Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayi rampasından inen her otomobil sahibinin kafasında o meşru soru döner durur, acaba hakikaten her on bin kilometrede bir yağ değişimi şart mı yoksa servisler parçasını satmak için mi böyle tutturuyor.
Yağ çubuğunu çekip o simsiyah lekeyi mendile sürmek var ya, işte o an insanın içindeki mühendislik damarı tutar da viskozite kaybını gözüyle anlamaya çalışır, halbuki yağın rengi tek başına hiçbir şey söylemez.
Hani derler ya araba yatmaktan çürür, gerçekten de o kapalı otoparkta üç ay boyunca gıkı çıkmadan bekleyen motor, her gün toz yutarak otobanda koşan motordan daha çok yıpranır çünkü yağ süzülüp kartere çekilmiştir bile.
Filtre değişimini es geçip sadece yağı yenilemek var ya, tam anlamıyla akıntıya karşı kürek çekmektir, o eski asbest kokulu filtre içerideki bütün tortuyu yeni yağa kusar da insan da ben bakım yaptırdım diye hava atar.
Kilometre saati henüz dolmadı ama takvim yaprakları kocaman bir yılı devirdi diyelim, ne olacak şimdi, o motor yağı içeride kimyasal olarak bozulmaya başlar çoktan, yani kilometre kadar zaman da acımasız bir katildir.
Yaz sıcağında balkan yaylalarından inen o kalın vizkoziteli yağlar kışın ilk ayazında bal gibi donar da marş motoru o zifti çevireceğim diye akünün ömrünü yer bitirir, işte bu yüzden mevsim geçişleri bakım takvimini altüst eder.
Balatalardan gelen o hafif tıkırtı sesi var ya, insanın tüylerini diken diken eden, işte o ses aslında immdat çığlığıdır ama biz genelde müzik sesini açıp üç gün daha idare ederim deriz.
Servis masrafından kaçmak için sanayi mahallesine gidip yan sanayi filtre taktıranlar, üç kuruş kar edeceğim derken turbo milini kucağında bulur da insan neye uğradığını şaşırır o an.
Yağ çubuğunu çekip o simsiyah lekeyi mendile sürmek var ya, işte o an insanın içindeki mühendislik damarı tutar da viskozite kaybını gözüyle anlamaya çalışır, halbuki yağın rengi tek başına hiçbir şey söylemez.
Hani derler ya araba yatmaktan çürür, gerçekten de o kapalı otoparkta üç ay boyunca gıkı çıkmadan bekleyen motor, her gün toz yutarak otobanda koşan motordan daha çok yıpranır çünkü yağ süzülüp kartere çekilmiştir bile.
Filtre değişimini es geçip sadece yağı yenilemek var ya, tam anlamıyla akıntıya karşı kürek çekmektir, o eski asbest kokulu filtre içerideki bütün tortuyu yeni yağa kusar da insan da ben bakım yaptırdım diye hava atar.
Kilometre saati henüz dolmadı ama takvim yaprakları kocaman bir yılı devirdi diyelim, ne olacak şimdi, o motor yağı içeride kimyasal olarak bozulmaya başlar çoktan, yani kilometre kadar zaman da acımasız bir katildir.
Yaz sıcağında balkan yaylalarından inen o kalın vizkoziteli yağlar kışın ilk ayazında bal gibi donar da marş motoru o zifti çevireceğim diye akünün ömrünü yer bitirir, işte bu yüzden mevsim geçişleri bakım takvimini altüst eder.
Balatalardan gelen o hafif tıkırtı sesi var ya, insanın tüylerini diken diken eden, işte o ses aslında immdat çığlığıdır ama biz genelde müzik sesini açıp üç gün daha idare ederim deriz.
Servis masrafından kaçmak için sanayi mahallesine gidip yan sanayi filtre taktıranlar, üç kuruş kar edeceğim derken turbo milini kucağında bulur da insan neye uğradığını şaşırır o an.