Yusuf Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Araç seyir halinde tekliyor durumu, sürücünün o an ayağının altındaki tepkiyi birden kaybetmesiyle başlar; motor öksürür, devir saati dalgalanır ve içerideki herkes aniden yola değil motora odaklanır.
Ateşleme sistemindeki en ufak bir zayıflama bu hissi doğrudan tekerleklere taşır, bobinler ya da bujiler görevini yapmayı bıraktığında yanma odasında işler sarpa sarar.
Eski tip karbüratörlü motorlardan günümüzün elektronik ünitelerine kadar her motor aynı temel kurala boyun eğer: yakıt, hava ve kıvılcım tam zamanında buluşmalıdır; buluşamazsa ne olur...
Hava akış metresi arızalandığında beyin beyin olmaktan çıkar, motora giden o hassas karışım oranı altüst olur ve araç adeta ne yapacağını bilemez halde silkelenir.
Yakıt filtresi yılların tortusuyla dolduğunda pompa ne kadar basarsa bassan enjektörlere o hayat veren akış ulaşmaz, motor tam nefes alacakken kesilir.
Sürücü koltuğunda otururken bu sarsıntıyı hissetmek insanı germeye yeter de artar bile, acaba yolda mı kalacağım korkusu sarar benliği...
Kimi zaman depoya alınan kötü yakıt tüm bu kabusun başrol oyuncusu olur, su karışmış benzin ya da mazot sistemi tamamen kilitler ve egzozdan yayılan o garip koku her şeyi ele verir.
Egzoz emisyon değerleri bozulur, katalitik konvektör tıkanır ve motor kendi gazını dışarı atamadığı için boğulmaya başlar.
Aslında her tekleme motorun kendine has diliyle bir yardım çığlığıdır, onu duymamazlıktan gelmek en büyük hatadır...
Boğaz kelebeğinin zamanla kurum bağlaması ve rölanti motorunun görevini yapamaması da bu sarsıntıların gizli sebepleri arasında yer alır, temizlik şarttır.
Uzmanlar bu tür durumlarda panik yapmadan önce aracın hangi devirde bu tepkiyi verdiğine dikkat etmenin hayat kurtarıcı olduğunu söyler, yani gaza yüklenirken mi yoksa sabit giderken mi...
Küçük bir ihmal, yarın çok daha büyük bir masrafın kapısını aralayabilir; o yüzden ilk teklemede sanayinin yolunu tutmak en mantıklı hamledir.
Ateşleme sistemindeki en ufak bir zayıflama bu hissi doğrudan tekerleklere taşır, bobinler ya da bujiler görevini yapmayı bıraktığında yanma odasında işler sarpa sarar.
Eski tip karbüratörlü motorlardan günümüzün elektronik ünitelerine kadar her motor aynı temel kurala boyun eğer: yakıt, hava ve kıvılcım tam zamanında buluşmalıdır; buluşamazsa ne olur...
Hava akış metresi arızalandığında beyin beyin olmaktan çıkar, motora giden o hassas karışım oranı altüst olur ve araç adeta ne yapacağını bilemez halde silkelenir.
Yakıt filtresi yılların tortusuyla dolduğunda pompa ne kadar basarsa bassan enjektörlere o hayat veren akış ulaşmaz, motor tam nefes alacakken kesilir.
Sürücü koltuğunda otururken bu sarsıntıyı hissetmek insanı germeye yeter de artar bile, acaba yolda mı kalacağım korkusu sarar benliği...
Kimi zaman depoya alınan kötü yakıt tüm bu kabusun başrol oyuncusu olur, su karışmış benzin ya da mazot sistemi tamamen kilitler ve egzozdan yayılan o garip koku her şeyi ele verir.
Egzoz emisyon değerleri bozulur, katalitik konvektör tıkanır ve motor kendi gazını dışarı atamadığı için boğulmaya başlar.
Aslında her tekleme motorun kendine has diliyle bir yardım çığlığıdır, onu duymamazlıktan gelmek en büyük hatadır...
Boğaz kelebeğinin zamanla kurum bağlaması ve rölanti motorunun görevini yapamaması da bu sarsıntıların gizli sebepleri arasında yer alır, temizlik şarttır.
Uzmanlar bu tür durumlarda panik yapmadan önce aracın hangi devirde bu tepkiyi verdiğine dikkat etmenin hayat kurtarıcı olduğunu söyler, yani gaza yüklenirken mi yoksa sabit giderken mi...
Küçük bir ihmal, yarın çok daha büyük bir masrafın kapısını aralayabilir; o yüzden ilk teklemede sanayinin yolunu tutmak en mantıklı hamledir.