Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel motorlu bir aracın direksiyonunda uzun yıllar geçirdiyseniz, o tanıdık makine kokusunun ne zaman yön değiştirdiğini hemen anlarsınız. Dizel Partikül Filtresi, yani bizim dilimize pelesenk olmuş adıyla DPF, egzoz sisteminin kuytularında sessizce çalışırken aslında motorun adeta akciğeri görevini üstleniyor. Bu sistem tıkandığında ya da kurum yükünü artık taşıyamaz hale geldiğinde, egzoz gazları dışarıya çıkmak için kendine normalden çok daha farklı yollar, farklı menfezler aramaya başlıyor. İşte tam bu kırılma noktasında, kabine sızan o keskin, genzi yakan çiğ yakıt ya da yanık yağ kokusu baş gösteriyor. Filtrenin gözenekleri kapandıkça egzoz hattındaki geri basınç akılalmaz boyutlara ulaşır... Basınç arttıkça da sistemin ek yerlerinden, contalarından dışarıya sızan gazlar doğrudan aracın havalandırma kanallarına doğru kendine bir yol buluyor. Dolayısıyla o burnunuza gelen ağır koku, aslında arabanızın size derinlerden gönderdiği ilk ve en net yardım çığlığıdır.
Egzoz gazının kokusundaki o ani ve rahatsız edici değişim, motorun kendi içindeki yanma verimsizliğinin de apaçık bir aynası sayılır aslında. DPF arızalandığında veya rejenerasyon işlemini bir türlü tamamlayamadığında, motor kontrol ünitesi filtresi temizlensin diye silindirlere ekstra yakıt göndermeye başlar. Fakat tıkanıklık yüzünden o ek yakıt tam anlamıyla yanamaz ve egzoz manifoldundan itibaren adeta çiğ bir biçimde tüm egzoz hattı boyunca ilerler. Bu durum, aracın arkasında durduğunuzda ya da kırmızı ışıkta beklerken burnunuza gelen o kimyasal, asidik kokunun yegane sebebidir. Kurumların tam yakılamaması, çiğ dizel kokusunun egzoz dumanıyla birleşerek çok daha ağır bir yapıya bürünmesine yol açıyor. Acaba motor o esnada ne kadar zorlanıyor, bunu hiç düşündünüz mü? İçeride biriken ve dışarı atılamayan o sıcak gaz kütlesi, motor yağının da kimyasal yapısını bozarak kokunun tonunu daha da ağırlaştırabiliyor bazen.
Sanayide yıllarca dirsek çürütmüş ustaların yanına gittiğinizde, kaputu açar açmaz ilk yaptıkları şey kokuyu koklamaktır, zira koku asla yalan söylemez. Filtrenin doluluk oranı kritik seviyeyi aştığında, egzoz sıcaklığı normal sürüş koşullarının çok üzerine çıkarak adeta küçük bir fırın etkisi yaratır aracın altında. Bu aşırı yüksek ısı, DPF’nin çevresindeki ısı kalkanlarını, koruyucu plastik aksamları ve hatta kablo makaronlarını hafif hafif kavurmaya başlar. Sürücü koltuğunda otururken aldığınız o hafif yanık plastik veya sıcak metal kokusunun müsebbibi tam olarak bu aşırı ısınma durumudur. Egzoz sisteminin nefes alamaması aracı adeta içeriden içe kavuruyor... Belki de bu yüzden, DPF sorunlarını sadece bir filtre tıkanıklığı olarak görmemek, onu tüm motor sağlığını tehdit eden zincirleme bir reaksiyonun başlangıcı olarak kabul etmek gerekiyor.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda vitesi boşa alıp kokunun kaynağını anlamak için acele etmemek, sakin adımlarla aracı gözlemlemek en doğrusudur. Genelde pek çok sürücü kokunun motordan geldiğini düşünüp hemen yağa suya bakar ama asıl fail arkada, egzozun tam kalbinde gizlidir. Arızalı bir DPF sistemi, katalitik konvertörle olan senkronizasyonunu da yitirdiği için ortaya çıkan kükürt kokusu bazen çürük yumurtayı andıran berbat bir aromaya dönüşebilir. Yani kokunun karakteri, filtrenin ne derece hasar gördüğünün ve hangi aşamada tıkandığının ipuçlarını verir bize. Eğer kokuyu sadece araç durduğunda değil, seyir halindeyken de yoğun bir şekilde hissetmeye başladıysanız, filtrenin seramik petek yapısı artık erimeye başlamış bile olabilir. Muhtemelen o peteklerin arası tamamen erimiş çamur gibi bir kurumla kaplanmıştır...
İşin aslı, modern dizel araçlarda bu tür kokuların periyodik olarak ortaya çıkması normal karşılansa da kalıcı hale gelmesi büyük bir tehlikenin habercisidir. Egzoz kokusunun kabine bu denli yoğun sızması, sadece mekanik bir problem değil, aynı zamanda sürücü ve yolcular için ciddi bir sağlık riski demektir. Karbonmonoksit ve partikül maddelerin o keskin kokusunu solumak, uzun vadede baş ağrısına ve dikkat dağınıklığına yol açar ki bu da yoldaki en büyük düşmanımızdır. Filtreyi temizletmek ya da gerekiyorsa değiştirmek, o genzi yakan ağır kokudan kurtulmanın tek kesin ve kalıcı yolu olarak önümüzde duruyor. Bir sabah arabanızı çalıştırdığınızda arkadan gelen o ağır, çiğ kokuyu duymazdan gelmek, ileride çok daha büyük motor revizyonlarına davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktır doğrusu.
Egzoz gazının kokusundaki o ani ve rahatsız edici değişim, motorun kendi içindeki yanma verimsizliğinin de apaçık bir aynası sayılır aslında. DPF arızalandığında veya rejenerasyon işlemini bir türlü tamamlayamadığında, motor kontrol ünitesi filtresi temizlensin diye silindirlere ekstra yakıt göndermeye başlar. Fakat tıkanıklık yüzünden o ek yakıt tam anlamıyla yanamaz ve egzoz manifoldundan itibaren adeta çiğ bir biçimde tüm egzoz hattı boyunca ilerler. Bu durum, aracın arkasında durduğunuzda ya da kırmızı ışıkta beklerken burnunuza gelen o kimyasal, asidik kokunun yegane sebebidir. Kurumların tam yakılamaması, çiğ dizel kokusunun egzoz dumanıyla birleşerek çok daha ağır bir yapıya bürünmesine yol açıyor. Acaba motor o esnada ne kadar zorlanıyor, bunu hiç düşündünüz mü? İçeride biriken ve dışarı atılamayan o sıcak gaz kütlesi, motor yağının da kimyasal yapısını bozarak kokunun tonunu daha da ağırlaştırabiliyor bazen.
Sanayide yıllarca dirsek çürütmüş ustaların yanına gittiğinizde, kaputu açar açmaz ilk yaptıkları şey kokuyu koklamaktır, zira koku asla yalan söylemez. Filtrenin doluluk oranı kritik seviyeyi aştığında, egzoz sıcaklığı normal sürüş koşullarının çok üzerine çıkarak adeta küçük bir fırın etkisi yaratır aracın altında. Bu aşırı yüksek ısı, DPF’nin çevresindeki ısı kalkanlarını, koruyucu plastik aksamları ve hatta kablo makaronlarını hafif hafif kavurmaya başlar. Sürücü koltuğunda otururken aldığınız o hafif yanık plastik veya sıcak metal kokusunun müsebbibi tam olarak bu aşırı ısınma durumudur. Egzoz sisteminin nefes alamaması aracı adeta içeriden içe kavuruyor... Belki de bu yüzden, DPF sorunlarını sadece bir filtre tıkanıklığı olarak görmemek, onu tüm motor sağlığını tehdit eden zincirleme bir reaksiyonun başlangıcı olarak kabul etmek gerekiyor.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda vitesi boşa alıp kokunun kaynağını anlamak için acele etmemek, sakin adımlarla aracı gözlemlemek en doğrusudur. Genelde pek çok sürücü kokunun motordan geldiğini düşünüp hemen yağa suya bakar ama asıl fail arkada, egzozun tam kalbinde gizlidir. Arızalı bir DPF sistemi, katalitik konvertörle olan senkronizasyonunu da yitirdiği için ortaya çıkan kükürt kokusu bazen çürük yumurtayı andıran berbat bir aromaya dönüşebilir. Yani kokunun karakteri, filtrenin ne derece hasar gördüğünün ve hangi aşamada tıkandığının ipuçlarını verir bize. Eğer kokuyu sadece araç durduğunda değil, seyir halindeyken de yoğun bir şekilde hissetmeye başladıysanız, filtrenin seramik petek yapısı artık erimeye başlamış bile olabilir. Muhtemelen o peteklerin arası tamamen erimiş çamur gibi bir kurumla kaplanmıştır...
İşin aslı, modern dizel araçlarda bu tür kokuların periyodik olarak ortaya çıkması normal karşılansa da kalıcı hale gelmesi büyük bir tehlikenin habercisidir. Egzoz kokusunun kabine bu denli yoğun sızması, sadece mekanik bir problem değil, aynı zamanda sürücü ve yolcular için ciddi bir sağlık riski demektir. Karbonmonoksit ve partikül maddelerin o keskin kokusunu solumak, uzun vadede baş ağrısına ve dikkat dağınıklığına yol açar ki bu da yoldaki en büyük düşmanımızdır. Filtreyi temizletmek ya da gerekiyorsa değiştirmek, o genzi yakan ağır kokudan kurtulmanın tek kesin ve kalıcı yolu olarak önümüzde duruyor. Bir sabah arabanızı çalıştırdığınızda arkadan gelen o ağır, çiğ kokuyu duymazdan gelmek, ileride çok daha büyük motor revizyonlarına davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktır doğrusu.