Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce otoyolun ortasında, gece yarısı direksiyon sallarken gösterge panelinde kırmızı bir akü simgesinin birden belirip sinsice göz kırpmasını hayatım boyunca unutamam.
O minicik ışık aslında arabanın size "ben artık yoruldum, şarj etmeyi bırakıyorum" deme şeklidir ama pek çoğumuz bunu motor kaputunu açıp akünün üzerindeki toza bakarak çözmeye çalışırız.
Aslında işin aslı akünün kendisinde değil, büyük ihtimalle onu besleyen ve hayat veren o gizli kahramandadır... yani alternatörde.
V kayışı dediğimiz lastik parça zamanla gevşer veya kopar, alternatör dönecek gücü bulamaz ve akü de mecburen kendi içindeki son damlaya kadar harcamaya başlar.
Sabahları marşa basarken araba garip bir şekilde homurdanıyor, farlar hafifçe kısıldıktan sonra birden kendine geliyorsa, o lamba yanmasa bile tehlike çanları çoktan çalıyor demektir.
Peki ne yapacağız şimdi, hemen sanayinin yolunu tutup en pahalı parçayı mu mu değiştireceğiz?
Tabii ki hayır, bazen sadece akü kutup başlarındaki o yeşilimsi oksit tabakasını bir zımpara yardımıyla temizlemek her şeyi anında çözer.
Gösterge panelindeki o kırmızı ışık yandığı an sağa çekip kontağı kapatmak bazen yapabileceğiniz en büyük hata olabilir çünkü bir daha o marşa asla basamayabilirsiniz.
Şarj dinamosunun içindeki kömürler bitmiştir belki de, kilometreler boyunca sessizce aşınmışlar ve artık aküye o hayat veren elektriği ulaştıramıyorlardır.
Elektronik beyin her şeyi bilir ama iş aküye gelince bazen kafası karışır, o yüzden sensör kablolarının gevşemiş olma ihtimalini de sakın göz ardı etmeyin.
Uzun yola çıkmadan önce bir kez olsun kaputu açıp o bağlantılara bakmak, binlerce liralık çekici masrafından insanı tek hareketle kurtarır.
O minicik ışık aslında arabanın size "ben artık yoruldum, şarj etmeyi bırakıyorum" deme şeklidir ama pek çoğumuz bunu motor kaputunu açıp akünün üzerindeki toza bakarak çözmeye çalışırız.
Aslında işin aslı akünün kendisinde değil, büyük ihtimalle onu besleyen ve hayat veren o gizli kahramandadır... yani alternatörde.
V kayışı dediğimiz lastik parça zamanla gevşer veya kopar, alternatör dönecek gücü bulamaz ve akü de mecburen kendi içindeki son damlaya kadar harcamaya başlar.
Sabahları marşa basarken araba garip bir şekilde homurdanıyor, farlar hafifçe kısıldıktan sonra birden kendine geliyorsa, o lamba yanmasa bile tehlike çanları çoktan çalıyor demektir.
Peki ne yapacağız şimdi, hemen sanayinin yolunu tutup en pahalı parçayı mu mu değiştireceğiz?
Tabii ki hayır, bazen sadece akü kutup başlarındaki o yeşilimsi oksit tabakasını bir zımpara yardımıyla temizlemek her şeyi anında çözer.
Gösterge panelindeki o kırmızı ışık yandığı an sağa çekip kontağı kapatmak bazen yapabileceğiniz en büyük hata olabilir çünkü bir daha o marşa asla basamayabilirsiniz.
Şarj dinamosunun içindeki kömürler bitmiştir belki de, kilometreler boyunca sessizce aşınmışlar ve artık aküye o hayat veren elektriği ulaştıramıyorlardır.
Elektronik beyin her şeyi bilir ama iş aküye gelince bazen kafası karışır, o yüzden sensör kablolarının gevşemiş olma ihtimalini de sakın göz ardı etmeyin.
Uzun yola çıkmadan önce bir kez olsun kaputu açıp o bağlantılara bakmak, binlerce liralık çekici masrafından insanı tek hareketle kurtarır.