Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe arabaya bindiğinizde o vites kolunun adeta betona gömülmüş gibi direnmesi, kol gücüyle zorlasanız bile yerinden oynamaması aslında aracın size aktarma organlarının derinliklerinden attığı sessiz bir çığlıktır. Gece boyunca soğuyan şanzıman yağı, kinematik vizkozitesini yitirip adeta katran kıvamına geldiğinde, dişlilerin arasındaki o milimetrik yağ filmi katmanı bir koruyucu olmaktan çıkıp mekanik bir kilide dönüşür. Özellikle manüel vites kutularındaki bronz senkronmeç sarıları, o buz gibi yağı yüzeyinden süzüp atamadığı için vites milinin üzerindeki kayıcı manşon sabit dişlinin konik yüzeyine bir türlü kilitlenemez... Yani siz orada debriyaja sonuna kadar basıp kolu ikiden bire veya geriye itmeye çalışırken, aslında metalin metale sürtünmesini engelleyen ama aynı zamanda devir eşitlemeye çalışan o hassas helis dişli mekanizmasını adeta kör bir kuvvetle ezmeye çalışıyorsunuzdur.
Neden ilk çalıştırmada bu çileyi çekiyoruz da motor birkaç kilometre yol katettikten sonra o vitesler tereyağı gibi kaymaya başlıyor dersiniz? Cevap, termodinamiğin ve hidrolik basıncın o muazzam iş birliğinde gizli; çalışma sıcaklığına ulaşmayan bir transmisyon yağı, yüksek kayma gerilimi altında ihtiyaç duyulan akışkanlığı sağlayamaz. Tam da bu yüzden ilk çalıştırma anında debriyaj pedalına bastığınızda pedal hidrolik merkezindeki veya halatındaki minik bir boşluk dahi, baskı balatanın volan diskinden tam anlamıyla ayrılmasına izin vermez. Balata volandan milimetrenin onda biri kadar bile ayrışamadığında, prizdirek mili dönmeye devam eder... Siz vitesi nötrde sanırsınız ama içeride dönen bir kütle vardır ve o kütleyi durdurmaya çalışan senkronmeç konisi soğuk yağın direnciyle birleşince vites kolu elinizde kütük gibi kalır.
Eğer sabahları vites kutusuyla güreşmek istemiyorsanız, kontağı çevirmeden önce uygulayacağınız minik bir mekanik hile hayat kurtarır; ayağınız debriyajdayken vites kolunu direkt birinci vitese zorlamak yerine önce bir kez dörde veya üçe takıp ardından bire geçirmeyi deneyin. Bu basit hareket, şanzıman içindeki senkronmeç grubunu ve kayıcı manşonları henüz araç hareket etmeden mekanik olarak hizalar, yani dişlilerin senkronize olmasını kolaylaştırarak o direnci kırar. Bir de tabii şanzıman yağının "ömürlük" olduğuna dair o şehir efsanesine inanmayı derhal bırakmalısınız... Üreticiler her ne kadar bu yağın değişmeyeceğini iddia etse de, zamanla nem emen, viskozite endeksi düşen ve aşınma çapaklarıyla dolan bir transmisyon sıvısı, soğuk havalarda mekanizmayı yağlamak yerine dişlileri birbirine yapıştırır.
Peki ya sorun sadece yağın soğukluğuyla ilgili değil de debriyaj ayırma sistemindeki kılcal bir hidrolik sızıntıdan kaynaklanıyorsa? Master silindirin içindeki O-ring contaları sertleştiğinde veya alt merkezde mikro düzeyde bir hava kabarcığı biriktiğinde, siz pedala sonuna kadar bassanız bile sistem o gerekli hidrolik stroku üretemez. Sonuç? Baskı yayları tam gerilmez, balata hafifçe volana sürtmeye devam eder ve özellikle dur kalk anında ilk vitese geçiş adeta bir işkenceye dönüşür... Bazen de sorun çok daha basittir; pedalların altına kayan o kalın kışlık paspas bile debriyajın dip noktaya ulaşmasını engelleyerek sizi şanzımanı indirmek zorunda kalacağınız bir arıza senaryosuna doğru sürükleyebilir.
Neden ilk çalıştırmada bu çileyi çekiyoruz da motor birkaç kilometre yol katettikten sonra o vitesler tereyağı gibi kaymaya başlıyor dersiniz? Cevap, termodinamiğin ve hidrolik basıncın o muazzam iş birliğinde gizli; çalışma sıcaklığına ulaşmayan bir transmisyon yağı, yüksek kayma gerilimi altında ihtiyaç duyulan akışkanlığı sağlayamaz. Tam da bu yüzden ilk çalıştırma anında debriyaj pedalına bastığınızda pedal hidrolik merkezindeki veya halatındaki minik bir boşluk dahi, baskı balatanın volan diskinden tam anlamıyla ayrılmasına izin vermez. Balata volandan milimetrenin onda biri kadar bile ayrışamadığında, prizdirek mili dönmeye devam eder... Siz vitesi nötrde sanırsınız ama içeride dönen bir kütle vardır ve o kütleyi durdurmaya çalışan senkronmeç konisi soğuk yağın direnciyle birleşince vites kolu elinizde kütük gibi kalır.
Eğer sabahları vites kutusuyla güreşmek istemiyorsanız, kontağı çevirmeden önce uygulayacağınız minik bir mekanik hile hayat kurtarır; ayağınız debriyajdayken vites kolunu direkt birinci vitese zorlamak yerine önce bir kez dörde veya üçe takıp ardından bire geçirmeyi deneyin. Bu basit hareket, şanzıman içindeki senkronmeç grubunu ve kayıcı manşonları henüz araç hareket etmeden mekanik olarak hizalar, yani dişlilerin senkronize olmasını kolaylaştırarak o direnci kırar. Bir de tabii şanzıman yağının "ömürlük" olduğuna dair o şehir efsanesine inanmayı derhal bırakmalısınız... Üreticiler her ne kadar bu yağın değişmeyeceğini iddia etse de, zamanla nem emen, viskozite endeksi düşen ve aşınma çapaklarıyla dolan bir transmisyon sıvısı, soğuk havalarda mekanizmayı yağlamak yerine dişlileri birbirine yapıştırır.
Peki ya sorun sadece yağın soğukluğuyla ilgili değil de debriyaj ayırma sistemindeki kılcal bir hidrolik sızıntıdan kaynaklanıyorsa? Master silindirin içindeki O-ring contaları sertleştiğinde veya alt merkezde mikro düzeyde bir hava kabarcığı biriktiğinde, siz pedala sonuna kadar bassanız bile sistem o gerekli hidrolik stroku üretemez. Sonuç? Baskı yayları tam gerilmez, balata hafifçe volana sürtmeye devam eder ve özellikle dur kalk anında ilk vitese geçiş adeta bir işkenceye dönüşür... Bazen de sorun çok daha basittir; pedalların altına kayan o kalın kışlık paspas bile debriyajın dip noktaya ulaşmasını engelleyerek sizi şanzımanı indirmek zorunda kalacağınız bir arıza senaryosuna doğru sürükleyebilir.