Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sıcak bir yaz günü otoyolda ilerlerken aniden klimanın üflemesi zayıfladıysa ya da kaputun altından garip bir gıcırtı yükselmeye başladıysa, Ford’unuz size açıkça bir mesaj veriyor demektir. Kompresör dediğimiz o meret, aslında sistemin kalbi; kasnak dönüyor, pistonlar sıkışıyor, gaz basılıyor vesaire... Ancak kilitlenme yaptığında motor kayışına kadar yük bindirip arabayı çekişten düşürebiliyor, hatta bazen o kadar zorluyor ki şarj dinamosunu bile etkiliyor. Kasnak bilyası dağıldığı zaman ortaya çıkan o metalik sürtünme sesini duymamazlıktan gelmek ise yapılabilecek en büyük hata, çünkü o bilya tamamen dağılırsa kayışı koparıp sizi yolda bırakması işten bile değil.
Gaz seviyesi tam mı, kaçak var mı diye bakmadan doğrudan parçayı değiştirmeye kalkışan Usta gazabına uğramamak lazım. Zaten Ford modellerinde kullanılan bu dönel pistonlu kompresörler durduk yere bozulmaz; genellikle yağsız kaldığı için, yani sistemdeki PAG yağının zamanla niteliğini kaybetmesi yüzünden içindeki kanatlar aşınmaya başlar. Basınç sensörü (presostat) kompresörü korumak için devreyi kesse bile, sürücü klimayı açmakta ısrar ederse o elektro-manyetik kavrama (debriyaj) yanar, kilitlenir... Sonrası malum, kaputu açtığınızda burnunuza gelen o yanık plastik kokusu.
Klimadan soğuk hava yerine ılık rüzgar esmeye başladığında hemen gaz bastırıp geçiştirmek yerine şu alçak basınç ve yüksek basınç hortumlarına bir dokunun bakalım. Biri buz gibi, diğeri tekerlek gibi sıcak olmalı; eğer ikisi de aynı ılıklıktaysa kompresörün içindeki valf grubu basınç oluşturamıyor demektir. Basınç manifoldu bağlanıp manifolddaki manifold göstergesine bakıldığında yüksek basınç tarafı 15-20 bar aralığına tırmanmıyorsa pistonlar kaçırıyordur, gaz bastırmak sadece paranızı sokağa atmak olur. Bazen de sorun kompresörün kendisinde değil, radyatörün (kondanser) önünü kapatan çamurda, yaprakta; radyatör soğuyamayınca sistemde basınç tavan yapıyor ve kompresör kendini korumaya alıp tak diye devreden çıkıyor.
Servise gidip "Bu kompresör çöp, yenisini takacağız" lafını duyduğunuzda hemen pes etmeyin, bir durun... Çıkma parça mı baksak yoksa revizyon mu yaptırsak ikilemi burada başlıyor işte. Oysa içindeki keçe takımı, kontrol valfi veya ön rulman değişerek kurtarılabilecek yüzlerce kompresör hurdalığa gidiyor her yıl. Ha, eğer kompresör sarıp da sistemin içine metal talaşı döktüyse, işte o zaman geçmiş olsun; çünkü sadece kompresörü değiştirmek yetmez, bütün boruların, kurutucu filtrenin (drier) ve genleşme valfinin özel kimyasallarla yıkanması gerekir, aksi halde yeni taktığınız pırıl pırıl parça da iki haftaya kalmadan o talaşları yutup kilitlenir.
Torpidonun altından "tıssss" diye bir ses geliyorsa ya da A/C düğmesine bastığınızda o tanıdık "çat" sesi gelip kompresör devreye girmiyorsa sigorta kutusundaki klima rölesini kontrol etmekle işe başlayın. Dijital klimalı Ford'larda klima beyni (HVAC modülü) bazen dış sıcaklık sensöründen yanlış veri aldığı için de kompresöre tetik vermeyebilir, yani arıza mekanik değil tamamen elektronik bir iletişim kopukluğundan ibaret olabilir. Yine de periyodik bakımlarda klima gazının sadece miktarını değil, vakumlanıp içindeki nemin alındığından ve sisteme taze kompresör yağı eklendiğinden emin olmak şart... Nem demek, sistemin içinde aside dönüşen ve kompresörün alüminyum gövdesini içten içe kemiren gizli bir tehlike demek sonuçta.
Gaz seviyesi tam mı, kaçak var mı diye bakmadan doğrudan parçayı değiştirmeye kalkışan Usta gazabına uğramamak lazım. Zaten Ford modellerinde kullanılan bu dönel pistonlu kompresörler durduk yere bozulmaz; genellikle yağsız kaldığı için, yani sistemdeki PAG yağının zamanla niteliğini kaybetmesi yüzünden içindeki kanatlar aşınmaya başlar. Basınç sensörü (presostat) kompresörü korumak için devreyi kesse bile, sürücü klimayı açmakta ısrar ederse o elektro-manyetik kavrama (debriyaj) yanar, kilitlenir... Sonrası malum, kaputu açtığınızda burnunuza gelen o yanık plastik kokusu.
Klimadan soğuk hava yerine ılık rüzgar esmeye başladığında hemen gaz bastırıp geçiştirmek yerine şu alçak basınç ve yüksek basınç hortumlarına bir dokunun bakalım. Biri buz gibi, diğeri tekerlek gibi sıcak olmalı; eğer ikisi de aynı ılıklıktaysa kompresörün içindeki valf grubu basınç oluşturamıyor demektir. Basınç manifoldu bağlanıp manifolddaki manifold göstergesine bakıldığında yüksek basınç tarafı 15-20 bar aralığına tırmanmıyorsa pistonlar kaçırıyordur, gaz bastırmak sadece paranızı sokağa atmak olur. Bazen de sorun kompresörün kendisinde değil, radyatörün (kondanser) önünü kapatan çamurda, yaprakta; radyatör soğuyamayınca sistemde basınç tavan yapıyor ve kompresör kendini korumaya alıp tak diye devreden çıkıyor.
Servise gidip "Bu kompresör çöp, yenisini takacağız" lafını duyduğunuzda hemen pes etmeyin, bir durun... Çıkma parça mı baksak yoksa revizyon mu yaptırsak ikilemi burada başlıyor işte. Oysa içindeki keçe takımı, kontrol valfi veya ön rulman değişerek kurtarılabilecek yüzlerce kompresör hurdalığa gidiyor her yıl. Ha, eğer kompresör sarıp da sistemin içine metal talaşı döktüyse, işte o zaman geçmiş olsun; çünkü sadece kompresörü değiştirmek yetmez, bütün boruların, kurutucu filtrenin (drier) ve genleşme valfinin özel kimyasallarla yıkanması gerekir, aksi halde yeni taktığınız pırıl pırıl parça da iki haftaya kalmadan o talaşları yutup kilitlenir.
Torpidonun altından "tıssss" diye bir ses geliyorsa ya da A/C düğmesine bastığınızda o tanıdık "çat" sesi gelip kompresör devreye girmiyorsa sigorta kutusundaki klima rölesini kontrol etmekle işe başlayın. Dijital klimalı Ford'larda klima beyni (HVAC modülü) bazen dış sıcaklık sensöründen yanlış veri aldığı için de kompresöre tetik vermeyebilir, yani arıza mekanik değil tamamen elektronik bir iletişim kopukluğundan ibaret olabilir. Yine de periyodik bakımlarda klima gazının sadece miktarını değil, vakumlanıp içindeki nemin alındığından ve sisteme taze kompresör yağı eklendiğinden emin olmak şart... Nem demek, sistemin içinde aside dönüşen ve kompresörün alüminyum gövdesini içten içe kemiren gizli bir tehlike demek sonuçta.