Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Depoyu her fullediğinizde içinizin rahat etmesi gerekirdi oysa siz kontağı çevirirken acaba yine o can sıkıcı ışık yanacak mı diye titriyorsunuz... MultiJet motorların o meşhur homurtusu altınızda adeta bir saat gibi çalışırken birden bire teklemeye başlaması ne kadar acı değil mi?
Kilometre saati henüz otuz binleri gösterirken servisin yolunu aşındırmanızın tek bir sebebi var: Ülkemizin o eşsiz mazot kalitesiyle İtalyan mühendisliğinin o incecik kılcal enjektör borularının birbirine küsmesi... Hassas oranlarla çalışan bu sistemler bizim yakıttaki ufak tefek tortuları affetmiyor abicim, hemen tıkanıp kalıyorlar.
Sabahları o buz gibi ayazda marşa bastığınızda araba sanki nefesi kesilmiş gibi öksürerek çalışıyorsa suçu aküde falan aramayın hiç... Pompa basıncı düşmüş, mazot yeterince atomize olamıyor; yanma odasında patlamayan o yakıt çiğ koku olarak egzozdan dışarı atılıyor işte.
Servis ustasının elindeki o parlak diagnostik cihazına bakıp iki bin liralık parça parasını duyunca dünyanız kararıyor değil mi? Oysa işin sırrı o kadar basitle ki; ucuz mazot peşinde koşarken üç kuruş kâr edeyim derken on binlerce liralık enjektör setini kurban ediyorsunuz kendi ellerinizle.
Filtreyi her on bin kilometrede bir değiştirmek yerine otuz binde bir değiştirmenin faturasını bakın nasıl da acı bir şekilde ödüyoruz hep birlikte... Mazot filtresi dediğin parça pamuk gibidir suyu tutar pisliği hapseder; ama doyunca ne olur? Bütün o pisliği doğrudan o pahalı enjektör uçlarına üflemeye başlar...
Aracınızın torku düştü, rampalarda eskisi gibi çekmiyor, sanki arkadan biri çekiyormuş gibi mi hissediyorsunuz? Sakın turbo arızası diye kafanızı bulandırmayın; deponun dibinde biriken o tortulu su yakıt hattını boğuyor, motor nefes alamıyor çünkü...
Biraz dikkat, biraz özen ve en önemlisi güvenilir istasyonlardan şaşmamak bu işin tek ve en ucuz reçetesi aslında... Arabanıza gözünüz gibi bakın ki o da yolda kalmasın, sizi yarı yola bırakıp o otoyol kenarında çekici bekletmesin...
Kilometre saati henüz otuz binleri gösterirken servisin yolunu aşındırmanızın tek bir sebebi var: Ülkemizin o eşsiz mazot kalitesiyle İtalyan mühendisliğinin o incecik kılcal enjektör borularının birbirine küsmesi... Hassas oranlarla çalışan bu sistemler bizim yakıttaki ufak tefek tortuları affetmiyor abicim, hemen tıkanıp kalıyorlar.
Sabahları o buz gibi ayazda marşa bastığınızda araba sanki nefesi kesilmiş gibi öksürerek çalışıyorsa suçu aküde falan aramayın hiç... Pompa basıncı düşmüş, mazot yeterince atomize olamıyor; yanma odasında patlamayan o yakıt çiğ koku olarak egzozdan dışarı atılıyor işte.
Servis ustasının elindeki o parlak diagnostik cihazına bakıp iki bin liralık parça parasını duyunca dünyanız kararıyor değil mi? Oysa işin sırrı o kadar basitle ki; ucuz mazot peşinde koşarken üç kuruş kâr edeyim derken on binlerce liralık enjektör setini kurban ediyorsunuz kendi ellerinizle.
Filtreyi her on bin kilometrede bir değiştirmek yerine otuz binde bir değiştirmenin faturasını bakın nasıl da acı bir şekilde ödüyoruz hep birlikte... Mazot filtresi dediğin parça pamuk gibidir suyu tutar pisliği hapseder; ama doyunca ne olur? Bütün o pisliği doğrudan o pahalı enjektör uçlarına üflemeye başlar...
Aracınızın torku düştü, rampalarda eskisi gibi çekmiyor, sanki arkadan biri çekiyormuş gibi mi hissediyorsunuz? Sakın turbo arızası diye kafanızı bulandırmayın; deponun dibinde biriken o tortulu su yakıt hattını boğuyor, motor nefes alamıyor çünkü...
Biraz dikkat, biraz özen ve en önemlisi güvenilir istasyonlardan şaşmamak bu işin tek ve en ucuz reçetesi aslında... Arabanıza gözünüz gibi bakın ki o da yolda kalmasın, sizi yarı yola bırakıp o otoyol kenarında çekici bekletmesin...