Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
O koltuktan kalktığım an, ağzımda tuhaf bir metal tadı ve yanağımda uyuşuk bir ağırlıkla sokakta bulmuştum kendimi. Diş hekimi "Sıkıca bastır, yarım saat çıkarma" demişti ama o anki can havliyle insan ne yapacağını şaşırıyor, vallahi billahi şaşırıyor. Eve varana kadar o beyaz gazlı bez kıpkırmızı bir süngere dönüştü bile. Şimdi ne yapacaktım, tükürsem bir dert tükürmesem ayrı bir eziyet... İşte o an anladım ki diş çekimi sonrası kanama nasıl durdurulur sorusu, o koltuktan inince insanın can simidi oluyormuş.
Mutfaktaki demliğe gözüm ilişti birden, hani şu köşede duran siyah çay poşetleri var ya, tam bir kurtarıcı. Hemen bir tanesini hafifçe ıslatıp o boşluğa yerleştirdim, sanki dünyanın en kıymetli hazinesini saklar gibi sıktım çenemi. Çayın içindeki o buruk madde, hani tütün gibi ağzı buruşturur ya, meğer damarları büzüştürüp kanı pıhtılaştırıyormuş. Dakikalar geçtikçe o sızıntının azaldığını, ağzımın içinin sakinleştiğini hissettim. Bazen en basit çözümler burnumuzun ucundadır da göremeyiz ya, aynen öyle bir rahatlama.
Sürekli tükürme isteği geliyor insanın içine, o tadı yok etmek için habire çalkalamak istiyorsun ağzını. Büyük hata abi, gerçekten en büyük hatayı orada yapıyoruz işte. Oraya yerleşmeye çalışan, yarayı kapatacak olan o kutsal pıhtıyı her tükürükle söküp atıyoruz aslında. Bırakın kalsın, yutkunun gitsin, hiçbir şey olmaz. Ağzı suyla çalkalamak mı? Aman diyeyim, ilk yirmi dört saat o suya dokunulmayacak...
Gidip uzanayım dedim ama başımı yastığa koyar koymaz o zonklama yeniden hızlandı, nabzım sanki direkt dişimin çekildiği yerde atıyordu. Hemen arkama iki yastık daha fırlatıp dik oturuş pozisyonuna geçtim ki kan basıncı kafama vurmasın. Başın yukarıda durması o sızıntıyı anında yavaşlatıyor, resmen mucize gibi. Koltukta hafif dik bir açıyla kestirmek, o yatakta düz yatmaktan bin kat daha iyi geldi.
Dışarıdan yanak bölgesine soğuk bir şeyler uygulamak da o an ilaç gibi geliyor insana. Buzluktan çıkardığım bir kalıp buzu havluya sarıp yanağıma dayadım; beş dakika tut, beş dakika çek... Damarlar o soğuğu yiyince büzüşüyor haliyle, kanama da tıp diye yavaşlıyor. Doğrudan buzu tenine değdirip cildini yakma sakın, mutlaka bir beze sar o soğukluğu.
Geçecek, biliyorum o sızıntı ve ağızdaki o paslı tat sonsuza kadar sürmeyecek ama insan o an hiç bitmeyecek sanıyor... Eğer o sızıntı saatler geçmesine rağmen azalmıyor, aksine ağzının içini tamamen kanla dolduruyorsa, işte o zaman hiç vakit kaybetmeden doktorun yolunu tutmak şart. Bazen küçük bir müdahale, dikiş ya da özel bir ilaç gerekir ya... Kendini çaresiz hissettiğin an o telefonu açıp hekimine danışmaktan çekinme.
Mutfaktaki demliğe gözüm ilişti birden, hani şu köşede duran siyah çay poşetleri var ya, tam bir kurtarıcı. Hemen bir tanesini hafifçe ıslatıp o boşluğa yerleştirdim, sanki dünyanın en kıymetli hazinesini saklar gibi sıktım çenemi. Çayın içindeki o buruk madde, hani tütün gibi ağzı buruşturur ya, meğer damarları büzüştürüp kanı pıhtılaştırıyormuş. Dakikalar geçtikçe o sızıntının azaldığını, ağzımın içinin sakinleştiğini hissettim. Bazen en basit çözümler burnumuzun ucundadır da göremeyiz ya, aynen öyle bir rahatlama.
Sürekli tükürme isteği geliyor insanın içine, o tadı yok etmek için habire çalkalamak istiyorsun ağzını. Büyük hata abi, gerçekten en büyük hatayı orada yapıyoruz işte. Oraya yerleşmeye çalışan, yarayı kapatacak olan o kutsal pıhtıyı her tükürükle söküp atıyoruz aslında. Bırakın kalsın, yutkunun gitsin, hiçbir şey olmaz. Ağzı suyla çalkalamak mı? Aman diyeyim, ilk yirmi dört saat o suya dokunulmayacak...
Gidip uzanayım dedim ama başımı yastığa koyar koymaz o zonklama yeniden hızlandı, nabzım sanki direkt dişimin çekildiği yerde atıyordu. Hemen arkama iki yastık daha fırlatıp dik oturuş pozisyonuna geçtim ki kan basıncı kafama vurmasın. Başın yukarıda durması o sızıntıyı anında yavaşlatıyor, resmen mucize gibi. Koltukta hafif dik bir açıyla kestirmek, o yatakta düz yatmaktan bin kat daha iyi geldi.
Dışarıdan yanak bölgesine soğuk bir şeyler uygulamak da o an ilaç gibi geliyor insana. Buzluktan çıkardığım bir kalıp buzu havluya sarıp yanağıma dayadım; beş dakika tut, beş dakika çek... Damarlar o soğuğu yiyince büzüşüyor haliyle, kanama da tıp diye yavaşlıyor. Doğrudan buzu tenine değdirip cildini yakma sakın, mutlaka bir beze sar o soğukluğu.
Geçecek, biliyorum o sızıntı ve ağızdaki o paslı tat sonsuza kadar sürmeyecek ama insan o an hiç bitmeyecek sanıyor... Eğer o sızıntı saatler geçmesine rağmen azalmıyor, aksine ağzının içini tamamen kanla dolduruyorsa, işte o zaman hiç vakit kaybetmeden doktorun yolunu tutmak şart. Bazen küçük bir müdahale, dikiş ya da özel bir ilaç gerekir ya... Kendini çaresiz hissettiğin an o telefonu açıp hekimine danışmaktan çekinme.