Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Egzoz sisteminin en tıkanık yerine dizel partikül filtresini koyarsan ve o filtre dolup katılaştığında egzozun rahatça dışarı atılamayacağını görmezden gelirsen, o sistemin ilk patlayacak noktası doğrudan turboşarj olur. Turbonun egzoz pervanesi arka taraftan inanılmaz bir sıkışmayla karşı karşıya kalır; gaz dışarı çıkamaz, geriye doğru itilir ve o muazzam sıcaklık ile basınç doğrudan turbonun miline, yataklarına yüklenir. Sürücüler genellikler DPF ışığı yandığında bunu sadece basit bir emisyon meselesi sanma hatasına düşüyorlar, oysa orada biriken kurum bir duvar oluşturuyor... Duvara çarpan sıcak egzoz gazı turbonun milini yağlayan yağı yakmaya başladığında ise geri dönüşü olmayan o büyük mekanik yıkım zaten başlamış oluyor. Bir süre sonra o turbodan ıslık sesi duymaya başlarsın, sonrasında da mil keser ve motor elinde kalır.
Sıcaklığın egzoz tarafında hapsolması turbonun içindeki yağlama filmini birkaç bin kilometrede tamamen yok eder, yani o aşırı ısı yağı kömürleştirir. Yağlama kalitesini kaybeden yataklar aşınır, boşluk yapar ve turbo mili balansını yitirerek yüksek devirde gövdeye çarpmaya başlar. Neden hemen servise gitmek yerine "biraz daha süreyim belki kendi kendini temizler" mantığıyla hareket ediyorsun ki? O filtre tıkalıyken araca yüklenmek, tıkalı bir borunun ucunu tıkayıp vanayı sonuna kadar açmaya benzer. Yağsız kalan ve aşırı ısınan bir turbo milinin dayanma şansı sıfırdır, eninde sonunda o mili eline alırsın.
Egzoz gazı rahatça akıp gidemiyorsa turbo emme tarafından ihtiyacı olan taze havayı çekmek için normalden iki kat daha fazla çalışır, bu da salyangoz içindeki pervanelerin aşırı devirden zorlanması demektir. Sistemdeki aşırı geri basınç turbonun yağ tahliye hattına da baskı yapar; turbo yağı kartere geri dökemez ve yağ segmanlarından emme manifolduna doğru yağ sızdırmaya başlar. Aracın mavi veya beyaz duman atmasının arkasındaki asıl sebep işte bu yağ kaçaklarıdır... DPF'yi temizletmekten ya da değiştirmekten kaçarken harcayacağın para, yarın komple dağılan bir turboyu ve sıfır bir egzoz sistemini satın almaya yetmez, bunu sakın unutma.
Arabanın göstergesinde o sarı motor ışığı veya DPF ikazı belirdiği an kompresör gibi çalışan turboyu korumanın tek yolu egzoz yolunu açmaktır. Tıkalı filtreyle uzun yola çıkıp "yüksek devirde sürersem açılır" hurafesine inanıp gaza yüklenmek, turboyu ateşe atmakla birebirdir. Yüksek devir demek daha fazla egzoz gazı demektir; gidemeyen gazın oluşturduğu basınç doğrudan turbonun en hassas parçası olan vnt mekanizmasını, yani kanatçıkları kilitler. Kanatçıklar sıkıştığında turbo artık basıncı ayarlayamaz hale gelir ve araç kendini korumaya alıp çekişten düşer.
Çoğu usta turbonun neden bozulduğunu anlamadan sadece turboyu revize eder veya yenisini takar, sonra aynı arıza iki ay geçmeden tekrar patlak verir. Asıl katili orada, egzoz hattının sonunda tıkalı halde bırakırsan yeni taktığın pırıl pırıl turbo da aynı acı sonu yaşayacaktır. Turboyu değiştirmeden önce o kurum yuvası haline gelmiş filtreyi tamamen temizletmek veya gerekirse yenilemek şart. Sorunun kaynağını kurutmadan sadece hasar gören parçayı değiştirmek tamamen para kaybıdır... Egzoz rahat nefes alacak ki turbo rahat dönebilsin, denklem bu kadar basit.
Sıcaklığın egzoz tarafında hapsolması turbonun içindeki yağlama filmini birkaç bin kilometrede tamamen yok eder, yani o aşırı ısı yağı kömürleştirir. Yağlama kalitesini kaybeden yataklar aşınır, boşluk yapar ve turbo mili balansını yitirerek yüksek devirde gövdeye çarpmaya başlar. Neden hemen servise gitmek yerine "biraz daha süreyim belki kendi kendini temizler" mantığıyla hareket ediyorsun ki? O filtre tıkalıyken araca yüklenmek, tıkalı bir borunun ucunu tıkayıp vanayı sonuna kadar açmaya benzer. Yağsız kalan ve aşırı ısınan bir turbo milinin dayanma şansı sıfırdır, eninde sonunda o mili eline alırsın.
Egzoz gazı rahatça akıp gidemiyorsa turbo emme tarafından ihtiyacı olan taze havayı çekmek için normalden iki kat daha fazla çalışır, bu da salyangoz içindeki pervanelerin aşırı devirden zorlanması demektir. Sistemdeki aşırı geri basınç turbonun yağ tahliye hattına da baskı yapar; turbo yağı kartere geri dökemez ve yağ segmanlarından emme manifolduna doğru yağ sızdırmaya başlar. Aracın mavi veya beyaz duman atmasının arkasındaki asıl sebep işte bu yağ kaçaklarıdır... DPF'yi temizletmekten ya da değiştirmekten kaçarken harcayacağın para, yarın komple dağılan bir turboyu ve sıfır bir egzoz sistemini satın almaya yetmez, bunu sakın unutma.
Arabanın göstergesinde o sarı motor ışığı veya DPF ikazı belirdiği an kompresör gibi çalışan turboyu korumanın tek yolu egzoz yolunu açmaktır. Tıkalı filtreyle uzun yola çıkıp "yüksek devirde sürersem açılır" hurafesine inanıp gaza yüklenmek, turboyu ateşe atmakla birebirdir. Yüksek devir demek daha fazla egzoz gazı demektir; gidemeyen gazın oluşturduğu basınç doğrudan turbonun en hassas parçası olan vnt mekanizmasını, yani kanatçıkları kilitler. Kanatçıklar sıkıştığında turbo artık basıncı ayarlayamaz hale gelir ve araç kendini korumaya alıp çekişten düşer.
Çoğu usta turbonun neden bozulduğunu anlamadan sadece turboyu revize eder veya yenisini takar, sonra aynı arıza iki ay geçmeden tekrar patlak verir. Asıl katili orada, egzoz hattının sonunda tıkalı halde bırakırsan yeni taktığın pırıl pırıl turbo da aynı acı sonu yaşayacaktır. Turboyu değiştirmeden önce o kurum yuvası haline gelmiş filtreyi tamamen temizletmek veya gerekirse yenilemek şart. Sorunun kaynağını kurutmadan sadece hasar gören parçayı değiştirmek tamamen para kaybıdır... Egzoz rahat nefes alacak ki turbo rahat dönebilsin, denklem bu kadar basit.