Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Mazda sahiplerinin garajda kahve içerken birbirine en çok dert yandığı konulardan biridir şu el freni meselesi. Sabah arabaya bindiğinde kolu yukarı çekersin ama o bildik tıkırtılar gelmez ya da tuttuğunu hissedemezsin, işte o an bütün keyfin kaçar.
Yıllar önce kullandığım emektar Mazda'da da başıma gelmişti benzer bir olay; park ettiğim yerde araba hafifçe kıpırdadınca içime nasıl bir korku düştüğünü bir ben bilirim. Aslında sistemin kalbi olan o tel zamanla neme yenik düşer ya da içerideki mekanizma tozdan kirden sıkışıp kalır.
El freni dediğin parça öyle durup dururken bozulmaz da zaten, sana ufak ufak sinyaller verir aslında ama biz genelde aceleden fark etmeyiz. Mesela kolu normalden daha yukarı çekiyorsan bil ki o teller esremeye başlamıştır bile.
Sanayideki ustalar genelde hemen "değişecek" der geçerler ama işin aslı bazen sadece ufak bir ayar civatasından ibarettir. Kimi zaman da balatalar artık miadını doldurmuştur, ses yapar ama biz müziğin sesinden duymazdan geliriz.
Aslında en iyisi her bakımda ustaya "şunları bir yağla, gevşeklik var mı bak" diye özellikle hatırlatmak. Çünkü trafikte o kolu çektiğinde arkanda güvenli bir duruş hissedememek insanın sürüş keyfini tamamen baltalar.
Kendi başına ellerini kirletip sökmeye kalkma sakın, çünkü fren bu, şakaya gelmez hani. Bir kere ayarı kaçtı mı ne yapsan tutmaz, en iyisi paraya kıyıp orijinal parçayla değiştirmek ya da işini gerçekten bilen birine emanet etmek.
Unutma ki o küçük mekanizma senin ve sevdiklerinin güvenliğini o asfaltta tutan en sessiz kahramandır aslında. Bir sabah o kol boşa çıktığında ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksın, umarım o gün çok geç kalmış olmazsın.
Yıllar önce kullandığım emektar Mazda'da da başıma gelmişti benzer bir olay; park ettiğim yerde araba hafifçe kıpırdadınca içime nasıl bir korku düştüğünü bir ben bilirim. Aslında sistemin kalbi olan o tel zamanla neme yenik düşer ya da içerideki mekanizma tozdan kirden sıkışıp kalır.
El freni dediğin parça öyle durup dururken bozulmaz da zaten, sana ufak ufak sinyaller verir aslında ama biz genelde aceleden fark etmeyiz. Mesela kolu normalden daha yukarı çekiyorsan bil ki o teller esremeye başlamıştır bile.
Sanayideki ustalar genelde hemen "değişecek" der geçerler ama işin aslı bazen sadece ufak bir ayar civatasından ibarettir. Kimi zaman da balatalar artık miadını doldurmuştur, ses yapar ama biz müziğin sesinden duymazdan geliriz.
Aslında en iyisi her bakımda ustaya "şunları bir yağla, gevşeklik var mı bak" diye özellikle hatırlatmak. Çünkü trafikte o kolu çektiğinde arkanda güvenli bir duruş hissedememek insanın sürüş keyfini tamamen baltalar.
Kendi başına ellerini kirletip sökmeye kalkma sakın, çünkü fren bu, şakaya gelmez hani. Bir kere ayarı kaçtı mı ne yapsan tutmaz, en iyisi paraya kıyıp orijinal parçayla değiştirmek ya da işini gerçekten bilen birine emanet etmek.
Unutma ki o küçük mekanizma senin ve sevdiklerinin güvenliğini o asfaltta tutan en sessiz kahramandır aslında. Bir sabah o kol boşa çıktığında ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksın, umarım o gün çok geç kalmış olmazsın.