Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kurşun-asit hücrelerin içindeki o sessiz ölüm, ızgaralardan dökülen aktif malzemenin dipte tortu oluşturmasıyla başlar; elektrolit yoğunluğunun dengesi şaşar ve sülfat kristalleri plakaları zırh gibi sarar... Aslında bu bir hurdaya çıkarma hikayesidir, değil mi? Zira her serbest kurşun iyonu katot yüzeyinde yeniden form bulamaz; bazıları kararlı kurşun sülfat (PbSO
4
) yapısına hapsolur ve o andan itibaren voltaj düşer, marş basmaz olur.
Desülfatasyon protokolleri yüksek frekanslı darbe akımlarıyla o kristal kafesleri kırmayı hedefler; peki ya plakaların mekanik bütünlüğü çoktan erdiyse? Osiloskop ekranında gördüğüm o dalga boyu bozulmaları, iç direncin yani Ri değerinin miliohm seviyesinden ohm mertebesine fırladığının en net kanıtıdır... Kimyasal geri dönüşüm bir yere kadar mümkündür, lakin sülfürik asidin (H
2
SO
4
) özgül ağırlığı 1.280 gram/santimetreküp seviyesinden tabana vurduysa, o akü artık sadece bir kimyasal atıktır.
Ayırıcı separatörlerin mikroskobik gözenekleri mikro-kısa devrelerle dolduğunda, rejenerasyon cihazları bile aciz kalır; çünkü o köprüler erimiştir... Eskiden atölyede sabahlarken katot plakalarına bakıp iç çekerdim; kutu açılır, dipteki o kara çamur temizlenir, distile su ve saf asit eklenir ama sonuç? Hücre voltajı 2.1 voltu görse bile anlık yük altında o gerilim hemen çöker, çünkü kapasite (Ah) tükenmiştir.
Modern litium-iyon veya nikel-metal hidrit bataryaların canlandırma süreçleri ise bambaşka bir mühendislik kabusu; BMS kartının kilitlenen entegrelerini resetlemeden hücre eşitlemesi yapamazsın... Elektrotların lityum iyonlarını interkalasyon mekanizmasıyla geri kabul edememesi, yani anot yapısının bozulması... İşte bu noktada tamir kelimesi sadece bir göz boyamadır; o hücre değişmedikçe sistem sürekli termal kaosa sürüklenir.
4
) yapısına hapsolur ve o andan itibaren voltaj düşer, marş basmaz olur.
Desülfatasyon protokolleri yüksek frekanslı darbe akımlarıyla o kristal kafesleri kırmayı hedefler; peki ya plakaların mekanik bütünlüğü çoktan erdiyse? Osiloskop ekranında gördüğüm o dalga boyu bozulmaları, iç direncin yani Ri değerinin miliohm seviyesinden ohm mertebesine fırladığının en net kanıtıdır... Kimyasal geri dönüşüm bir yere kadar mümkündür, lakin sülfürik asidin (H
2
SO
4
) özgül ağırlığı 1.280 gram/santimetreküp seviyesinden tabana vurduysa, o akü artık sadece bir kimyasal atıktır.
Ayırıcı separatörlerin mikroskobik gözenekleri mikro-kısa devrelerle dolduğunda, rejenerasyon cihazları bile aciz kalır; çünkü o köprüler erimiştir... Eskiden atölyede sabahlarken katot plakalarına bakıp iç çekerdim; kutu açılır, dipteki o kara çamur temizlenir, distile su ve saf asit eklenir ama sonuç? Hücre voltajı 2.1 voltu görse bile anlık yük altında o gerilim hemen çöker, çünkü kapasite (Ah) tükenmiştir.
Modern litium-iyon veya nikel-metal hidrit bataryaların canlandırma süreçleri ise bambaşka bir mühendislik kabusu; BMS kartının kilitlenen entegrelerini resetlemeden hücre eşitlemesi yapamazsın... Elektrotların lityum iyonlarını interkalasyon mekanizmasıyla geri kabul edememesi, yani anot yapısının bozulması... İşte bu noktada tamir kelimesi sadece bir göz boyamadır; o hücre değişmedikçe sistem sürekli termal kaosa sürüklenir.