Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Arabanın marşına bastığınız an o tanıdık motor sesinin yerini garip bir sarsıntı aldığında, insanın içine çöken o ilk şüpheyi çok iyi bilirim. Yıllarca gazete sayfalarında binbir çeşit otomobil hikayesi kaleme almış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, sürücülerin büyük çoğunluğu sorunu hep bujilerde, aküde ya da elektronik aksamda arama eğilimindedir. Oysa ki modern dizel makinelerin kalbinde yatan o devasa deposu, zamanla adeta sessiz bir çamur hazinesine dönüşebilir... Depoda biriken nem, alt tarafta biriken tortular ve maalesef bazen de istasyonlarda maruz kaldığımız kalitesiz yakıtlar birleştiğinde, o güzelim motor bir anda öksürmeye, nefessiz kalmaya başlar. Arabanız özellikle rölantide çalışırken sanki devir kendi kendine düşüp yükseliyorsa, direksiyonda hafif bir titreşim hissediyorsanız, depodan motora giden kanalların tıkanmaya başladığını anlamak hiç de zor değildir.
Yokuş yukarı tırmanırken ya da tam bir aracı sollayacakken gaza basıp da o beklediğiniz gücü alamamak kadar insanı yolda sinir eden çok az şey vardır herhalde. Gaza yüklendiğinizde araba bir an duraksıyor, sanki arkadan biri tutuyormuş gibi cansızlaşıyorsa, o an depodaki pisliğin yakıt filtresini boğduğunu farz edebilirsiniz. Yakıt pompası depodaki o koyu, pelte gibi birikintiyi çekmeye çalıştıkça sistemdeki basınç düşer ve motor ihtiyaç duyduğu ilacı, yani temiz dizeli bir türlü alamaz. Bazen bu durum sadece yüksek devirlerde ortaya çıkar, bazen de şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken aniden motorun stop etmesiyle sonuçlanır... İnsan ilk başta "galiba debriyajı hızlı bıraktım" diye kendini kandırır ama hayır, sorun tamamen depoda biriken ve sisteme yürüyen o sinsi pisliktir.
Arkanızdan yükselen o simsiyah ya da griye çalan yoğun dumanı dikiz aynasından gördüğünüzde, halı altına süpürülen sorunların artık patlama noktasına geldiğini kabul etmek gerekir. Kirli dizel yakıt, enjektörlerin o minicik püskürtme deliklerini tıkadığında yakıt silindirin içinde düzgün atomize olamaz, yani tam anlamıyla yanmaz. Yanmayan dizel de egzozdan kapkara bir duman olarak dışarı atılır ki, bu durum hem çevredeki insanlara mahcup olmanıza hem de cüzdanınızın ciddi anlamda delinmesine işaret eder. Sadece dumanla da kalmaz; motorun yanma odasındaki bu dengesizlik, aracın normalden çok daha fazla mazot tüketmesine yol açar. "Ben bu depoyu daha yeni doldurmuştum, nasıl hemen bitti?" sorusunu kendinize sormaya başladıysanız, ibrenin hızla aşağı düşmesinin sebebi depodaki kirliliğin motor verimini yerle bir etmesinden başka bir şey değildir.
Sabahları soğuk havalarda arabanın geç çalışmasını hep akünün zayıflığına ya da kızdırma bujilerine bağlarız ama işin aslı çoğu zaman çok daha derindedir. Gece boyunca soğuyan depoda biriken su ve dip tortusu iyice dibe çöker, sabah ilk marşta da doğrudan filtreye ve pompalara hücum eder. Otomobil dön babam dön dönmez, marş motoru canını dişine takar ama araç bir türlü çalışmak bilmez... Sonunda çalıştığında ise garip bir patırdı, kaba bir çalışmayla karşılaşırsınız. Depo içindeki bakteriyel üreme dediğimiz o yapışkan katman zamanla yakıtın akışkanlığını öyle bir bozar ki, yakıt sistemi adeta damarları tıkanmış bir kalp gibi zorlanmaya başlar.
Depodaki bu kirlilik sorununu çözmeyi sürekli ertelemek, ileride binlerce liralık yüksek basınç pompası ve enjektör revizyonlarıyla yüzleşmek anlamına gelir. Sanayide usta usta gezmeden önce depoyu belirli aralıklarla temizletmek, yakıt filtresini orijinal ürünlerle zamanında değiştirmek ve elbette güvendiğiniz istasyonlardan şaşmamak en temel reçetedir. Arabanızın dilinden anlamak, onun size verdiği bu küçük uyarı sinyallerini doğru okumak sizi yolda kalmaktan kurtarır. Unutmayın ki temiz bir depo, pürüzsüz çalışan ve uzun ömürlü bir dizel motorun yegane sırrıdır...
Yokuş yukarı tırmanırken ya da tam bir aracı sollayacakken gaza basıp da o beklediğiniz gücü alamamak kadar insanı yolda sinir eden çok az şey vardır herhalde. Gaza yüklendiğinizde araba bir an duraksıyor, sanki arkadan biri tutuyormuş gibi cansızlaşıyorsa, o an depodaki pisliğin yakıt filtresini boğduğunu farz edebilirsiniz. Yakıt pompası depodaki o koyu, pelte gibi birikintiyi çekmeye çalıştıkça sistemdeki basınç düşer ve motor ihtiyaç duyduğu ilacı, yani temiz dizeli bir türlü alamaz. Bazen bu durum sadece yüksek devirlerde ortaya çıkar, bazen de şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken aniden motorun stop etmesiyle sonuçlanır... İnsan ilk başta "galiba debriyajı hızlı bıraktım" diye kendini kandırır ama hayır, sorun tamamen depoda biriken ve sisteme yürüyen o sinsi pisliktir.
Arkanızdan yükselen o simsiyah ya da griye çalan yoğun dumanı dikiz aynasından gördüğünüzde, halı altına süpürülen sorunların artık patlama noktasına geldiğini kabul etmek gerekir. Kirli dizel yakıt, enjektörlerin o minicik püskürtme deliklerini tıkadığında yakıt silindirin içinde düzgün atomize olamaz, yani tam anlamıyla yanmaz. Yanmayan dizel de egzozdan kapkara bir duman olarak dışarı atılır ki, bu durum hem çevredeki insanlara mahcup olmanıza hem de cüzdanınızın ciddi anlamda delinmesine işaret eder. Sadece dumanla da kalmaz; motorun yanma odasındaki bu dengesizlik, aracın normalden çok daha fazla mazot tüketmesine yol açar. "Ben bu depoyu daha yeni doldurmuştum, nasıl hemen bitti?" sorusunu kendinize sormaya başladıysanız, ibrenin hızla aşağı düşmesinin sebebi depodaki kirliliğin motor verimini yerle bir etmesinden başka bir şey değildir.
Sabahları soğuk havalarda arabanın geç çalışmasını hep akünün zayıflığına ya da kızdırma bujilerine bağlarız ama işin aslı çoğu zaman çok daha derindedir. Gece boyunca soğuyan depoda biriken su ve dip tortusu iyice dibe çöker, sabah ilk marşta da doğrudan filtreye ve pompalara hücum eder. Otomobil dön babam dön dönmez, marş motoru canını dişine takar ama araç bir türlü çalışmak bilmez... Sonunda çalıştığında ise garip bir patırdı, kaba bir çalışmayla karşılaşırsınız. Depo içindeki bakteriyel üreme dediğimiz o yapışkan katman zamanla yakıtın akışkanlığını öyle bir bozar ki, yakıt sistemi adeta damarları tıkanmış bir kalp gibi zorlanmaya başlar.
Depodaki bu kirlilik sorununu çözmeyi sürekli ertelemek, ileride binlerce liralık yüksek basınç pompası ve enjektör revizyonlarıyla yüzleşmek anlamına gelir. Sanayide usta usta gezmeden önce depoyu belirli aralıklarla temizletmek, yakıt filtresini orijinal ürünlerle zamanında değiştirmek ve elbette güvendiğiniz istasyonlardan şaşmamak en temel reçetedir. Arabanızın dilinden anlamak, onun size verdiği bu küçük uyarı sinyallerini doğru okumak sizi yolda kalmaktan kurtarır. Unutmayın ki temiz bir depo, pürüzsüz çalışan ve uzun ömürlü bir dizel motorun yegane sırrıdır...