Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen yaz bizim eski fotoğraflara bakıyordum, hani şu herkesin kendini en zayıf hatırladığı üniversite yıllarından kalma... Arkadaşım Murat’ın o dönem bile gitmeyen bir göbeği vardı, ne yapsa eritemezdi. Sonunda gitti o meşhur operasyonlardan birini yaptırdı, hani şu yağları vakumla çektikleri yöntem var ya. Şimdi herkesin aklındaki o deli soru: E Murat o günden beri hep tığ gibi mi kaldı yani? İşin aslı, o giden yağ hücreleri gerçekten temelli gidiyor ama vücut bu, kalan sağlar bizimdir deyip başka yerden pörtleyiveriyor işte...
Aynaya bakıp "Sadece şuram gitse başka bir şey istemem" demeyen bir Allah'ın kulu var mı şu dünyada, vallahi yok. Spor salonlarında helak olanlar, sabah akşam kereviz sapı suyu içenler beni çok iyi anlar. Bölgesel yağ aldırma dediğimiz olay aslında bir zayıflama yöntemi falan değil, resmen bir vücut şekillendirme sanatı. Yani kiloyu her türlü veriyorsun da, o inatçı simit bölgesine bir türlü söz geçiremiyorsun ya, işte tam orada devreye giriyor bu işler.
Annem hep derdi, "Oğlum aldığın ahı değil, verdiğin kiloyu koruyacaksın" diye, kulakları çınlasın. Ameliyat masasına yatıp o yağlardan kurtulmak işin en kolay, en şoför arkası rahat kısmı açıkçası. Sonrasında eski tas eski hamam beslenmeye devam edersen, o paralar da emekler de inan bana çöp olup gidiyor. Vücut hücre sayısını azaltıyor azaltmasına ama geride kalan hücrelerin de bir genişleme kapasitesi var abi, adamı pişman ederler...
Geçenlerde bir klinikte kahve içerken yan masadaki kadının feryadını duydum, "Dünyanın parasını döktüm, yine eski haline döndü" diye neredeyse ağlayacaktı. Yahu güzel kardeşim, sen operasyondan çıkıp ertesi gün mantıcıya koşarsan o yağlar sana küser mi, küsmez tabii ki. Kalıcılık dediğin şey doktorun elindeki sihirli değnekte değil, tamamen senin mutfağındaki o buzdolabının kapağında bitiyor. Kendine iyi bakacaksın, o boğazı biraz tutacaksın ki verdiğin emeğe değsin.
Bizim mesleğin getirdiği bir hastalık herhalde, her şeyi çok kurcalar, illa işin arka planını öğrenmek isteriz... Araştırırken gördüm ki, yetişkin bir insanda yağ hücresi sayısı aslında sabittir, sadece hacimleri büyür veya küçülür. İşte bu bölgesel işlemler oradaki hücrelerin kökünü kuruttuğu için o bölge bir daha eskisi gibi kolay kolay genişleyemiyor. Ama sen kalori patlaması yaşatırsan bünyeye, bu sefer sırtından, kolundan, hiç ummadığın yerlerden kilo almaya başlıyorsun ki, görüntüyü sen hayal et artık.
Yani şimdi ne yapalım, bu zahmete ve masrafa girmeye gerçekten değer mi, kafanız karıştı değil mi? Eğer o gitmeyen inatçı fazlalıklar psikolojini bozuyorsa, kıyafetlerin içinde seni mutsuz ediyorsa git yaptır, arkana bile bakma. Ama bunu bir mucize, bir hayat kurtarıcı gibi görmeden, sadece bir destekçi olarak kabul ederek o masaya oturmak lazım. Yoksa sonu yine hüsran, yine o eski bildik hayal kırıklıkları...
Aynaya bakıp "Sadece şuram gitse başka bir şey istemem" demeyen bir Allah'ın kulu var mı şu dünyada, vallahi yok. Spor salonlarında helak olanlar, sabah akşam kereviz sapı suyu içenler beni çok iyi anlar. Bölgesel yağ aldırma dediğimiz olay aslında bir zayıflama yöntemi falan değil, resmen bir vücut şekillendirme sanatı. Yani kiloyu her türlü veriyorsun da, o inatçı simit bölgesine bir türlü söz geçiremiyorsun ya, işte tam orada devreye giriyor bu işler.
Annem hep derdi, "Oğlum aldığın ahı değil, verdiğin kiloyu koruyacaksın" diye, kulakları çınlasın. Ameliyat masasına yatıp o yağlardan kurtulmak işin en kolay, en şoför arkası rahat kısmı açıkçası. Sonrasında eski tas eski hamam beslenmeye devam edersen, o paralar da emekler de inan bana çöp olup gidiyor. Vücut hücre sayısını azaltıyor azaltmasına ama geride kalan hücrelerin de bir genişleme kapasitesi var abi, adamı pişman ederler...
Geçenlerde bir klinikte kahve içerken yan masadaki kadının feryadını duydum, "Dünyanın parasını döktüm, yine eski haline döndü" diye neredeyse ağlayacaktı. Yahu güzel kardeşim, sen operasyondan çıkıp ertesi gün mantıcıya koşarsan o yağlar sana küser mi, küsmez tabii ki. Kalıcılık dediğin şey doktorun elindeki sihirli değnekte değil, tamamen senin mutfağındaki o buzdolabının kapağında bitiyor. Kendine iyi bakacaksın, o boğazı biraz tutacaksın ki verdiğin emeğe değsin.
Bizim mesleğin getirdiği bir hastalık herhalde, her şeyi çok kurcalar, illa işin arka planını öğrenmek isteriz... Araştırırken gördüm ki, yetişkin bir insanda yağ hücresi sayısı aslında sabittir, sadece hacimleri büyür veya küçülür. İşte bu bölgesel işlemler oradaki hücrelerin kökünü kuruttuğu için o bölge bir daha eskisi gibi kolay kolay genişleyemiyor. Ama sen kalori patlaması yaşatırsan bünyeye, bu sefer sırtından, kolundan, hiç ummadığın yerlerden kilo almaya başlıyorsun ki, görüntüyü sen hayal et artık.
Yani şimdi ne yapalım, bu zahmete ve masrafa girmeye gerçekten değer mi, kafanız karıştı değil mi? Eğer o gitmeyen inatçı fazlalıklar psikolojini bozuyorsa, kıyafetlerin içinde seni mutsuz ediyorsa git yaptır, arkana bile bakma. Ama bunu bir mucize, bir hayat kurtarıcı gibi görmeden, sadece bir destekçi olarak kabul ederek o masaya oturmak lazım. Yoksa sonu yine hüsran, yine o eski bildik hayal kırıklıkları...