Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Gösterge panelinde birdenbire o kırmızı akü simgesi yandığında insanın yüreği şöyle bir cız ediyor, acaba motoru mu elime alıyorum korkusu sarıyor dört bir yanı. Aslında akü lambası doğrudan motorun mekanik bloğuyla ya da yanma odalarındaki o karmaşık basınçla ilgili değildir; tamamen aracın elektrik ve şarj mimarisinin "ben pes ediyorum" deme şeklidir. Alternatör dediğimiz o emektar şarj dinamosu, motor çalıştığı sürece krank milinden aldığı tahrikle dönerek 13.8 ile 14.4 volt arasında bir gerilim üretmek zorunda. İşte o kırmızı ışık, alternatörün bu voltajı üretemediğini, sistemin doğrudan akünün kendi içindeki 12 voltluk kısıtlı rezervine kaldığını bağırır... Yani motorun kendisi bozulmamıştır ama motoru besleyen elektrik sistemi can çekişiyordur.
Alternatör rulmanı dağılır, içindeki diyot tablası kavrulur ya da konjektör voltajı sabitleyemez hale gelir, pat diye o ışık gözünün içine bakar. Şahsen kaç kere denk geldim, sürücü sanıyor ki motor yağsız kaldı veya piston vurdu. Hayır, alternatör kayışı gevşemiştir belki de, hatta kopmuştur da haberin yoktur. Kayış koptuğunda ne olur biliyor musun; sadece şarj durmaz, bir çok araçta devirdaim pompası da o kayışa bağlı olduğu için motor anında hararet yapmaya başlar... İşin rengi işte tam da bu noktada, o masum görünen elektrik arızasından çıkıp doğrudan motor bloğunun kendisine sıçrar.
Motor arıza ışığı (şu sarı renkli, musluğa benzeyen helikopter kılıklı simge) ile akü lambasını birbiriyle karıştırmak çok sık yapılan bir acemi hatasıdır. Biri egzoz emisyonundan tutun da oksijen sensörüne, vuruntu sensöründen gaz kelebeği konumuna kadar yüzlerce parametreyi denetleyen ECU'nun (elektronik kontrol ünitesi) uyarısıdır, diğeri ise sadece şarj hattındaki voltaj düşüşünün çıplak gerçeğidir. Bazen ikisi aynı anda yanar, insanı büsbütün çıldırtır. Alternatör voltajı 10 voltun altına düşmeye başladığında, aracın beyni sapıtmaya başlar ve hatalı sensör okumaları yüzünden motor arıza lambasını da yakıverir... Voltaj dalgalanması yüzünden sistem ne yapacağını şaşırır kısacası.
Kutup başı oksitlenmiştir, içeriye temassızlık yapıyordur da sen sanırsın ki sanayide binlerce lira harcayacaksın. Akü kutup başındaki o yeşilimsi, beyazımsı tortular var ya, işte onlar şarj akımına direnç gösterir; alternatör sağlam olsa bile aküye akım ulaşmaz ve o lamba gözünü oyar. Şasi kablosunun gövdeye bağlandığı yer paslanmıştır belki, cıvatası gevşemiştir... Küçük bir zımpara kağıdıyla o oksidi kazımak varken, çekici çağırıp ustaya "motor bitti galiba" dersen yandığının resmidir.
O ışık yandığı an klimayı, radyoyu, koltuk ısıtmayı, ne var ne yok hemen kapatacaksın, başka yolu yok. Elektrik direksiyonlu bir araç kullanıyorsan EPS sistemi acayip akım çeker; akü zayıfladıkça direksiyon bir anda sertleşir, virajda kucağında bulursun o koca simidi. Farlar soluklaşır, gösterge paneli pavyon ışığı gibi yanıp sönmeye başlar ve en nihayetinde bujilere ateşleme çakacak voltaj bile kalmadığında motor tak diye durur... Yolda kalmak istemiyorsan, ışık yandığı an en yakın güvenli yere veya direkt bir oto elektriçisine kapak atmalısın.
Alternatör rulmanı dağılır, içindeki diyot tablası kavrulur ya da konjektör voltajı sabitleyemez hale gelir, pat diye o ışık gözünün içine bakar. Şahsen kaç kere denk geldim, sürücü sanıyor ki motor yağsız kaldı veya piston vurdu. Hayır, alternatör kayışı gevşemiştir belki de, hatta kopmuştur da haberin yoktur. Kayış koptuğunda ne olur biliyor musun; sadece şarj durmaz, bir çok araçta devirdaim pompası da o kayışa bağlı olduğu için motor anında hararet yapmaya başlar... İşin rengi işte tam da bu noktada, o masum görünen elektrik arızasından çıkıp doğrudan motor bloğunun kendisine sıçrar.
Motor arıza ışığı (şu sarı renkli, musluğa benzeyen helikopter kılıklı simge) ile akü lambasını birbiriyle karıştırmak çok sık yapılan bir acemi hatasıdır. Biri egzoz emisyonundan tutun da oksijen sensörüne, vuruntu sensöründen gaz kelebeği konumuna kadar yüzlerce parametreyi denetleyen ECU'nun (elektronik kontrol ünitesi) uyarısıdır, diğeri ise sadece şarj hattındaki voltaj düşüşünün çıplak gerçeğidir. Bazen ikisi aynı anda yanar, insanı büsbütün çıldırtır. Alternatör voltajı 10 voltun altına düşmeye başladığında, aracın beyni sapıtmaya başlar ve hatalı sensör okumaları yüzünden motor arıza lambasını da yakıverir... Voltaj dalgalanması yüzünden sistem ne yapacağını şaşırır kısacası.
Kutup başı oksitlenmiştir, içeriye temassızlık yapıyordur da sen sanırsın ki sanayide binlerce lira harcayacaksın. Akü kutup başındaki o yeşilimsi, beyazımsı tortular var ya, işte onlar şarj akımına direnç gösterir; alternatör sağlam olsa bile aküye akım ulaşmaz ve o lamba gözünü oyar. Şasi kablosunun gövdeye bağlandığı yer paslanmıştır belki, cıvatası gevşemiştir... Küçük bir zımpara kağıdıyla o oksidi kazımak varken, çekici çağırıp ustaya "motor bitti galiba" dersen yandığının resmidir.
O ışık yandığı an klimayı, radyoyu, koltuk ısıtmayı, ne var ne yok hemen kapatacaksın, başka yolu yok. Elektrik direksiyonlu bir araç kullanıyorsan EPS sistemi acayip akım çeker; akü zayıfladıkça direksiyon bir anda sertleşir, virajda kucağında bulursun o koca simidi. Farlar soluklaşır, gösterge paneli pavyon ışığı gibi yanıp sönmeye başlar ve en nihayetinde bujilere ateşleme çakacak voltaj bile kalmadığında motor tak diye durur... Yolda kalmak istemiyorsan, ışık yandığı an en yakın güvenli yere veya direkt bir oto elektriçisine kapak atmalısın.