Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarını yollarda, servis köşelerinde, egzoz dumanı kokan atölyelerde geçirmiş bir adamın tecrübesiyle söylüyorum ki dizel motorun kalbi denilen o narin parça bir gün mutlaka tıkanır. Yakıtın o simsiyah, acımasız tortusu silindirden dışarı atılırken yolunu şaşırır ve tekrar emme manifolduna dönerken yolda ne var ne yoksa önüne katar. İşte o gidiş geliş trafiğinin tam ortasında duran, adına egzoz gazı devridaim valfi denilen o küçük mekanizma motorun nefesini keser. Kimse sana bu parçanın aslında motorun kendi kusurunu saklamaya yarayan bir kamuflaj olduğunu doğrudan söylemez; ama usta elini motora attığı an o konuyu anlar.
Motoru ilk çalıştırdığın o soğuk sabah ayazında aracın rolantide sanki can çekişiyormuş gibi titremesi, o uykulu halin en net göstergesidir aslında. Gaza basarsın ama araba sana arkadan biri tutuyormuş gibi nazlanır, sanki gitmemek için dirsek çürütür. Egzozdan yayılan o garip, kesif koku burnunu sızlatmaya başladığında bil ki o valf artık görevini yapamaz hale gelmiştir. Acaba motoru yanlış mı besledik, kalitesiz mazot mu aldık soruları kafanı kemirip dururken, aslında parça sadece kendi yarattığı o kalın kurum tabakasının altında boğuluyordur.
Sürekli şehir içinde, kısa mesafelerde, motor tam ısınmadan kullanılan dizel araçlar bu illetin en favori avıdır zaten. Uzun yola çıkıp o motoru bağırtarak, o pisliği dışarı atacak fırsatı vermezsen, kurum o metal yuvanın içine betona döner gibi yapışır kalır. Temizletmek mi, yoksa doğrudan yenisiyle değiştirmek mi daha mantıklı diye düşünürken ustanın çıkardığı fatura yüzündeki o saf gülümsemeyi anında silip atar. Belki de biraz yüksek devirde, biraz hırçın sürmek gerekiyordu o makinayı; kim bilir...
Arıza lambası yandığında ekranda beliren o sarı motor simgesi sanki sana hayatın bir başka acı gerçeğini fısıldar gibidir. Elektronik beyin sinyali alır ama mekanik parça o emre uymakta direnir, çünkü mekanizma artık yerinden oynamayacak kadar sıkışmıştır. Servisin kapısından içeri girmeden önce insan kendi kendine söylenir durur, bu kadar karmaşık bir parça gerçekten bu kadar çabuk mu teslim olur diye. Oluyor işte, mazotun doğasında var bu karamsarlık...
Motoru ilk çalıştırdığın o soğuk sabah ayazında aracın rolantide sanki can çekişiyormuş gibi titremesi, o uykulu halin en net göstergesidir aslında. Gaza basarsın ama araba sana arkadan biri tutuyormuş gibi nazlanır, sanki gitmemek için dirsek çürütür. Egzozdan yayılan o garip, kesif koku burnunu sızlatmaya başladığında bil ki o valf artık görevini yapamaz hale gelmiştir. Acaba motoru yanlış mı besledik, kalitesiz mazot mu aldık soruları kafanı kemirip dururken, aslında parça sadece kendi yarattığı o kalın kurum tabakasının altında boğuluyordur.
Sürekli şehir içinde, kısa mesafelerde, motor tam ısınmadan kullanılan dizel araçlar bu illetin en favori avıdır zaten. Uzun yola çıkıp o motoru bağırtarak, o pisliği dışarı atacak fırsatı vermezsen, kurum o metal yuvanın içine betona döner gibi yapışır kalır. Temizletmek mi, yoksa doğrudan yenisiyle değiştirmek mi daha mantıklı diye düşünürken ustanın çıkardığı fatura yüzündeki o saf gülümsemeyi anında silip atar. Belki de biraz yüksek devirde, biraz hırçın sürmek gerekiyordu o makinayı; kim bilir...
Arıza lambası yandığında ekranda beliren o sarı motor simgesi sanki sana hayatın bir başka acı gerçeğini fısıldar gibidir. Elektronik beyin sinyali alır ama mekanik parça o emre uymakta direnir, çünkü mekanizma artık yerinden oynamayacak kadar sıkışmıştır. Servisin kapısından içeri girmeden önce insan kendi kendine söylenir durur, bu kadar karmaşık bir parça gerçekten bu kadar çabuk mu teslim olur diye. Oluyor işte, mazotun doğasında var bu karamsarlık...