Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe kontağı çevirdiğinde o tanıdık motor sesinin hemen yanında yanıp sönen o sarı motor arıza lambasını görmek var ya, insanın bütün günü zehir etmeye yeter de artar bile işte... Hani o an, "Eyvah yine sanayi yolları taştan" diye geçirirsin içinden, kafanda bin tane masraf senaryosu dönmeye başlar birden.
Aslında arabanın beyni sana aklınca dert yanıyor, "Kardeşim benim bi yerim ağrıyor, bi bakıver şuna" diyor ama biz maalesef o dili doğrudan okuyamıyoruz. İşte tam bu noktada imdadımıza OBD cihazları yetişiyor; cihaza taktın mı hop, karşında p harfiyle başlayan o meşhur kodlar beliriveriyor ekranda.
Peki o havalı görünen P0087 ya da P0299 gibi kodlar aslında ne anlatıyor bize, hiç düşündün mü? Enjektörlerin mazotu püskürtürken çektiği çileyi mi, yoksa o canım turbonun gerektiği gibi nefes alıp veremediğini mi... Arabanın altındaki o karmaşık demir yığını, sensörler sayesinde her an birbirleriyle fısıldaşıyor da bizim haberimiz olmuyor.
Mazot pompasının basıncı düştüğünde araba yokuşta bayılmaya başlar, sen gaz pedalına köklesen bile o inatla hızlanmak istemez ya, hah işte o an sistem zaten kendi kendine bağırıyordur aslında. Pompa yoruldu, enjektörler işini yapamıyor, mazot filtresi artık çamura dönmüş... Değiştiren var mı peki, "hele biraz daha idare etsin" mantığıyla binmeye devam ediyoruz ta ki yolda kalana kadar.
O arıza kodlarını silip geçmekle iş bitmiyor maalesef, ustaya gidip "abi sil şunu gözünü seveyim" demek sadece günü kurtarmaktan başka bi işe yaramaz ki... Yarın öbür gün yine aynı ışık yanacak, yine o huzursuzluk saracak içini; çünkü sorun temelde duruyor, sensör sadece sana haber veriyor o kadar.
Enjektörlerin üzerindeki o minik kurum bağlamış memeler, yakıtın kalitesizliğinden mi yoksa filtrenin zamanında değişmemesinden mi tıkanır bilmem ama motorun dengesini bozduğu kesin. Gaza bastığında arkadan gelen o siyah duman var ya, işte o dizelin senden imdat çığlığıdır adeta... Kimisi mazotuna katkı ekleyerek çözmeye çalışır, kimisi komple söküp temizletir ama o kod ekrandan silinmedikçe huzur bulamaz insan.
Turbonun hortumunda ufak bir çatlak olsa, araba o devirli ses yerine böyle ıslık çalar gibi garip bir ses çıkarmaya başlar, dikkat ettin mi hiç... O basınç kaybı bilgisayara hemen P0299 olarak yansır, motor beyni kendini korumaya alıp gücü keser birden... Yolda sollama yaparken arabanın bayılması ne demektir, yaşayan bilir o korkuyu...
Sanayideki ustalar genelde bu kodları ezbere bilir, cihaza bile bakmadan "hımm mazot müşürü gitmiş" der ama bazen iş o kadar basit olmayabiliyor işte. Bir kablonun ucundaki minik oksitlenme bile bütün sistemi kilitlemeye yeter de artar bile... İnsanın kafasını kurcalayan da bu ya zaten, hangi parçanın gerçekten bozuk olduğunu bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şey.
Kısacası dizel motor dediğin hassas bir kadına benzer, ona temiz mazot vereceksin, zamanında bakımını yapacaksın, bayırda vites düşürmeden sıkıştırıp durmayacaksın... Yoksa o obd kodları var ya, rüyanda bile p ile başlayan sayılar saydırır adama da haberin olmaz.
Aslında arabanın beyni sana aklınca dert yanıyor, "Kardeşim benim bi yerim ağrıyor, bi bakıver şuna" diyor ama biz maalesef o dili doğrudan okuyamıyoruz. İşte tam bu noktada imdadımıza OBD cihazları yetişiyor; cihaza taktın mı hop, karşında p harfiyle başlayan o meşhur kodlar beliriveriyor ekranda.
Peki o havalı görünen P0087 ya da P0299 gibi kodlar aslında ne anlatıyor bize, hiç düşündün mü? Enjektörlerin mazotu püskürtürken çektiği çileyi mi, yoksa o canım turbonun gerektiği gibi nefes alıp veremediğini mi... Arabanın altındaki o karmaşık demir yığını, sensörler sayesinde her an birbirleriyle fısıldaşıyor da bizim haberimiz olmuyor.
Mazot pompasının basıncı düştüğünde araba yokuşta bayılmaya başlar, sen gaz pedalına köklesen bile o inatla hızlanmak istemez ya, hah işte o an sistem zaten kendi kendine bağırıyordur aslında. Pompa yoruldu, enjektörler işini yapamıyor, mazot filtresi artık çamura dönmüş... Değiştiren var mı peki, "hele biraz daha idare etsin" mantığıyla binmeye devam ediyoruz ta ki yolda kalana kadar.
O arıza kodlarını silip geçmekle iş bitmiyor maalesef, ustaya gidip "abi sil şunu gözünü seveyim" demek sadece günü kurtarmaktan başka bi işe yaramaz ki... Yarın öbür gün yine aynı ışık yanacak, yine o huzursuzluk saracak içini; çünkü sorun temelde duruyor, sensör sadece sana haber veriyor o kadar.
Enjektörlerin üzerindeki o minik kurum bağlamış memeler, yakıtın kalitesizliğinden mi yoksa filtrenin zamanında değişmemesinden mi tıkanır bilmem ama motorun dengesini bozduğu kesin. Gaza bastığında arkadan gelen o siyah duman var ya, işte o dizelin senden imdat çığlığıdır adeta... Kimisi mazotuna katkı ekleyerek çözmeye çalışır, kimisi komple söküp temizletir ama o kod ekrandan silinmedikçe huzur bulamaz insan.
Turbonun hortumunda ufak bir çatlak olsa, araba o devirli ses yerine böyle ıslık çalar gibi garip bir ses çıkarmaya başlar, dikkat ettin mi hiç... O basınç kaybı bilgisayara hemen P0299 olarak yansır, motor beyni kendini korumaya alıp gücü keser birden... Yolda sollama yaparken arabanın bayılması ne demektir, yaşayan bilir o korkuyu...
Sanayideki ustalar genelde bu kodları ezbere bilir, cihaza bile bakmadan "hımm mazot müşürü gitmiş" der ama bazen iş o kadar basit olmayabiliyor işte. Bir kablonun ucundaki minik oksitlenme bile bütün sistemi kilitlemeye yeter de artar bile... İnsanın kafasını kurcalayan da bu ya zaten, hangi parçanın gerçekten bozuk olduğunu bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şey.
Kısacası dizel motor dediğin hassas bir kadına benzer, ona temiz mazot vereceksin, zamanında bakımını yapacaksın, bayırda vites düşürmeden sıkıştırıp durmayacaksın... Yoksa o obd kodları var ya, rüyanda bile p ile başlayan sayılar saydırır adama da haberin olmaz.