Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Jeep Enjektör Arızası Belirtileri
Sabahın köründe o kocaman anahtarı kontağa sokup çevirdiğinde motordan gelen o tuhaf, homurtulu ve sanki içine bir şey kaçmış gibi sarsıntılı ses insanın bütün neşesini bir anda kaçırıveriyor, insanın canını sıkan da zaten bu değil mi biraz, hani o sessiz çalışan güçlü makine birden bire huysuzlanıyor ya, işte enjektörler o an sana ben buradayım diyorlar ama sen henüz farkında bile olmuyorsun.
Yolda giderken gaza bastığında araba sanki arkasından biri çekiştiriyormuş gibi bir anlığına yığılıp kalıyor, motorun o devirli sesinde minik minik kesilmeler, boğulmalar hissediyorsun ve direksiyon başında kendi kendine mırıldanmaya başlıyorsun acaba yine neyi bozdum diye, oysa ortada büyük bir kaza bela yok ama yakıtı silindirlerin içine ulaştıran o incecik uçlar, o minik püskürtme delikleri zamanla kurum bağlayıp tıkanınca motor ne yapacağını şaşırıyor zavallım.
Egzozdan dışarıya doğru süzülen o koyu, neredeyse karanlıkta bile fark edilen griye çalan dumanı gördüğün o an aslında her şeyin özeti gibi duruyor, arkadan gelen şoförler korna çalıp uyarmaya çalışmasa belki de hiç dikkat etmeyeceksin ama o koku, o acımtırak mazot kokusu burnuna dolduğunda anlıyorsun ki yakıt yanmıyor, çiğ çiğ dışarı atılıyor ve bu da enjektörlerin artık düzgün harman yapamadığının en net, en acımasız kanıtı olarak boy gösteriyor.
Cebini yakan o beklenmedik yakıt tüketimi artışı var bir de, hani geçen hafta şehir içinde rahatça gezdiğin mazotla bugün neredeyse yarısına ancak gelebilmen insanı deli ediyor, dur kalk trafiğinde araba rölantide çalışırken sanki horluyormuş gibi titriyor, devir saati yerinde duramayıp aşağı yukarı dans ediyor ve sen ayağını frenden çekip hareket etmeye çalışırken o sarsıntı bütün koltukta hissediliyor, işte bu da enjektör memesinin artık düzgün kapatamayarak içeriye damlatma yaptığının ta kendisi.
Servis rampasına çıkıp kaputu kaldırdıklarında ustayla göz göze geliyorsunuz ve o iç çekerek masraf çıkaracak bakışı atıyor ya, insan orada bir kez daha anlıyor ki bu devasa makineler bile bazen en küçük, en ucuz görünen parçaların kurbanı olabiliyorlar, o yüzden motorun o asil hırıltısını bozmamak, yolda yarım bırakmamak için sesleri erken duymak lazım, ne dersin belki de en iyisi hiç vakit kaybetmeden o karbonları temizletmek ya da esneyen keçeleri değiştirmek...
Sabahın köründe o kocaman anahtarı kontağa sokup çevirdiğinde motordan gelen o tuhaf, homurtulu ve sanki içine bir şey kaçmış gibi sarsıntılı ses insanın bütün neşesini bir anda kaçırıveriyor, insanın canını sıkan da zaten bu değil mi biraz, hani o sessiz çalışan güçlü makine birden bire huysuzlanıyor ya, işte enjektörler o an sana ben buradayım diyorlar ama sen henüz farkında bile olmuyorsun.
Yolda giderken gaza bastığında araba sanki arkasından biri çekiştiriyormuş gibi bir anlığına yığılıp kalıyor, motorun o devirli sesinde minik minik kesilmeler, boğulmalar hissediyorsun ve direksiyon başında kendi kendine mırıldanmaya başlıyorsun acaba yine neyi bozdum diye, oysa ortada büyük bir kaza bela yok ama yakıtı silindirlerin içine ulaştıran o incecik uçlar, o minik püskürtme delikleri zamanla kurum bağlayıp tıkanınca motor ne yapacağını şaşırıyor zavallım.
Egzozdan dışarıya doğru süzülen o koyu, neredeyse karanlıkta bile fark edilen griye çalan dumanı gördüğün o an aslında her şeyin özeti gibi duruyor, arkadan gelen şoförler korna çalıp uyarmaya çalışmasa belki de hiç dikkat etmeyeceksin ama o koku, o acımtırak mazot kokusu burnuna dolduğunda anlıyorsun ki yakıt yanmıyor, çiğ çiğ dışarı atılıyor ve bu da enjektörlerin artık düzgün harman yapamadığının en net, en acımasız kanıtı olarak boy gösteriyor.
Cebini yakan o beklenmedik yakıt tüketimi artışı var bir de, hani geçen hafta şehir içinde rahatça gezdiğin mazotla bugün neredeyse yarısına ancak gelebilmen insanı deli ediyor, dur kalk trafiğinde araba rölantide çalışırken sanki horluyormuş gibi titriyor, devir saati yerinde duramayıp aşağı yukarı dans ediyor ve sen ayağını frenden çekip hareket etmeye çalışırken o sarsıntı bütün koltukta hissediliyor, işte bu da enjektör memesinin artık düzgün kapatamayarak içeriye damlatma yaptığının ta kendisi.
Servis rampasına çıkıp kaputu kaldırdıklarında ustayla göz göze geliyorsunuz ve o iç çekerek masraf çıkaracak bakışı atıyor ya, insan orada bir kez daha anlıyor ki bu devasa makineler bile bazen en küçük, en ucuz görünen parçaların kurbanı olabiliyorlar, o yüzden motorun o asil hırıltısını bozmamak, yolda yarım bırakmamak için sesleri erken duymak lazım, ne dersin belki de en iyisi hiç vakit kaybetmeden o karbonları temizletmek ya da esneyen keçeleri değiştirmek...