Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah garaja inersiniz, marşa basarsınız ve o hiç sevmediğiniz uyarı ışığı tam karşınızda yanıp sönmeye başlar... Büyük gövdeli, altınızdaki o güçlü Jeep modelinin sanki nefesi kesilmiş gibidir, yokuşlarda tırmanırken o eski hoyrat neşesini bulamazsınız bir anda. Dizel motorların o kesintisiz homurtusu arkada sessizce boğulurken, aslında egzoz sisteminin derinliklerinde sıkışıp kalan minik kurum tanecikleri bu huzursuzluğun tek sorumlusudur. Şehir içi trafiğinde sürekli dur-kalk yapmanın, motoru tam anlamıyla ısıtmadan kısa mesafelerde koşturmanın bedelini ne yazık ki en ağır şekilde dizel partikül filtresi öder...
Kilometreler ilerledikçe bu tıkanıklık sadece bir gösterge panelindeki lamba olmaktan çıkar, adeta aracın karakterine sinen ağır bir yorgunluğa dönüşür. Egzozdan yayılan o hafif bayık koku bile içeride işlerin yolunda gitmediğini size fısıldar gibidir, farkında mısınız bilmiyorum ama arabalar da tıpkı bizim gibi sessizce tıkanır zamanla. Uzun yola çıkıp yüksek devirde, sanki o otobanın ortasında rüzgarla dalaşır gibi, motoru biraz açmak belki de bu biriken is tabakasını temizlemenin en zahmetsiz yoludur...
Servise götürdüğünüzde ustaların ellerinde dijital cihazlarla o kabloyu sokete takışını izlerken aklınızdan hep aynı soru geçer, acaba bu parça durduk yere neden bu kadar çabuk pes etti? Aslında mesele sadece bir arıza kodunu silip geçmekten ibaret değildir, çünkü o filtre dolduğunda motorun o muazzam gücü de sanki görünmez bir demir parmaklık ardına hapsedilir. Belki de biraz pahalı bir ders ama, her dizel aracın ruhunda uzun ve kesintisiz otoyol seyahatleri yattığını unutmamak gerekir...
Zorla rejenere ettirmek, yani bilgisayar yardımıyla o filtreyi içeride yapay olarak kızdırıp içindeki kiri küle çevirmek bazen işe yarar görünse de, o eski sağlığına kavuşması her zaman garanti değildir. Ne dersiniz, belki de bu devasa makineleri sadece şehir içinde markete gitmek için harcamaktan vazgeçmenin tam vaktidir, ne de olsa onlar uzak yolların, vahşi doğanın ve tozlu patikaların gürültülü çocuklarıdır...
Kilometreler ilerledikçe bu tıkanıklık sadece bir gösterge panelindeki lamba olmaktan çıkar, adeta aracın karakterine sinen ağır bir yorgunluğa dönüşür. Egzozdan yayılan o hafif bayık koku bile içeride işlerin yolunda gitmediğini size fısıldar gibidir, farkında mısınız bilmiyorum ama arabalar da tıpkı bizim gibi sessizce tıkanır zamanla. Uzun yola çıkıp yüksek devirde, sanki o otobanın ortasında rüzgarla dalaşır gibi, motoru biraz açmak belki de bu biriken is tabakasını temizlemenin en zahmetsiz yoludur...
Servise götürdüğünüzde ustaların ellerinde dijital cihazlarla o kabloyu sokete takışını izlerken aklınızdan hep aynı soru geçer, acaba bu parça durduk yere neden bu kadar çabuk pes etti? Aslında mesele sadece bir arıza kodunu silip geçmekten ibaret değildir, çünkü o filtre dolduğunda motorun o muazzam gücü de sanki görünmez bir demir parmaklık ardına hapsedilir. Belki de biraz pahalı bir ders ama, her dizel aracın ruhunda uzun ve kesintisiz otoyol seyahatleri yattığını unutmamak gerekir...
Zorla rejenere ettirmek, yani bilgisayar yardımıyla o filtreyi içeride yapay olarak kızdırıp içindeki kiri küle çevirmek bazen işe yarar görünse de, o eski sağlığına kavuşması her zaman garanti değildir. Ne dersiniz, belki de bu devasa makineleri sadece şehir içinde markete gitmek için harcamaktan vazgeçmenin tam vaktidir, ne de olsa onlar uzak yolların, vahşi doğanın ve tozlu patikaların gürültülü çocuklarıdır...