha açıp o sinir bozucu tıkırtıyı duymamazlıktan gelmeyi seçeriz. Yıllardır sanayi köşelerinde, tozlu dükkanlarda gördüğüm kadarıyla, sürücüler olarak arabamızın can damarı olan bu parçaya karşı inanılmaz bir körlük içindeyiz ve en basit arızada bile elimiz ayağımız birbirine dolaşıyor.
Arıza lambası yanar yanmaz soluğu bilgisayara bağlatmakta alıyoruz, oysa o sensör sadece sonuçtur, asıl mesele bizim motora ne içirdiğimizde gizlidir. Kalitesiz yakıtla arabayı besleyip sonra da egzoz sisteminden mucize beklemek ne kadar mantıklı, bir düşünün; ucuz mazotun ya da benzinin o zehirli tortusu petekleri tıkarken biz hâlâ neden yokuşta bayılıyor bu motor diye söylenip duruyoruz.
Kimisi usta tavsiyesiyle kutu kutu karbon temizleyici katkıları döküyor depoya, sanki yılların birikmiş kurumunu tek bir sihirli şişeyle pırıl pırıl yapacakmış gibi... Yanlış kimyasal seçimi veya ölçüyü kaçırmak, o seramik petekleri eritip anında binlerce liralık masraf açıyor başına insanın, sonrasında da usta "abi kalitesiz yakıttan olmuş" deyip işin içinden sıyrılıyor işte.
Altını taşa vurup "bir şey olmaz ya, demir parça sonuçta" diyerek yola devam etmek ise bu işin padişahı tabii; oysa içerideki o bal peteği dokusu öyle hassas ki, en ufak bir darbede tuzla buz oluyor da haberimiz olmuyor. Çatlayan ya da içi dağılan konvertörü susturucu takıp geçiştirmek sadece geçici bir ses kesme operasyonudur, motorun ne nefes alabildiğini ne de rahat egzoz atabildiğini kimse söylemiyor nedense.
Ateşleme sistemindeki en ufak bir aksaklığı bile umursamadan aylarca gezmek, çiğ kalan yakıtın o seramik odacıklarda cayır cayır yanmasına yol açıyor ki bu da parçanın erimesi için gayet yeterli bir sebep aslında. Buji değişimi geldiği halde "daha idare eder" diyerek gezmenin faturası, maalesef dönüp dolaşıp en pahalı egzoz parçasına kesiliyor da kimse bu iki olay arasında bağ kurmak istemiyor.
Arıza lambası yanar yanmaz soluğu bilgisayara bağlatmakta alıyoruz, oysa o sensör sadece sonuçtur, asıl mesele bizim motora ne içirdiğimizde gizlidir. Kalitesiz yakıtla arabayı besleyip sonra da egzoz sisteminden mucize beklemek ne kadar mantıklı, bir düşünün; ucuz mazotun ya da benzinin o zehirli tortusu petekleri tıkarken biz hâlâ neden yokuşta bayılıyor bu motor diye söylenip duruyoruz.
Kimisi usta tavsiyesiyle kutu kutu karbon temizleyici katkıları döküyor depoya, sanki yılların birikmiş kurumunu tek bir sihirli şişeyle pırıl pırıl yapacakmış gibi... Yanlış kimyasal seçimi veya ölçüyü kaçırmak, o seramik petekleri eritip anında binlerce liralık masraf açıyor başına insanın, sonrasında da usta "abi kalitesiz yakıttan olmuş" deyip işin içinden sıyrılıyor işte.
Altını taşa vurup "bir şey olmaz ya, demir parça sonuçta" diyerek yola devam etmek ise bu işin padişahı tabii; oysa içerideki o bal peteği dokusu öyle hassas ki, en ufak bir darbede tuzla buz oluyor da haberimiz olmuyor. Çatlayan ya da içi dağılan konvertörü susturucu takıp geçiştirmek sadece geçici bir ses kesme operasyonudur, motorun ne nefes alabildiğini ne de rahat egzoz atabildiğini kimse söylemiyor nedense.
Ateşleme sistemindeki en ufak bir aksaklığı bile umursamadan aylarca gezmek, çiğ kalan yakıtın o seramik odacıklarda cayır cayır yanmasına yol açıyor ki bu da parçanın erimesi için gayet yeterli bir sebep aslında. Buji değişimi geldiği halde "daha idare eder" diyerek gezmenin faturası, maalesef dönüp dolaşıp en pahalı egzoz parçasına kesiliyor da kimse bu iki olay arasında bağ kurmak istemiyor.