Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motorun kalbine giden o gizli yollarda, yani emme manifoldunun kıvrımlarında, hiç ummadığınız bir anda karanlık ve yapışkan bir misafir peydah olur... Havayla yakıtın o kusursuz buluşmasını bekleyen tertemiz metal yüzeyler, bir süre sonra kalın, siyah bir balçık tabakasıyla kaplanıverir. Aslında bu durum, motorun kendi içindeki solunum sisteminin ufak bir tıkanıklığından başka bir şey değildir; yani karter havalandırma borusundan sızan o zararsız sanılan yağ buharları, soğuk metal duvarlarla ilk temas ettiği anda sıvılaşır ve zamanla katılaşarak o can sıkıcı tortuyu oluşturur.
Neden olur bu peki, hiç düşündünüz mü? Eskişmiş supap keçeleri, aşınmış piston segmanları ya da görevini yapamaz hale gelmiş bir PCV valfi, karterdeki o yüksek basınçlı gazları doğrudan emme kanalına üfleyiverir de ondan... Normalde temiz hava akımıyla pırıl pırıl kalması gereken o daracık boğazlar, her gaz pedalına basışınızda içeriye dolan bu yağ yağmurundan nasibini alır; çünkü motor çalıştıkça içerideki sıcaklık ve vakum dengesi değişir, bu da yağ buharlarının manifold duvarlarına mıknatıs gibi yapışmasını sağlar.
Arabayı sabahları çalıştırdığınızda o hafif silkeleme, hani şu motor iyice ısınana kadar bir türlü yerine oturmayan o huzursuz rölanti var ya... İşte tam olarak o sinir bozucu durum, manifoldun içindeki bu yağ birikintisinin hava akışını düzensiz hale getirmesinden başka bir şey değildir; çünkü motor kontrol ünitesi içeriye giren havanın miktarını doğru hesaplayamaz, sensörler yanılgıya düşer ve yakıt ekonomisi aniden tepetaklak olur.
Temizlemekten korkmayın sakın, ama yanlış yöntemlerle de ortalığı savaş alanına çevirmeyin... Manifoldu söküp özel solventler ve balata spreyiyle o katranlaşmış tabakayı yavaşça kazımak gerekir; tabii bu işlemi yaparken contaların zarar görmemesine dikkat etmek şart, yoksa topladığınızda bu sefer hava kaçağıyla uğraşırsınız. Düzenli olarak hava filtresini değiştirmek ve karter havalandırma hattını kontrol etmek, aslında bu beladan korunmanın en ucuz ve en akıllıca yoludur... Arabanıza biraz kulak verin, o size zaten ne zaman yorulduğunu fısıldayacaktır.
Neden olur bu peki, hiç düşündünüz mü? Eskişmiş supap keçeleri, aşınmış piston segmanları ya da görevini yapamaz hale gelmiş bir PCV valfi, karterdeki o yüksek basınçlı gazları doğrudan emme kanalına üfleyiverir de ondan... Normalde temiz hava akımıyla pırıl pırıl kalması gereken o daracık boğazlar, her gaz pedalına basışınızda içeriye dolan bu yağ yağmurundan nasibini alır; çünkü motor çalıştıkça içerideki sıcaklık ve vakum dengesi değişir, bu da yağ buharlarının manifold duvarlarına mıknatıs gibi yapışmasını sağlar.
Arabayı sabahları çalıştırdığınızda o hafif silkeleme, hani şu motor iyice ısınana kadar bir türlü yerine oturmayan o huzursuz rölanti var ya... İşte tam olarak o sinir bozucu durum, manifoldun içindeki bu yağ birikintisinin hava akışını düzensiz hale getirmesinden başka bir şey değildir; çünkü motor kontrol ünitesi içeriye giren havanın miktarını doğru hesaplayamaz, sensörler yanılgıya düşer ve yakıt ekonomisi aniden tepetaklak olur.
Temizlemekten korkmayın sakın, ama yanlış yöntemlerle de ortalığı savaş alanına çevirmeyin... Manifoldu söküp özel solventler ve balata spreyiyle o katranlaşmış tabakayı yavaşça kazımak gerekir; tabii bu işlemi yaparken contaların zarar görmemesine dikkat etmek şart, yoksa topladığınızda bu sefer hava kaçağıyla uğraşırsınız. Düzenli olarak hava filtresini değiştirmek ve karter havalandırma hattını kontrol etmek, aslında bu beladan korunmanın en ucuz ve en akıllıca yoludur... Arabanıza biraz kulak verin, o size zaten ne zaman yorulduğunu fısıldayacaktır.