Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah otoparktan çıkarken arabanın arkasından gelen hafif bir sürtünme sesiyle irkilirsin bazen, işte o an insanın içine bir kurt düşer ya hani, meğer asıl dert o kolu indirdiğin halde arka balataların hâlâ kampanaya yaslanmaya devam etmesidir.
Fren teli dediğimiz o zavallı çelik halat zamanla nemi görür, tozu yer, kışı geçirir de sonunda içeride paslanıp sıkışiverir; sen sanırsın ki her şey yolunda, halbuki tel görevini yapmayı çoktan bırakmıştır bile.
Yokuş yukarı park ettiğinde arabayı sadece vitese bırakıp arkasından el frenini çekmemek koca bir kumar oynamaktır aslında, çünkü o minik mandal ve dişliler bütün yükü tek başına sırtlamak zorunda kalmaz her zaman.
Her bakımda ustanın kapısını çaldığında kaputu açtırıp motora bakmaktan el freni mekanizmasını unutursun genelde, oysa alt takımı biraz kurcalatmak, o gizli yayları ve mafsalları gres yağıyla buluşturmak hayat kurtarır.
Bazen yolda giderken balatalardan garip bir koku sızar burun deliğine, balata spreyiyle geçiştirilecek şey değil o, içeride sıkışıp kalan sistem balatayı yer bitirir de senin haberin bile olmaz.
Soğuk kış günlerinde dışarıda sabaha kadar bekleyen arabanın el frenini çekik bırakmamak gerekir yoksa o buz tutan balatalar sabah hareket edemez hale getirir insanı, resmen donar kalır ortalıkta.
Kolu yukarı çekerken çıkardığı o klik seslerini saymak yerine bazen boşluk hissini dinlemek lazım, eğer o sertlik kaybolduysa ve kol neredeyse tavanı görecek kadar kalkıyorsa tel çoktan gevşemiş demektir.
Şehir içi dur kalk trafikte sürekli o kolla oynamak yerine biraz da mantıklı frenlemeler yapmak gerekebilir, sonuçta her mekanizmanın bir ömrü var ve hor kullandıkça o yaylar esnekliğini yitiriyor.
Arabanın arka tekerleklerinden birisi diğerine göre daha sıcaksa eğer, el freni tam bırakmıyor demektir, elini yaklaşıp şöyle bir yoklamak bazen en pahalı tamirden daha erken uyarı verir insana.
Fren teli dediğimiz o zavallı çelik halat zamanla nemi görür, tozu yer, kışı geçirir de sonunda içeride paslanıp sıkışiverir; sen sanırsın ki her şey yolunda, halbuki tel görevini yapmayı çoktan bırakmıştır bile.
Yokuş yukarı park ettiğinde arabayı sadece vitese bırakıp arkasından el frenini çekmemek koca bir kumar oynamaktır aslında, çünkü o minik mandal ve dişliler bütün yükü tek başına sırtlamak zorunda kalmaz her zaman.
Her bakımda ustanın kapısını çaldığında kaputu açtırıp motora bakmaktan el freni mekanizmasını unutursun genelde, oysa alt takımı biraz kurcalatmak, o gizli yayları ve mafsalları gres yağıyla buluşturmak hayat kurtarır.
Bazen yolda giderken balatalardan garip bir koku sızar burun deliğine, balata spreyiyle geçiştirilecek şey değil o, içeride sıkışıp kalan sistem balatayı yer bitirir de senin haberin bile olmaz.
Soğuk kış günlerinde dışarıda sabaha kadar bekleyen arabanın el frenini çekik bırakmamak gerekir yoksa o buz tutan balatalar sabah hareket edemez hale getirir insanı, resmen donar kalır ortalıkta.
Kolu yukarı çekerken çıkardığı o klik seslerini saymak yerine bazen boşluk hissini dinlemek lazım, eğer o sertlik kaybolduysa ve kol neredeyse tavanı görecek kadar kalkıyorsa tel çoktan gevşemiş demektir.
Şehir içi dur kalk trafikte sürekli o kolla oynamak yerine biraz da mantıklı frenlemeler yapmak gerekebilir, sonuçta her mekanizmanın bir ömrü var ve hor kullandıkça o yaylar esnekliğini yitiriyor.
Arabanın arka tekerleklerinden birisi diğerine göre daha sıcaksa eğer, el freni tam bırakmıyor demektir, elini yaklaşıp şöyle bir yoklamak bazen en pahalı tamirden daha erken uyarı verir insana.