Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayide saatlerce bekleyip o ağır yağ kokusunu ciğerlerinize çektikten sonra, çuvalla para ödeyip arabanızı teslim aldığınız o ilk anı hatırlayın... Ustaya sorarsanız her şey mükemmeldir, kutu sıfır gibi olmuştur, test sürüşü yapılmıştır ve artık tık ses dahi gelmeyecektir. Ama o sanayi sitesinin dumanlı sokağından çıkıp ilk kasise girdiğinizde, hatta daha direksiyonu hafifçe sağa kırdığınız an kulağınıza gelen o ufacık tıkırtı yok mu? İnsanın bütün neşesini bir anda emip bitirir, göğsünüze bir öküz oturur adeta. Usta oradaydı, parça yeniydi, peki ama bu lanet ses nereden çıkıp geliyor şimdi? İnanamıyorsunuz başta, kendi kulağınızdan şüphe ediyorsunuz, radyoyu kapatıp camı biraz aralıyorsunuz sırf o sesi bir daha duymak için... Maalesef duyuyorsunuz da. Yeni takılan ya da revize edilen bir parçadan ses gelmesi, insanın aklını başından alan o garip mekanik çelişkilerden biri işte.
Aslında usta size direksiyon kutusunu değiştirdiğini söylerken tamamen yalan söylemiyor olabilir, parçanın kendisi pırıl pırıldır belki ama o kutu otomobilin altına öyle tek başına, havada asılı duran bir adacık gibi yerleştirilmiyor ki... Yılların yıprattığı rot kolları, zaten ömrünü tamamlamak üzere olan rot başları, bel kırma noktaları veya o direksiyon milinin ta içine kadar giren o minik mafsallar ne olacak peki? Siz alt tarafa sıfır gibi, taş gibi sert ve tıkır tıkır çalışan yepisyeni bir mekanizma koyduğunuzda, sistemdeki o bütün eski ve yorulmuş parçalar bir anda şoka giriyor. Esnekliğini kaybetmiş bir kauçuk takoz, yeni kutunun o yüksek direncine dayanamayıp içeriye tıkır tıkır ses vermeye başlıyor işte. Parçayı yeniledik ama etrafındaki yaşlı orkestrayı hesaba katmadık kısacası... Ses kutudan gelmiyor aslında, kutunun o amansız sağlamlığı yüzünden pes eden yan elemanlardan çığlık kopuyor.
Bazen de sorun tamamen o aceleyle sıkılan civataların, "halloldu abim" denilip geçiştirilen montaj süreçlerinin bir meyvesidir. Yani düşünsenize, saatlerce süren bir sökme takma maratonunun sonunda, usta tam çırağa kızarken ya da çayından bir yudum alırken tork anahtarını bir kenara bırakıp el yordamıyla sıkıyor o ana bağlantı noktalarını. Birkaç milimlik bir boşluk, milimetrik bir eksen kayıklığı bile o koskoca metal yığınında, araba esnedikçe lokur lokur ses yapmaya yeter de artar bile. Arabayı liftte havaya kaldırdıklarında her şey sıkı görünür gözünüze, elinizle zorlarsınız tık etmez ama araba kendi ağırlığıyla yola oturduğunda... İşte o zaman işler değişir, bütün yük o milimetrik boşluğa biner ve her çukursa içiniz cız eder. Sıkılmamış bir kelepçe, tam oturmamış bir lastik burç, hatta yağlanması unutulmuş kuru bir mil yüzünden günlerce kafayı yiyebilirsiniz.
Rot ayarı meselesine hiç girmiyorum bile, daha doğrusu girmem gerekiyor çünkü usta kutuyu takar takmaz "tamamdır geç rotçuya" der ve sıyrılır işin içinden. Fakat o rot ayarı sadece tekerleklerin düz bakması demek değildir ki dostlar, direksiyonun toplama kabiliyetinden tutun da hidrolik basıncının veya elektrikli motordaki yükün dengelenmesine kadar her şeyi etkiler. Direksiyonu tam tur sağa ya da sola kırdığınızda dip noktada gelen o gıcırtı veya vuruntu sesi var ya... Hah işte o ses çoğu zaman yeni kutunun ayarsızlık yüzünden kendi sınırlarını zorlamasından, içerideki dişlilerin yanlış bir açıyla birbirini itmesinden kaynaklanır. Bilgisayarlı rot cihazına sokarlar arabayı, yeşil ışık yanar ama o cihaz aracın altındaki o mekanik stresi okuyamaz ki... Biraz yolda yürütmek lazım arabayı, parçaların birbiriyle kaynaşmasına, tabiri caizse birbiriyle helalleşmesine izin vermek gerekir bazen.
Şimdi kalkıp hemen yarın sabah o sanayideki ustanın kapısına dayanıp kavgaya tutuşmak en kolayı, ama inanın bir faydası olmuyor çoğu zaman. Adam kaputun üzerine yatacak, kulağını dayayacak, "abi bu ses kutudan değil ya, senin amortisör takozun bitmiş" deyip topu taca atacak. Ya da "yeni parçadır, alışır zamanla" gibi o meşhur sanayi efsanesine sığınacak... Bence ne yapın biliyor musunuz, arabayı sakin bir sokakta, radyo kapalıyken biraz kendiniz dinleyin; ses tam olarak ne zaman geliyor? Kasislerde mi, direksiyonu ilk çevirdiğiniz o çeyrek turda mı, yoksa tam tur kırdığınızda mı? Bu detayları bir kağıda not edin, hatta imkanınız varsa telefonla o sesi kaydetmeye çalışın. Sanayiye geri gittiğinizde ustanın karşısına sadece "ses geliyor" diye değil, "bak şu açıda ve şu hızda tam olarak şu tıkırtı vuruyor" diye somut bir kanıtla çıkarsanız işin rengi değişir. Haklılığınızı kanıtlamanın yolu biraz da bu mekanik dilden anlamaktan geçiyor maalesef...
Aslında usta size direksiyon kutusunu değiştirdiğini söylerken tamamen yalan söylemiyor olabilir, parçanın kendisi pırıl pırıldır belki ama o kutu otomobilin altına öyle tek başına, havada asılı duran bir adacık gibi yerleştirilmiyor ki... Yılların yıprattığı rot kolları, zaten ömrünü tamamlamak üzere olan rot başları, bel kırma noktaları veya o direksiyon milinin ta içine kadar giren o minik mafsallar ne olacak peki? Siz alt tarafa sıfır gibi, taş gibi sert ve tıkır tıkır çalışan yepisyeni bir mekanizma koyduğunuzda, sistemdeki o bütün eski ve yorulmuş parçalar bir anda şoka giriyor. Esnekliğini kaybetmiş bir kauçuk takoz, yeni kutunun o yüksek direncine dayanamayıp içeriye tıkır tıkır ses vermeye başlıyor işte. Parçayı yeniledik ama etrafındaki yaşlı orkestrayı hesaba katmadık kısacası... Ses kutudan gelmiyor aslında, kutunun o amansız sağlamlığı yüzünden pes eden yan elemanlardan çığlık kopuyor.
Bazen de sorun tamamen o aceleyle sıkılan civataların, "halloldu abim" denilip geçiştirilen montaj süreçlerinin bir meyvesidir. Yani düşünsenize, saatlerce süren bir sökme takma maratonunun sonunda, usta tam çırağa kızarken ya da çayından bir yudum alırken tork anahtarını bir kenara bırakıp el yordamıyla sıkıyor o ana bağlantı noktalarını. Birkaç milimlik bir boşluk, milimetrik bir eksen kayıklığı bile o koskoca metal yığınında, araba esnedikçe lokur lokur ses yapmaya yeter de artar bile. Arabayı liftte havaya kaldırdıklarında her şey sıkı görünür gözünüze, elinizle zorlarsınız tık etmez ama araba kendi ağırlığıyla yola oturduğunda... İşte o zaman işler değişir, bütün yük o milimetrik boşluğa biner ve her çukursa içiniz cız eder. Sıkılmamış bir kelepçe, tam oturmamış bir lastik burç, hatta yağlanması unutulmuş kuru bir mil yüzünden günlerce kafayı yiyebilirsiniz.
Rot ayarı meselesine hiç girmiyorum bile, daha doğrusu girmem gerekiyor çünkü usta kutuyu takar takmaz "tamamdır geç rotçuya" der ve sıyrılır işin içinden. Fakat o rot ayarı sadece tekerleklerin düz bakması demek değildir ki dostlar, direksiyonun toplama kabiliyetinden tutun da hidrolik basıncının veya elektrikli motordaki yükün dengelenmesine kadar her şeyi etkiler. Direksiyonu tam tur sağa ya da sola kırdığınızda dip noktada gelen o gıcırtı veya vuruntu sesi var ya... Hah işte o ses çoğu zaman yeni kutunun ayarsızlık yüzünden kendi sınırlarını zorlamasından, içerideki dişlilerin yanlış bir açıyla birbirini itmesinden kaynaklanır. Bilgisayarlı rot cihazına sokarlar arabayı, yeşil ışık yanar ama o cihaz aracın altındaki o mekanik stresi okuyamaz ki... Biraz yolda yürütmek lazım arabayı, parçaların birbiriyle kaynaşmasına, tabiri caizse birbiriyle helalleşmesine izin vermek gerekir bazen.
Şimdi kalkıp hemen yarın sabah o sanayideki ustanın kapısına dayanıp kavgaya tutuşmak en kolayı, ama inanın bir faydası olmuyor çoğu zaman. Adam kaputun üzerine yatacak, kulağını dayayacak, "abi bu ses kutudan değil ya, senin amortisör takozun bitmiş" deyip topu taca atacak. Ya da "yeni parçadır, alışır zamanla" gibi o meşhur sanayi efsanesine sığınacak... Bence ne yapın biliyor musunuz, arabayı sakin bir sokakta, radyo kapalıyken biraz kendiniz dinleyin; ses tam olarak ne zaman geliyor? Kasislerde mi, direksiyonu ilk çevirdiğiniz o çeyrek turda mı, yoksa tam tur kırdığınızda mı? Bu detayları bir kağıda not edin, hatta imkanınız varsa telefonla o sesi kaydetmeye çalışın. Sanayiye geri gittiğinizde ustanın karşısına sadece "ses geliyor" diye değil, "bak şu açıda ve şu hızda tam olarak şu tıkırtı vuruyor" diye somut bir kanıtla çıkarsanız işin rengi değişir. Haklılığınızı kanıtlamanın yolu biraz da bu mekanik dilden anlamaktan geçiyor maalesef...