Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motorun nefes alışı tıpkı bir atletin ciğer kapasitesi gibidir; ne eksik ne fazla, tam kararında bir oksijen yakıt dengesi... Fiat P0171 kodunu obd ekranında gördüğünüz an, kaputun altında bir yerlerde havanın yakıta galip geldiğini, o binlerce kilometredir tıkır tıkır işleyen hassas dengenin altüst olduğunu anlarsınız. Sistem çok fakir diyor cihaz. Aslında motor feryat ediyor, bana verdiğin benzin bu kadar havaya yetmiyor diye bağırıyor. Karışım fakirleşmiş. Yakıt az, hava çok. Peki bu niye olur, durduk yere o dengeli İtalyan motoru neden bir anda dışarıdan kontrolsüzce hava çekmeye başlar? Emme manifoldunun oralarda bir yerlerden sızan, davetsiz bir rüzgar mı var içeride? Hortumların kıvrımlarındaki görünmez çatlakları kontrol edin. İncecik bir kılcal damar deliği bile vakum basıncını düşürüp bütün o hava-yakıt haritasını darmadağın etmeye yeter. Gözünüzle o sızıntıyı arayın, elinizle yoklayın, rölantideki o hafif titremeyi hissedin. Her şeyin kusursuz bir termodinamik matematik üzerine kurulu olduğu o yanma odasında, fazladan sızan bir gram hava bile ECU'yu paniğe sürükleyip gösterge tablosundaki o can sıkıcı sarı motor arıza ışığını yakabilir...
Hava akış metresi, sanayideki adıyla MAF sensörü, aslında bu devasa sistemin kapıdaki gümrük memurudur; motora giren havayı sayar, tartar ve beyne bildirir. Bazen bu memurun gözü körleşir, üzeri kalitesiz bir hava filtresinden sızan yağ tabakasıyla ya da incecik bir toz zerresiyle kaplanır ve içeri giren havayı eksik okumaya başlar. Beyin de bu yanlış bilgiye körü körüne güvenip, ha demek ki silindirlere az hava giriyor, o zaman enjektörlerden de az yakıt göndereyim der. Sonuç? Yine o meşhur, motoru titreten fakir karışım tablosu. Memuru yanıltan o kirli tabakayı temizlemek mi, yoksa komple çıkarıp yenisiyle değiştirmek mi... Bazen sadece kaliteli bir balata spreyiyle o kedi tüyü kadar hassas telleri narince temizlemek bile koca bir motorun çekişten düşme kaderini değiştiriverir. Ama sadece temizleyip arkanıza yaslanmayın, egzoz manifoldundaki oksijen sensörünün verdiği o anlık voltaj tepkilerini de diyagnostik cihazında canlı canlı izleyin. Birinci sıra sensörü tembelleşmişse, verileri ağır çekimde okuyorsa sistemin zengin mi fakir mi olduğunu beyne vaktinde iletemez. Yani işin özü; gümrükteki memur giren havayı yanlış sayıyor olabilir veya arka kapıdaki müfettiş durum raporunu masaya çok geç ulaştırıyordur.
Yakıt pompası arka koltuğun altından ya da deponun karanlık derinliklerinden sessizce işini yaparken genelde kimsenin aklına gelmez ama o sessiz kahraman yorulup da gücünü kaybettiğinde işin rengi tamamen değişir. Basınç düşer. Hortumlardan enjektör kütüğüne kadar ulaşması gereken o barlarca tazikli benzin, artık sadece cılız, can çekişen bir akıntıya dönüşür. Haliyle beyin enjektörleri ne kadar uzun süre açık tutarsa tutsun, silindirin içine püskürtülen yakıt miktarı giren o devasa havayı karşılayamaz. Enjektör kütüğüne bir basınç saati bağlayıp rölantide gaza bastığınızda ibrenin titreyişini gözlemlediniz mi hiç? Titrememesi lazım, ok gibi dimdik, sabit durmalı. Eğer ibre aşağılara doğru boynunu büküyorsa pompa yavaş yavaş ömrünü tamamlıyordur ya da aradaki yakıt filtresi artık çamurlaşmış pisliklerden tıkanıklığın son demlerini yaşıyordur. Belki de enjektörlerin o mikroskobik deliklerinde yılların birikimi olan kurumlaşmış karbon tortuları vardır... Bazen sorunu inatla kaputun üst kısımlarında, havada ararken asıl suçlunun doğrudan yakıtın ta kendisi olduğunu gözden kaçırırız. Yakıt gelmiyor. İstenen miktarda yanıcı sıvı yanma odasına bir türlü ulaşamıyor. Bu yüzden P0171 kodunu hakkıyla çözmek tam bir mekanik dedektiflik işidir; sadece ekrandaki yazıya bakıp parça değiştirmek değil, o metal parçasının neden o hatayı verdiğini sistemin kan akışı içinde derinlemesine sorgulamayı gerektirir.
Hava akış metresi, sanayideki adıyla MAF sensörü, aslında bu devasa sistemin kapıdaki gümrük memurudur; motora giren havayı sayar, tartar ve beyne bildirir. Bazen bu memurun gözü körleşir, üzeri kalitesiz bir hava filtresinden sızan yağ tabakasıyla ya da incecik bir toz zerresiyle kaplanır ve içeri giren havayı eksik okumaya başlar. Beyin de bu yanlış bilgiye körü körüne güvenip, ha demek ki silindirlere az hava giriyor, o zaman enjektörlerden de az yakıt göndereyim der. Sonuç? Yine o meşhur, motoru titreten fakir karışım tablosu. Memuru yanıltan o kirli tabakayı temizlemek mi, yoksa komple çıkarıp yenisiyle değiştirmek mi... Bazen sadece kaliteli bir balata spreyiyle o kedi tüyü kadar hassas telleri narince temizlemek bile koca bir motorun çekişten düşme kaderini değiştiriverir. Ama sadece temizleyip arkanıza yaslanmayın, egzoz manifoldundaki oksijen sensörünün verdiği o anlık voltaj tepkilerini de diyagnostik cihazında canlı canlı izleyin. Birinci sıra sensörü tembelleşmişse, verileri ağır çekimde okuyorsa sistemin zengin mi fakir mi olduğunu beyne vaktinde iletemez. Yani işin özü; gümrükteki memur giren havayı yanlış sayıyor olabilir veya arka kapıdaki müfettiş durum raporunu masaya çok geç ulaştırıyordur.
Yakıt pompası arka koltuğun altından ya da deponun karanlık derinliklerinden sessizce işini yaparken genelde kimsenin aklına gelmez ama o sessiz kahraman yorulup da gücünü kaybettiğinde işin rengi tamamen değişir. Basınç düşer. Hortumlardan enjektör kütüğüne kadar ulaşması gereken o barlarca tazikli benzin, artık sadece cılız, can çekişen bir akıntıya dönüşür. Haliyle beyin enjektörleri ne kadar uzun süre açık tutarsa tutsun, silindirin içine püskürtülen yakıt miktarı giren o devasa havayı karşılayamaz. Enjektör kütüğüne bir basınç saati bağlayıp rölantide gaza bastığınızda ibrenin titreyişini gözlemlediniz mi hiç? Titrememesi lazım, ok gibi dimdik, sabit durmalı. Eğer ibre aşağılara doğru boynunu büküyorsa pompa yavaş yavaş ömrünü tamamlıyordur ya da aradaki yakıt filtresi artık çamurlaşmış pisliklerden tıkanıklığın son demlerini yaşıyordur. Belki de enjektörlerin o mikroskobik deliklerinde yılların birikimi olan kurumlaşmış karbon tortuları vardır... Bazen sorunu inatla kaputun üst kısımlarında, havada ararken asıl suçlunun doğrudan yakıtın ta kendisi olduğunu gözden kaçırırız. Yakıt gelmiyor. İstenen miktarda yanıcı sıvı yanma odasına bir türlü ulaşamıyor. Bu yüzden P0171 kodunu hakkıyla çözmek tam bir mekanik dedektiflik işidir; sadece ekrandaki yazıya bakıp parça değiştirmek değil, o metal parçasının neden o hatayı verdiğini sistemin kan akışı içinde derinlemesine sorgulamayı gerektirir.