Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayide yıllardır direksiyon sallayan ustasından tutun da yetkili servis kabul kabulündeki en tecrübeli danışmana kadar kime sorsanız, otomobilde elektrik altyapısının her şeyin kalbi olduğunu size uzun uzun anlatır. Bir sabah kontağı çevirdiğinizde gösterge panelinde aniden beliriveren ve o hiç sevmediğimiz turuncu renkle gözümüzü alan ABS lambası, ilk bakışta sadece fren sistemine bağlı hidrolik ya da sensör bazlı bir aksaklığın habercisi gibi durabilir... Oysa işin derinine indiğinizde, alternatör yani halk arasındaki adıyla şarj dinamosu yeterli voltajı üretemediğinde aracın beyin sistemlerinin ilk gözden çıkardığı donanım doğrudan ABS kontrol ünitesi oluyor. Güç yönetimi modülü, sistemdeki voltaj düşüşünü hissettiği o mikro saniyeler içinde önceliği motorun çalışmaya devam etmesine verip güvenlik sistemlerinin beslemesini kademeli olarak kesiyor; işte tam bu noktada fren pedalında bir gariplik hissetmeseniz dahi o lamba aniden yanarak size aslında şarj sisteminizin can çekiştiğini fısıldıyor.
Otomobillerin modernleşip adeta tekerlekli birer bilgisayara dönüştüğü şu günlerde, mekanik arızalardan ziyade elektriksel voltaj dalgalanmalarının yol açtığı elektronik karmaşalarla boğuşmak neredeyse kaçınılmaz bir hal aldı. Akü tam olarak şarj edilemediğinde ya da alternatörün içindeki konjektör arızalanıp sisteme düzensiz, yetersiz akım gönderdiğinde, hassas voltaj aralıklarıyla çalışan mikrodenetleyiciler hemen koruma moduna geçiyor. Gerilimin kritik eşiğin altına düşmesi durumunda aracın elektronik kontrol ünitesi (ECU) sistemi emniyete almak ister; bu da sürücüye doğrudan "frenlerinizi kontrol ettirin" mesajı olarak geri döner. Yani o an aslında fren balatalarınız pırıl pırıldır, hidrolik seviyenizde gram eksilme yoktur ama şarj dinamosundan gelmeyen o iki üç voltluk eksik güç yüzünden araba adeta kendi kendini korumaya alıp göstergeyi bayram yerine çevirir...
Kendi tecrübelerimden ve trafikte başıma gelen sayısız garip arızadan biliyorum ki, göstergede yanan tek bir arıza lambası insanı hemen en kötü senaryoya, yani binlerce liralık bir fren beyni değişimine zihnen hazırlar. Oysa tecrübeli bir göz, aracın farlarındaki hafif bir rölanti dalgalanmasını veya cam krikolarının her zamankinden daha yavaş çalışmasını hemen fark edip rotayı doğrudan oto elektrikçisine çevirmeyi iyi bilir. Şarj dinamosundaki bir rulman kilitlenmesi, diyot köprüsü yanması veya konjektör arızası öncelikle akünün gücünü tüketir, ardından araçtaki en hassas modüllerden biri olan fren kontrol kartını devre dışı bırakır. Dolayısıyla "sadece şarj dinamosu bozuldu, ABS ile ne alakası var" deyip geçmemek, sorunun kaynağını yanlış yerlerde arayıp boş yere parça değiştirmemek adına hayati bir tecrübedir.
Direksiyon başındayken birdenbire panelde yanan ışıkları gördüğünüzde paniğe kapılıp hemen en pahalı parçaları değiştirmeye kalkışmak yerine, elinize bir voltmetre alıp ya da bir ustaya rica edip akü kutup başlarındaki şarj voltajını ölçtürmek en akıllıca adım olacaktır. Çalışan bir araçta alternatörün 13.8 ile 14.4 volt arasında kararlı bir akım üretmesi beklenirken, bu değer 12 voltun altına sarktığı an elektronik sistemlerin teker teker saçmalamaya başlaması son derece doğaldır. Bazen küçük bir kömür aşınması, bazen gevşemiş bir alternatör kayışı... Hatta bazen sadece oksitlenmiş bir şasi kablosu bile araçtaki voltajı düşürerek o meşum ABS ışığını yakmaya yeter de artar bile. Sürücünün yapacağı en büyük hata, arızanın sadece ilgili sistemde olduğunu varsayıp genel elektrik sisteminin sağlığını göz ardı etmektir.
Otomobillerin modernleşip adeta tekerlekli birer bilgisayara dönüştüğü şu günlerde, mekanik arızalardan ziyade elektriksel voltaj dalgalanmalarının yol açtığı elektronik karmaşalarla boğuşmak neredeyse kaçınılmaz bir hal aldı. Akü tam olarak şarj edilemediğinde ya da alternatörün içindeki konjektör arızalanıp sisteme düzensiz, yetersiz akım gönderdiğinde, hassas voltaj aralıklarıyla çalışan mikrodenetleyiciler hemen koruma moduna geçiyor. Gerilimin kritik eşiğin altına düşmesi durumunda aracın elektronik kontrol ünitesi (ECU) sistemi emniyete almak ister; bu da sürücüye doğrudan "frenlerinizi kontrol ettirin" mesajı olarak geri döner. Yani o an aslında fren balatalarınız pırıl pırıldır, hidrolik seviyenizde gram eksilme yoktur ama şarj dinamosundan gelmeyen o iki üç voltluk eksik güç yüzünden araba adeta kendi kendini korumaya alıp göstergeyi bayram yerine çevirir...
Kendi tecrübelerimden ve trafikte başıma gelen sayısız garip arızadan biliyorum ki, göstergede yanan tek bir arıza lambası insanı hemen en kötü senaryoya, yani binlerce liralık bir fren beyni değişimine zihnen hazırlar. Oysa tecrübeli bir göz, aracın farlarındaki hafif bir rölanti dalgalanmasını veya cam krikolarının her zamankinden daha yavaş çalışmasını hemen fark edip rotayı doğrudan oto elektrikçisine çevirmeyi iyi bilir. Şarj dinamosundaki bir rulman kilitlenmesi, diyot köprüsü yanması veya konjektör arızası öncelikle akünün gücünü tüketir, ardından araçtaki en hassas modüllerden biri olan fren kontrol kartını devre dışı bırakır. Dolayısıyla "sadece şarj dinamosu bozuldu, ABS ile ne alakası var" deyip geçmemek, sorunun kaynağını yanlış yerlerde arayıp boş yere parça değiştirmemek adına hayati bir tecrübedir.
Direksiyon başındayken birdenbire panelde yanan ışıkları gördüğünüzde paniğe kapılıp hemen en pahalı parçaları değiştirmeye kalkışmak yerine, elinize bir voltmetre alıp ya da bir ustaya rica edip akü kutup başlarındaki şarj voltajını ölçtürmek en akıllıca adım olacaktır. Çalışan bir araçta alternatörün 13.8 ile 14.4 volt arasında kararlı bir akım üretmesi beklenirken, bu değer 12 voltun altına sarktığı an elektronik sistemlerin teker teker saçmalamaya başlaması son derece doğaldır. Bazen küçük bir kömür aşınması, bazen gevşemiş bir alternatör kayışı... Hatta bazen sadece oksitlenmiş bir şasi kablosu bile araçtaki voltajı düşürerek o meşum ABS ışığını yakmaya yeter de artar bile. Sürücünün yapacağı en büyük hata, arızanın sadece ilgili sistemde olduğunu varsayıp genel elektrik sisteminin sağlığını göz ardı etmektir.