Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yolda kalmanın o tarifsiz, sinir bozucu sessizliğini bilir misin, kontak anahtarını çevirdiğinde motordan gelen o tekdüze tıkırtı insana aniden bütün planlarını unutturur ve gösterge panelindeki o kırmızı akü simgesi sanki tüm dünyayla dalga geçiyormuş gibi dik dik yüzüne bakar. Sabahın erken saatinde işe yetişme telaşıyla arabaya bindiğinde, marş motorunun o can çekişen cılız homurtusu bir anda kesiliverir ve motor bir türlü çalışmak bilmez, o sırada gözün istemsizce gösterge panelindeki lambalara kayar ve akü ışığının inatla yanmaya devam ettiğini görürsün. Aslında bu durum, otomobilin sana çok önceden fısıldadığı ama senin belki de günlük koşturmacalar arasında kulak ardı ettiğin o son uyarısıdır, yani sistem artık tamamen tükenmiştir ve enerji akışı kesilmiştir.
Şarj dinamosu dediğimiz o sessiz kahraman, motor çalıştırıldığı an itibarıyla aküyü beslemekle görevlidir ama bazen bu parça görevini yapmayı bırakır ve akü yavaş yavaş bitmeye başlar, sen trafikte seyrederken ya da kırmızı ışıkta beklerken farların hafifçe kısılması aslında yaklaşan tehlikenin en net göstergesidir. Akü lambasının marş basmama problemiyle aynı anda yanması, genellikle elektriksel döngünün tamamen koptuğunu ve alternatörün aküye hayat suyu pompalayamadığını gösterir; yani marşa basacak o son güç bile depoda kalmamıştır. Bazen mesele sadece akünün ömrünü doldurmasından ibaret değildir, alternatör kömürlerinin aşınması veya konjektör arızası da bu can sıkıcı tablonun başrolünde yer alabilir...
Peki bu durumda ne yapmak gerekir, kaputu açıp eline feneri alıp öylece bakmak bazen sadece durumu anlamaya çalışmaktan ibaret kalır çünkü gözle görülemeyen kablo kopuklukları veya oksitlenmiş kutup başları bu arızanın en büyük tetikçisidir. Kutup başlarının gevşemesi ya da zamanla beyaz bir tozla kaplanması, elektrik akımının marş motoruna ulaşmasını engeller ve sen anahtarı her çevirdiğinde akü var gücüyle dirense de o elektrik o marş dişlilerine bir türlü ulaşamaz. Ustaların ellerindeki avometreyle ölçüm yaparken büründüğü o gizemli hava bazen insanı sinirlendirse de, aslında sorunun kaynağını bulmak sabır gerektiren ince bir işçiliktir; belki de sadece yıllara yenik düşmüş bir şase kablosu tüm bu kabusun tek sorumlusudur.
Aracını bu halde bırakıp çekici beklemek zorunda kalmak insanın moralini öylesine bozar ki, o an harcadığın zamanın ve paranın hesabı zihninde uçuşup durur; oysa periyodik bakımlarda akü gözünün rengine ya da şarj değerlerine bir kez olsun bakılsa belki de bu yolda kalma hikayesi hiç yazılmayacaktı. Kimi zaman yeni aldığın bir akünün bile birkaç ay içinde bu şekilde boşalması, araçta kaçak akım olduğunun veya şarj sisteminin fazla voltaj üreterek aküyü patlama noktasına getirdiğinin acı bir habercisidir. Uzun yolda ya da şehrin ortasında bu ihtimalle yüzleşmek gerçekten yıpratıcıdır, bu yüzden gösterge panelindeki o küçük kırmızı ışığı asla ama asla küçümsememek ve ilk fırsatta bir elektrikçinin yolunu tutmak en doğrusudur...
Şarj dinamosu dediğimiz o sessiz kahraman, motor çalıştırıldığı an itibarıyla aküyü beslemekle görevlidir ama bazen bu parça görevini yapmayı bırakır ve akü yavaş yavaş bitmeye başlar, sen trafikte seyrederken ya da kırmızı ışıkta beklerken farların hafifçe kısılması aslında yaklaşan tehlikenin en net göstergesidir. Akü lambasının marş basmama problemiyle aynı anda yanması, genellikle elektriksel döngünün tamamen koptuğunu ve alternatörün aküye hayat suyu pompalayamadığını gösterir; yani marşa basacak o son güç bile depoda kalmamıştır. Bazen mesele sadece akünün ömrünü doldurmasından ibaret değildir, alternatör kömürlerinin aşınması veya konjektör arızası da bu can sıkıcı tablonun başrolünde yer alabilir...
Peki bu durumda ne yapmak gerekir, kaputu açıp eline feneri alıp öylece bakmak bazen sadece durumu anlamaya çalışmaktan ibaret kalır çünkü gözle görülemeyen kablo kopuklukları veya oksitlenmiş kutup başları bu arızanın en büyük tetikçisidir. Kutup başlarının gevşemesi ya da zamanla beyaz bir tozla kaplanması, elektrik akımının marş motoruna ulaşmasını engeller ve sen anahtarı her çevirdiğinde akü var gücüyle dirense de o elektrik o marş dişlilerine bir türlü ulaşamaz. Ustaların ellerindeki avometreyle ölçüm yaparken büründüğü o gizemli hava bazen insanı sinirlendirse de, aslında sorunun kaynağını bulmak sabır gerektiren ince bir işçiliktir; belki de sadece yıllara yenik düşmüş bir şase kablosu tüm bu kabusun tek sorumlusudur.
Aracını bu halde bırakıp çekici beklemek zorunda kalmak insanın moralini öylesine bozar ki, o an harcadığın zamanın ve paranın hesabı zihninde uçuşup durur; oysa periyodik bakımlarda akü gözünün rengine ya da şarj değerlerine bir kez olsun bakılsa belki de bu yolda kalma hikayesi hiç yazılmayacaktı. Kimi zaman yeni aldığın bir akünün bile birkaç ay içinde bu şekilde boşalması, araçta kaçak akım olduğunun veya şarj sisteminin fazla voltaj üreterek aküyü patlama noktasına getirdiğinin acı bir habercisidir. Uzun yolda ya da şehrin ortasında bu ihtimalle yüzleşmek gerçekten yıpratıcıdır, bu yüzden gösterge panelindeki o küçük kırmızı ışığı asla ama asla küçümsememek ve ilk fırsatta bir elektrikçinin yolunu tutmak en doğrusudur...